|
http://www.tinaztitiz.com
Ulemamız her ne
sorun varsa çözümünü getirip getirip eğitime bağlayarak okulları adres
göstermiş oluyor. Devlet ise müfredatı bu sorunların çözümleriyle
şişiriyor ve sonunda bu kadar çözümün bellenmesi ancak ezberle mümkün
olabileceği için de "sormayan, sorgulamayan, sadece itaat eden ve
kendisine -her yönden- bakılmasını bekleyen" özel bir merinos türü
yetişiyor.
Adına
"yüksek katma değer üretme yarışı çağı"
denilebilecek zamanımızda kendisine yer olmayan, muhtaç, yakınıcı,
tüketici, -her yönden- saygısız bir toplumsal tümör böylece ortaya
çıkmaya başlıyor.
"AB
Türkiye'yi niçin istemiyor?"
sorusunun yanıtını bu tarafta aramak daha yapıcı sonuçlara
götürebilir.
Toplumun kolektif
mizah duygusu, "eğitim şart"
iğnelemesini yakalamış, "hah
işte söylemek istediğim buydu"
demeye getirmiştir.
Her sorunun en
önemli bileşenlerinin başında "eğitim"in
yer aldığı kolayca kanıtlanabilir. Ancak bu "eğitim"in hangi eğitim
olduğu sorgulanmadığı için, sokaktaki insanımızın geleneksel adres
olarak gördüğü okul, bu eğitimin doğal -ve sorgulama dışı kalmış-
adresi olarak kabul edilegelmiştir.
Halbuki okul,
özellikle de günümüzün etkileşim araçları karşısında,
"eğitim kaynakları kümesi"
içindekilerden yalnızca bir tanesi, üstelik de pek etkili
olmayanlardan birisidir.
Artık bir tane
okul değil bir dizi okul vardır:
Ø
Milli
Eğitim Bakanlığı'nca yönetilen bildik kurumlar okuldur,
Ø
Aile
okuldur,
Ø
Stadyumlar
okuldur,
Ø
Sokaklar
okuldur,
Ø
Gazete ve
dergiler okuldur,
Ø
İnternet
okuldur,
Ø
Ve TV'ler:
-
Geri zekalılık
taklidi (taklit midir gerçek midir bilinmez) yoğunluklu dizileriyle,
-
Cinsel açlık
giderici-çoğaltıcı-pazarlayıcı programlarıyla,
-
Cehalet timsali
para ve/ya şöhret şımarıklarının sergilendiği magazinlerle
başlı başına birer
okuldur.
Bütün bu okullar
iki yolla etki yaratıyorlar:
1. Sistemlerinin gereği olarak
sevdirme, kısmi zorlama, koşullandırma gibi yöntemlere dayalı "açık
(resmi) içerikler" yoluyla,
2. Rol modelleri üzerinden
verdikleri "saklı içerikler" yoluyla
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=653,
http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=659,
http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=577).
Bu ikinci bileşen,
bütün bu okullardaki eğitim süreçlerinin can alıcı noktasıdır. Hele,
bilgi-beceri bileşenlerinin büyük ölçüde ezber ve koşullandırmalı
bellemeye dayalı olduğu dikkate alınırsa ne denli az önem taşıdıkları,
esas önemli etkinin "rol modeli"
bileşenlerinden geldiği daha iyi görülebilecektir. Nitekim hemen
herkes, yaşamını şekillendiren kişiliğinin, değerlerinin, böylesine
rol modeli kişilerden etkilendiğini deneyimlemiştir.
O halde önce
yozlaştırıcı rol modeli okullara dikkat!
2005 mali yılı
bütçesine göre gerekli derslik sayısının sağlanabilmesi için 10
katrilyon TL (yaklaşık 7 milyar dolar) kaynak gerektiği biliniyor. Bu
para -hattâ daha fazlası- bulunsa dahi, sağlanacak olumlu etkiyi tek
başına yokedebilecek yozlaştırıcı rol modellerinden yüzlercesi hergün
gözümüze kulağımıza sokulmaktadır.
24 saat süreyle
abazan yurttaşlarımıza tekstil sanayiinin ürünlerini(!) sunan bu işe
tahsisli bir TV kanalı, diğer programların aralarına serpiştirilerek
yayın yaparak gizli hayat kadınlarının -ki bu işi açık yapanların
haklarını ihlal etmektedirler- pazarlamasını yapan TV'ler, yarışma adı
altında dilenciliğe, onursuzluğa koşullandıran programlar, haber adı
altında dahi kadınların sadece tek işe yaradığı saklı içeriğini
işleyen -Asena olayında bir kadının sadece dansöz kimliğini tek kimlik
olarak sunan- yayınlar bunlardan sadece birkaçıdır.
Bu okulların büyük
çoğunluğu, "eğitimin
şart olduğu"
konusunda boyuna ahkâm kesen, yol gösteren, akıl öğreten medya
organlarınca işletilmektedir. Bu olgunun ardındaki gerçek dürtü ise
-ne yolla olursa olsun- para kazanmak, savunulan neden ise "halkın
böyle istediği"dir.
