|
http://www.tinaztitiz.com
"İş" Denilen Nedir?
İş, ihtiyaç giderme değiş-tokuşunda taraflardan birisinin diğerine
ödediği fiyattır. Eğer bir yerde ihtiyaç var ve birileri de bu
ihtiyacı gideriyor ise her iki taraf da kendi ihtiyaçlarını karşılıyor
demektir. Örneğin, ev kadınının ihtiyacı kesesine uygun sebze almaksa,
bunu gideren seyyar satıcının aldığı para, bu değiş-tokuştan doğan
işin bir diğer adıdır.
Bu tanım basittir fakat işlevseldir. Yıllar boyu okuyup eline diploma
alan, sonra da iş bulamadığından yakınan kişi öncelikle, hangi
ihtiyacı gidermek üzere hangi becerileri kazandığını, bu becerilere
kimin ihtiyacı olduğuna bakmalıdır.
Ya da gerçekten iş (yani onun getireceği geliri) istiyor ise,
ihtiyaçların neler olduğunu, insanların nelere para verme arzusunda
olduğunu, bunları nasıl kazanabileceğini sormaya başlamalıdır.
İhtiyacı Kim Giderirse İş Onundur
Bu basit görünümlü süreçte ihtiyaç sahipleri ve ihtiyacı giderenler
kimlerdir? Bunlar hep aynı ülkenin vatandaşları olmak zorunda
değildir. Dünyanın herhangi bir yerindeki birileri, bir başka
köşesindeki ihtiyacı gidermede, o yerin halkından daha iyi ve daha
ekonomik olarak hizmet veriyor ise "iş"i yani ödülü onlar alır. Bunun
adı "rekabet gücü"dür.
Daha hızlı yürüyen, daha az uyku ile yetinebilen, daha az yiyip daha
iyi beslenen, daha hızlı öğrenebilen, bildiklerinin bir bölümünü daha
hızla unutabilen, başkalarından daha az yakınan, daha doğru sorular
sorabilen, daha az korkan, daha akıllı olanların rekabet gücü daha
yüksek olmaktadır.
Düne kadar toplumumuzun içme suyu, yoğurt, gazoz ihtiyacını
karşılayabilen insanlarımız bugün elindeki işi başkalarına
kaptırmıştır; hem de bizzat kendi insanları aracılığıyla.
Rekabet gücü, en aşılmaz sanılan duvarları aşabilmektedir. Girmeye can
attığımız AB serbest dolaşım hakkı verseydi, bu ülke insanınca
karşılanmakta bulunan şoförlük, avukatlık, doktorluk ve daha onlarca
iş alanını rekabet gücü daha yüksek olanlara kaptıracaktı.
İnsanlarımız Avrupa işgücü pazarını ele geçirmeyi düşüne dursunlar,
ellerindeki işleri de onlara kaptıracaklardır.
Nitekim İngiltere'nin sıradan kadınları kolejlerimizde İngilizce
öğretmeni olarak, Romanya ve Moldavia'nın ev kadınları ise yaşlı ve
hasta bakımı sektöründe yerli halkı elimine etmişlerdir. Sıra
Hindistan'dan gelecek olan bilgisayar okur-yazarlarıdır. Sıra
diğerlerine de gelecektir.
Halen çok öğündüğümüz KOBİ'lerimizin en büyük düşleri bir yabancı
şirket tarafından satın alınabilmektir.
Bütün bunlar bireylerimizin rekabet güçleri yani onların nitelikleri
ile ilgilidir.
Temel Denklemler
Giderek kronikleşen işsizlik sorunu konusunda temel denklemler
denilebilecek birkaç ilke -anlaşılamaz biçimde- göz ardı ediliyor. Bu
ilkeler üzerinde genel bir uzlaşı kurmak olmazsa olmazların başında
geliyor.
Ama bu uzlaşıyı kurabilmek için de bu ilkelerin hiç olmazsa gündemde
bulunmaları, üzerinde birkaç kişi arasında da olsa konuşuluyor olması
gerekiyor. Ama durum bu değildir.
