|
http://www.tinaztitiz.com
Önce bazı tahminler:
Cankurtaran sahibi kuruluşların yetkilileri:
o
Ambulans sayısı yeterli değildir
o
Mevcut ambulansların bir kısmı ömürlerini doldurmuştur, sık arıza
yapıyorlar
o
Sürücü sayımız yeterli değil, kadro vermiyorlar
o
Biz bu araçları kendi personelimiz için bulunduruyoruz, diğer olaylar
için göndermek zorunda değiliz
o
Sorumluluk bölgemizde olan olaylara yolluyoruz, gecikme söz konusu
değildir
Cankurtaran sürücüleri:
o
Trafik sıkışık
o
Diğer sürücüler yol vermiyor
o
Sıra diğer arkadaşındı, her zaman bana bırakıyorlar, zaten ücretimiz
düşük
o
Gecikme söz konusu değildir
Vatandaş (normal):
o
Ha, onlar mı gelmez
o
Geç gelen birkaçını sallandırırsan mesele biter
Vatandaş (uyanık):
o
Cankurtaranlar trafik sıkışıklığı için çok iyi bir çözümdür. Acele işi
olanlar peşine takılınca daha çabuk gidilir.
o
Niye yol vereyim, bana yol versinler ben de zaten aynı yöne gideceğim
Vatandaş (AB)
o
AB'ye girince gecikmeler kalmayacak, çünkü Avrupa'da gecikme
olmuyormuş
Vatandaş (daha bir vatandaş):
o
Bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum
Resmi yetkililer:
o
Yeni satın alınacak cankurtaran araçlarıyla bahse konu sıkıntı tamamen
önlenecektir
Bunlar
birer tahmindir. Muhtemelen her birinin gerçeklik payı da vardır. Ama
acaba Pareto kuralı uyarınca sonuçların %80'ini oluşturan "başlıca
%20" nedenler acaba bunlardan hangileridir? Yoksa acaba o önemli %20
nedenler bunların içinde hiç sayılmamış mıdır?
Evet
en önemlisi sayılmamıştır..
"Diğer
sürücüler yol vermiyor" olarak
ifade edilen -ki o da bir kök neden değildir- dışındakilerden
hiçbirisi (evet hiçbirisi) gecikme olgusunun önemli nedeni değildir.
Cankurtaranlar gecikir ve bundan sonra da gecikmeye devam edecektir..
Hattâ ne
kadar çok araç alınırsa gecikmeler o kadar çok artacaktır. Çünkü
gecikme olgusunun başlıca nedenlerinin en başında, sınırlı miktardaki
kaynakları sınırsız ihtiyaçlara tahsis etme bilincine ve tekniklerine
sahip bir "ağ örgütlenmesi" bulunmayışı gelmektedir. Cankurtaran
sayısı artınca, bu bilinç eksiği daha çok kargaşaya yol açacaktır.
Cankurtan
sahibi kuruluşların (Sağlık Bakanlığı, belediyeler, gönüllü
kuruluşlar, özel hastaneler vd) herbirisi ayrı statülere sahiptirler,
emir aldıkları ve verdikleri makamlar birbirlerinden farklıdırlar.
Ancak sıkıyönetim zamanlarında hepsi aynı makamın emir ve komutasına
girerler. (Zaten bu yüzden de -söylem böyle olmasa da- halkımızın en
çok sevdiği yönetim biçimi askerli ya da askersiz ama mutlaka "sıkı"
yönetimlerdir).
Bu durum
karşısında, bir olay anında bir ambulansın olay yerine gelebilmesi
gerçek bir mucizedir ve Tanrı'nın varlığının bir işareti sayılmalıdır.
Normal olarak gelmemesi gerekirdi.
Ağ
örgütlenmesi, bugün sahip olduğumuz "ortalama" insan nitelik dokumuzun
daha üzerinde bir akıl-fikir düzeyi gerektirmektedir. Bugünkü
düzeyimiz ise henüz doğrusal (basit, lineer) ilişkileri -tak diye
emretmek-şak diye yapmak basitliğinde- algılayabilmektedir.
Ağ Tipi
Örgütlenme, birbirinden farklı statüdeki kuruluş ve kişilerin, belirli
bir amacı gerçekleştirmek üzere karşılıklı olarak etkileşmeleri, bu
sürecin yönetişimini sağlamaları ve bu etkileşim ağının, hiçbirisinin
mutlak emir ve komutası olmaksızın kendi kendini düzenlemesi demektir.
Bu tür
bir teknolojiye -bu gibi becerilere soft-teknolojiler denilebilir-
sahip olmaksızın, cankurtaranlar gecikecek, trafik kazaları olmaya
devam edecek ve de depremlerde insanlar ölecektir.
Bu tür bir örgütlenmeyi kim yapmalıdır?
Beklenen
cevap "devlet"tir, yani burada Sağlık Bakanlığı. Bu olabilir, ama şart
değildir. Hattâ devlete ait bir organ olmazsa daha da iyi olur. Bu
konuyu önemli gören ve ağa dahil olacak kuruluşlarla iletişime
girebilecek herhangi bir kuruluş olabilir. Örneğin, Cankurtaran Ağı
(dernek, vakıf, platform vb).
Bu
girişimin başarısı iki anahtara bağlıdır: (1) "Biz varken başkasına
n'oluyor?" alışkanlığını
kırabilmek, (2) Farklı statüdeki kuruluşlarla etkileşime
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=18)
girmeye -içtenlikli olarak- istekli olmak.
Ağ Tipi
Örgütlenmenin bir miktar teknik ayrıntıları
http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=698 adresinde
bulunabilir. Daha fazla teknik ayrıntı (ağa katılanlar arasındaki
protokolların nasıl yapılacağı, Ağ Odağı'nın işlevini nasıl yapacağı,
toplu kararların nasıl alınacağı vs), yukarıda sayılan 2 anahtar
gereksinim yanında gerçek birer ayrıntıdır.
Siyasal-bürokratik hanzoluk denilebilecek "bu işler bizden sorulur"
tavrı terkedildiğinde cankurtaranların zamanında gelmesi, onlarca
kuruluşun birbiriyle etkileşebilmesi ve kaza-belâ hallerinde daha az
insanın kaybedilmesi mümkün olabilecektir. Aksi halde ne olacağını
Mustafa Sandal söylüyor: Pazara kadar değil mezara kadar!
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|