Halk gerçekten
istiyor mu ya da hangi halk?
Halkın bir
bölümünün bu tür muhabbet pazarlamasını istediği doğru olabilir.
Ayrıca da bazı hallerde sunu ile arzın birbirini artırdığı da (pozitif
geri besleme) bilinmektedir. Cinsellik konusu bunlardan birisidir.
Cinselliği tanımamış genç nüfus çoğunluğu, başlıca motifi cinsellik
olan dedikodu, mizah, haber gibi konulara doğal olarak eğilimlidir.
Ama halkın bir
bölümü de -belki sayıca daha az- bu tür yoz yayınlardan şikayetçidir
ve hattâ nefret etmektedir; ama sesi de çıkmamaktadır.
Çözüm bu
noktadadır!
Çözüm, sesi çıkmayan bu
"diğer halk"ın sesinin çıkması, daha
Türkçesi bu tür yayınları bütünüyle boykot etmesi ve de bunu bir yolla
(izlemeyerek, reklâm vermeyerek ve bu eylemlerini yayarak)
duyurmasıdır. Örneğin, telefon, faks, e-posta, mektup, makale ve diğer
herhangi yollarla şöyle sesler çıkmasından başka çözüm görünmüyor:
-
"Yayınlarınızda muhabbet tellâllığı görmek istemiyoruz",
-
"Mankenlerin, hangi futbolcuları nasıl avlamaya çalıştığını görmek,
bilmek istemiyoruz, bunlara ilgi duymuyoruz",
-
"Nasıl
kazanıldığı belli olmayan (olan) paralarını nasıl harcadığını
milyonların gözüne sokarak, jipiyle, eviyle, masrafıyla onları tahrik
eden, bir çeşit aşağılayan görgüsüzleri izlemek zorunda değiliz",
-
"Kadınları cinsel obje olarak sunmayı cinsel özgürlük olarak onlara
yutturmaya çalışmanıza, onları enayi yerine koymanıza razı değiliz",
-
"Kimin
kimle yattığını merak etmiyoruz, izlemek istemiyoruz",
-
"Mizah
programı adı altında sürekli olarak geri zekâlılık taklidi yaparak
gizlenen geri zekâlıları izlemek istemiyoruz",
-
"Yarışma programı adı altında halkın dilenciliğe özendirilmesini
istemiyoruz",
-
"Yarışma programlaına katılanlara yapılan kaba-saba, açık-saçık
tacizlerin şaka olarak sunulmasını istemiyoruz",
-
"Çeşitli
vesilelerle TV'ye çıkarılan kişilere, sunucuların yaptıkları
hakaretleri onların kişiliklerine uygun buluyoruz, ama bu hakaretleri
çoluk çocuğumuza izletmek zorunda kalmak istemiyoruz",
-
"Reklam Öz
Denetim Kurulu olarak kendini adlandıran kurulun, dili yozlaştırıcı
reklamları görmezden gelmesini hazmedemiyoruz",
-
"RTÜK'ün
bütün bunlara karşı kalabalık lâf üretiminden başka ne gibi önlemler
aldığını merak ediyoruz ve vergilerimizle maaşlarını verdiğimiz bu
insanlardan işlerini doğru yapmalarını bekliyoruz",
-
"İstemeyen
seyretmesin kabadayılığına katlanmak zorunda olmadığımızın
bilinmesini, çoğunluğun bu argümanı kullanması halinde -ki durum
şimdilerde budur- izlenecek medya organı bulunamayacağının idrak
edilmesini ve bu dayatmadan vazgeçilmesini istiyoruz",
-
"Ve üstüne
üstlük, bütün bu düzeysizlikleri yapan, kurgulayan, oynayan, organize
eden, finanse eden, bunlar yoluyla para kazanan ve bunlara akıl
hocalığı yapanların gözümüze baka baka cumhuriyeti, laikliği,
erdemleri savunmasını hazmedemiyor ve bunu hem kendimize hem de bu
kavramlara ağır bir hakaret olarak algılıyoruz".
Türkiye
mankenlerden, görgüsüzlerden, birbirini aldatan insanlardan,
kabadayılardan ve bunları seyrettiren tellâllardan ibaret değildir.
Bilim adamıyla, sanatçısıyla, yazarıyla, çizeriyle bir
"öteki halk" vardır.
Gelecek nesillere
rol modeli olarak bu ikincileri sunmak tüm toplumun görevidir. Bu, bir
numaralı insan haklarındandır.
Bu yoz okullar bu
yolla kapatılmalıdır. Yoksa çare, çocuk ve gençlerimizin zamanlarının
ancak %9 kadarını geçirdikleri okullara, bu pisliklerin temizlenmesi
görevini vermek değildir.
Okullardan
istenecek olanlardan başlıcası ise, okul dışı okulların ürettiği
yozluklardan kısmen de olsa korunabilmek için veli-okul-öğrenci
arasında sözleşmeler yapılması, bunun gevşek bir seçenek değil bir
numaralı zorunluk haline getirilmesidir
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=692).
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|