Nedenleri bırak sonuçlara bak
"İşsizlik" adı altında anılan olgunun ne olduğu, nere(ler)den
kaynaklandığı ve bu kaynakların nasıl kurutulacağı değil, sonuçların
yani işsizliğin nasıl ortadan kaldırılacağı konuşuluyor.
10 milyon inşaat işçisi
İnşaat sektörünün canlandırılması yoluyla işsizlere inşaat işçiliği
yollarının açılması ya da her işyeri sahibinin ilave bir kişiyi işe
alması gibi yollarsa halen en popüler olanlar. Bu ve benzeri çözümler,
sözü edilen temel denklemlerin -bilerek ya da bilmezlikten ötürü-
önemsenmediğini gösteriyor.
İşsizliğin sıfır olduğu ve çalışan nüfusun büyük bölümünün inşaat
işçisi -gerisi de otomobil üretimi işçisi, garson ve konfeksiyon
işçisi- olduğu bir Türkiye vizyonu; vizyon 2023 herhalde budur!
Denize düşen
Önerilen bu çözümler bir yandan da içine düşülmüş bulunan aczin
boyutlarını gösteriyor. Bir anlamda denize düşen yılana sarılıyor!
Bu
hastalık
eskidir
Ancak şuna hemen işaret edilmeli: inşaat sektörü yoluyla işsizliğin
emilmesi yeni bir yaklaşım değildir. Siyasetçi-bürokrat-akademisyen
üçlümüz yıllar boyunca geliştire geliştire bu modeli bulabilmişler,
işsizlik ne zaman konu edilse toplumun önüne bunu sürmüşlerdir.
Faizler düşecek, ev fiyatları inecek, inşaat piyasası -yan
piyasalarıyla birlikte- canlanacak, böylece doğrudan ve dolaylı
istihdam imkanları artacaktır. Yetmişli yıllarda icat edilen bu model
halen tedavüldedir.
Bir diğer "çözüm"
Bulunabilen diğer "çözüm" ise kamu kadrolarını şişirmek olmuştur.
Böylece kalabalıklaşan kamu kadrolarının -süreç parçalanmalarına yol
açması, kamu görevlilerinin ücretlerinin düşmesi nedeniyle rüşvete yol
açması gibi nedenlerle- ne büyük bir bela olduğu henüz yeni yeni
-belki- anlaşılmaya başlanmıştır.
Nedir Bu Temel Denklemler?
Temel Denklem 1 - İş, gelir
yaratma yollarından birisidir, fakat tek yol değildir. Mutsuzluğa yol
açan işsizliğin kendisi değil, onun sonucu olan "gelir yetmezliği"dir.
Buna göre, sadece işsizlik ile uğraşmak yerine gelir yetmezliğine yol
açan tüm nedenlere bakmak gerekir. İşsizliğin yarattığı gelir
yetersizliğini, "iş" dışındaki yollardan bir(kaç)ı ile gidermek veya
azaltmak mümkün olabilir.
Bu temel denklemi gözde canlandırmanın iyi bir yolu, ikisi de dörder
kişilik A ve B aileleridir. A ailesinin 1 bireyi yüksek bir ücretle
çalışmakta, diğerleri ise aramalarına rağmen iş bulamamaktadır. B
ailesinin ise tüm bireyleri asgari ücretle çalışmaktadırlar. Buna göre
A ailesinde yüksek bir işsizlik oranı varken B ailesinde işsizlik
oranı sıfırdır. Ama güç durumda olan, işsizliğin yüksek olduğu A
ailesi değil sıfır işsizlik oranlı B ailesidir.
Gelir yetmezliğine yol açan işsizlik dışındaki nedenler ise başta
israf, öncelik belirleyememe, bilgi-beceri yetersizliği, çalışmanın
kimi türlerinin benimsenmeyişi, ek gelir yaratma yollarının
bilinmeyişi, yaratıcılık eksiği gibi etmenlerdir.
Temel Denklem 2 - İş, üç
bileşenin, uygun bir "iş iklimi" içinde bir araya gelmesiyle oluşur.
