|
http://www.tinaztitiz.com
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri yıllardır
konuşulurdu, nihayet devredildi, SSK ve devlet hastaneleri birleşmiş
oldu.
Birleşmeden yana olanların savunusu "farklı bakanlıklara
bağlı kurumların farklı tellerden çalacağı, aynı telden çalmaları için
aynı bakanlığa bağlanmalarının zorunluluğu" mealindedir.
Birleşmeye karşı olanlar ise SSK hastanelerinin işçilere ait
olduğunu (ne demekse), işçilerden yapılagelen kesintilerle kurulan bu
hastanelerin onların ellerinden (!) alınamayacağını savunmaktadırlar.
Her iki tarafın savunuları da temelsizdir. Bu ikinci
dayanağın çürütülmesi çok kolaydır. Birincisi SSK hastanelerinin -bir
kısmının- kuruluşunda işçilerden kesilen SSK primlerinin payı vardır,
ama gerek geri kalanların kurulması gerekse işletmesi daima bütçeden
karşılanmıştır.
İkincisi, toplumun her kesiminden yapılan özel kesintiler
karşılığında oluşturulan kurumların o kesimlere ait olması diye bir
saçmalık olamaz. Bu takdirde her kesim kendinin olduğunu iddia edeceği
kurum -hattâ inşaata- sahip çıkmaya kalkar.
Üçüncüsü, SSK da bir kamu kuruluşudur ve devletin bir
bakanlığına bağlıdır. Bakanlıklar toplum kesimlerine tahsisli olarak
değil, genel idari ihtiyaçlara göre kurulurlar. Çalışma Bakanlığı
(uzuncası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) işçilere ait olmadığı
gibi Sağlık Bakanlığı da memurlara ait değildir.
Dördüncüsü, SSK hastanelerinin devlet hastanelerine göre daha
iyi hizmet verdiği gibi bir iddia ya da gerçek varsa, ısrar edilmesi
gereken herhalde o iyi sistemin devlet hastanelerine de
yaygınlaştırılmasını istemektir.
Daha başka olmazlar da bulunabilir ama vakit kaybından başka
bir işe yaramaz.
Gelelim birleşmeyi savunanların gerekçelerine: Önce basit bir
soru: Birleşme ne demektir? SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına
bağlanması ise "bağlanma" ne demektir?
Bunun, "SSK hastanelerinin personelinin -maaş, tayin, terfi
vbg- özlük işlemlerinin Çalışma Bakanlığınca değil Sağlık Bakanlığınca
yapılacağı" demek olduğunu, yoksa ameliyatların bundan böyle Sağlık
Bakanlığının ideolojik tercihlerine göre yapılacağı anlamını
çıkarmanın -hem de koalisyon dönemi olmadığına göre- pek doğru
olmayacağını anlıyoruz.
Peki şimdi yine akla ziyan gibi görünebilecek bir soru: iki
grup hastaneyi aynı bakanlığa bağlamanın ne gibi yararları olabilir?
Herhalde en güçlü iddia "havuz sistemi" oluşturulacağıdır.
Yani, çok sayıda hastaya, toplam açısından kısıtlı imkânların
tahsisinde aynı bir merkezden yönetilen sistemin daha yüksek verimle
cevap verebileceği iddiası.
İşte, işin püf noktası buradadır. İki grup hastanenin aynı
bakanlığa bağlanması, bu "ihtiyaçlara daha yüksek verimle cevap
vermesi" amacını gerçekleştirebilecek bir araç değildir. Bambaşka
araçlara gerek vardır.
Nitekim, hergün TV'lerde izlediğimiz saatlerce ambulans
bekleme olayları da göstermektedir ki, aynı merkeze (örneğin Sağlık
Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Belediye ya da bir başka merkezi kurum)
bağlı ambulanslar arasında -yukarılarda anılan- "bağ" yoktur.
Neredeyse her ambulans ayrı bir merkezden yönetilmektedir.
Sık sık, bir kurumda -hatta özel kurumlarda- kaybolan
evraklarımız için, "öbür arkadaş şey yapmış benim haberim yoktu"
şeklinde cevaplar alırız. Ambulans gecikmesi ve evrak kaybolması
arasındaki bağlantı, SSK ve Devlet Hastaneleri açısından ve de tüm
kamu ve özel kurumlarımız -ve şirketlerimiz- için geçerlidir.
Bir yarar elde edebilmek için önce sorunu doğru tariflemek
gerekir. Sorun, çeşitli amaçlarla (yani ihtiyaçlarla) kurulmuş
kurumlar, hattâ aynı kurumlar bünyesindeki birimler arasında işlevsel
bir işbirliğinin kurulamayışıdır.
Eğer bir hastaya hangi SSK hastanesinde uygun yer ve tedavi
imkânları olduğunu, o hastaneleri tek tek dolaşmadan ve de yetkilileri
ile mecelleşmeden bildirebilecek bir koordinasyon ağı yok ise -ki
yoktur-, bu hastaneleri Sağlık Bakanlığına "bağlayarak" bu sorun
çözülebilir mi?
İhtiyaç olan, bir koordinasyon ağı sistemi tanımlayıp hayata
geçirmek, yapılan ise iki ayrı hastane grubunu aynı bakanlığa
bağlamaktır. İhtiyaç ile yapılan arasında bir bağ yoktur.
Benzer sorun cankurtaranlar için de geçerlidir. Aynı bir
kurumun farklı hastanelerinde bulunan cankurtaranları ihtiyaçlara göre
yönetebilen bir ağ sisteminiz yoksa o kurumu sağlık bakanlığına
bağlayarak sorunu çözebilir misiniz?
Bu şekilde düşünülerek şu noktaya gelinebilir: Mesele hangi
hastanenin hangi bakanlığa bağlı olması değildir. Hattâ, hastanelerin
bakanlıklara bağlı olması da değildir. Çeşitli kurumların
-belediyeler, özel idareler, sendikalar, özel hastaneler, şirketler,
vakıflar vd- ellerinde çeşitli nitelik ve nicelikte tedavi imkânları
vardır. Bunları aynı bir bakanlığa bağlamak hem mümkün değildir hem de
son derece gereksizdir.
Yapılması gereken, her imkânı yerinde muhafaza etmek, fakat:
1. Tüm tedavi
imkanlarının belirli tıbbi ve işletmecilik standartlarında hizmet
üretmesini sağlamak,
2. Bu imkânların
ihtiyaçlara tahsisinde akılcı ve verimli bir "tahsis algoritması"
çevresinde tüm bu kurumlarla uzlaşı sağlamak,
3. Bu algoritmanın
işleyişini denetlemektir.
Sağlık Bakanlığının teknik otoritesi sayılan bu 3 gereklilik
için de gerek ve yeter koşuldur. Sağlık Bakanlığının tam olarak işi
budur.
Böylece ister kamu ister özel, ister SSK isterse Devlet
hastanesi ya da bir yerel idarenin küçük kapasiteli sağlık tesisi
olsun tüm imkânlar bir yerlere "bağlanmadan" tek elden yönetiliyormuş
"gibi" koordinasyon içinde ihtiyaçlara tahsis edilebilir.
Aksi halde, her kurum başkalarıyla imkân paylaşmaya
yanaşmadan vergilerden aldığı paylarla kendi kesimine en iyi hizmeti
vermeye kalkar ki bu Türkiye değil en zengin ülkelerin dahi
katlanamayacağı bir israf olur.
Sonuç: Hiyerarşik "bağlama"lara gitmeksizin -ki bir işe
yaramazlar- ağ sistemleri kurmayı, bu sistemlerin gerektirdiği
etkileşim anlayışını
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=18) içimize sindirmeyi öğrenmek zorundayız.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|