Bunlar ihtiyaç, ihtiyaçları giderebilecek insan nitelikleri ve
girişimcilik'tir. Bunlardan birisinin bile eksikliği ve/ya
yetersizliği iş'in doğmasına ve/ya kalitesine (gelir düzeyi,
sürekliliği vd) olumsuz etkiler yapacaktır.
Temel Denklem 3 - İşleri kişiler
yaratır. Kamu otoritesi (yerel ve merkezi) bunun için uygun iklim
yaratır; hiçbir şekilde girişimcilerle rekabet etmez, doğrudan iş
yaratmaya kalkmaz.
İş'in
Bileşenleri
Açısından
Durum
İhtiyaç:
Bu açıdan toplumumuzda en küçük bir eksiklik yoktur. Tüm sosyal ve
ekonomik kesimlerde mal ve hizmetler açısından ihtiyaçlar neredeyse
sonsuzdur. Örneğin son 20 yıldaki iletişim devrimi, evvelce
duyumsanmayan ihtiyaçları herkesin ihtiyaç dağarcığına sokmuştur.
İnsan nitelikleri:
En önemli sorun bu bileşen açısındandır. İhtiyaçları giderecek olan
insanlarımızın "nitelikleri" deyimiyle kastedilen, onların:
(1) zihinsel yeterlikleri,
(2) bilgi ve becerileri,
(3) ruhsal sağlıkları ve
(4) genel kabul görmüş (evrensel) ortak ahlaki değerler açısından
durumlarıdır.
Beğen
Beğen Al
Bu dört boyutun çeşitli kombinezonları yapılır ve örneğin: yüksek
zihinsel yeterlikli, iyi eğitim görmüş, ruh sağlığı yerinde ve
ahlaksız bir kişi ile, aptal, bilgili, namuslu ve sağlıklı bir kişinin
(ve daha binlerce varyasyonun), toplum dokumuz içinde yan yana
yaşadıkları düşünülürse "durumumuz"un ne olduğu kolayca
anlaşılacaktır.
Akraba evlilikleri, beslenme bozuklukları gibi nedenlerle toplumumuzun
zihinsel kalitesinde sorunlar doğmuş olması büyük bir olasılıktır.
Bilgi-beceri açısından ise durum daha berraktır. "Ne iş olsa yaparım
ama özel bir becerim yok" diyen milyonlar ile, "rahat bir iş isterim
her işi yapmam" diyen yüzbinlerden ibaret "net" bir resim!
Ruhsal sağlık açısından ise durum yine nettir. Adam öldürüp maç
seyreden, döner bıçaklarıyla maça giden gençlerimiz, klakson çaldı
diye adam döven insanımız "durum"un birer göstergesidir ve çoğunun
serbest bırakılamayacak düzeyde hasta olduğu açıktır.
Nihayet asgari evrensel ahlaki normlar açısından durumu anlamak
isteyenler ise onlarca TV kanalını bir gözden geçirip, şiddet ve seks
pazarlamacılarının nasıl iş adamı sayıldığını görebilirler.
Talepkar ama yetersiz insan dokumuz açığını, rüşvetle, yasa ve ahlak
dışı yollarla, tevekkülle, yakınarak, başkalarını suçlayarak ve her
sorununu birilerine ihale ederek (şimdilerde AB'ne) kapamaya
çalışmaktadır.
Girişimcilik:
Bir arada bulunmayan -iş fikri, beceri, yöneticilik, para gibi-
kaynakları bulup bir araya getirebilme ve bunun risklerini taşıyabilme
ya da taşıtabilme yoluyla birilerinin ihtiyaçlarını giderebilme
becerisi olarak tanımlanabilir.
Son yıllarda nispeten gündemde olan bu kavram henüz mucitlik,
yenileştirmecilik, finansörlük, patronluk, yöneticilik ile birlikte
bir zihinsel kargaşa içindedir. Buna karşın diğer faktörlere oranla
daha az sorunlu bir alandır.
Ve İş İklimi:
Yukarıda sayılan iş bileşenlerinin birleşip işi oluşturacağı iklim
açısından sorunlar, bu bileşenlerden birisi olan "insan
nitelikleri"ndeki yetersizliklerden doğrudan etkileniyor.
Türkiye dışındaki hemen hemen tüm ülkelerde, eğitimsiz veya düşük
eğitimli kişilerin, küçük sermayelerle kurabildikleri seyyar satıcılık
sektörü, bir yandan işsizlikle mücadele diğer yandan da düşük gelirli
kesimlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında mükemmel bir buluşma
yaratmada kullanılır. O toplumlar bunu akıl edebilecek asgari zihinsel
yeteneklere sahiptirler.
Yalnızca ülkemizde seyyar satıcılarla mücadele için devlet gücü
kullanılır. Belediye zabıtası denilen örgüt büyük bir şevkle, ayakları
üzerinde duran bu kesimi ve onlardan alış veriş yapan düşük gelirli
kesimi perişan etmeye yarar. Bunun doğrudan doğruya akraba evliliği
gibi nedenlere bağlı olduğu kesindir.
Mücadele edilen seyyar satıcılardan küçük bir bölümü tekrar girişimde
bulunup işlerini sürdürmeyi başarırsa da, diğer kısmı iş
değiştirirler. Mafya veya terör örgütleri tetikçiliği, gasp, kapkaç
gibi iş alanları zorunlu olarak gittikleri alanlardır.
Seyyar satıcıların uymak zorunda oldukları normları belirleyip, onları
eğitip denetleyen ve bu sektör içinde düzenli hizmet vermelerini
sağlamak yerine onları düşmanlarının eline silah olarak vermek,
bilgisizlik, görgüsüzlük gibi hafif nedenlerle açıklanamaz.
Başlangıçta değinilen "kalabalık kamu kadroları" sorununa yol açan,
kamu kadrolarını işsizlikle mücadele için kullanma çaresinin(!) bir
diğer sonucu ise iş iklimi üzerine bir karabulut gibi çökmüştür.
Parçalanmış süreçler (http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=689),
bu parçaların her birini elinde tutan bürokrasi için birer geçim
kaynağı olmuş, girişimcilerin önündeki büyük engellerden birisini
oluşturmuştur. Çeşitli özendirmelere karşın yabancı sermayenin bir
türlü gelmeyişinin, yerli sermayenin yurt dışında yatırım yapmasının
altında ilk aranması gereken neden parçalanmış süreçler olgusudur.
Sonuç Nedir?
Bu kısa yaklaşımdan çıkarılabilecek somut sonuç, işsizlikle mücadele
(ya da daha doğru adlandırmayla İş ve Gelir yaratma) politikasının
ilke ve araçlarının, burada çerçevesi çizilen alan içine oturtulması
zorunluluğudur.
Hemen tahmin edilebileceği gibi bu politikanın kısa vadeli sonuçları
yerine uzun vadeli sonuçlarına bel bağlamak daha gerçekçidir. Ayrıca
da tüm araçların belirli bir eşgüdüm içinde uygulanması koşuluyla. Ama
hepsinden öncelikli olarak temel denklemleri iyi anlamak ve onlara
aykırı yaklaşımlar içinde olmamak kaydıyla.
Görüldüğü gibi kök sorun, işsizlik ve gelir yetmezliği olarak görüntü
veren rekabet gücü yetmezliği, onun da altındaki kök sorun
bireylerimizin niteliklerindeki yetersizliklerdir.
Bu son sorun kendini besler özelliktedir. Yani bireysel nitelik
yetmezliğini algılayıp, çözümleyip çözüm geliştirmek durumunda olan
kişilerin çoğunluğu -siyasetçi, bürokrat, akademisyen ve diğer
okur-yazar kesim- bizzat nitelik yetmezliği hastalığı ile enfekte
olmuş kişilerdir. Bu sorunun aşılabilmesi ise gerçek bir dönüm noktası
olacaktır.
Peki son bir soru: bunca yıldır böyle bir politika dokümanı
hazırlanmamış mıdır; yoksa niçin ya da varsa niçin ortalıkta değildir?
Sırf bu sorunun yanıtı dahi çözümün çoğunu içinde barındırmaktadır.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|