|
http://www.tinaztitiz.com
Sakatlık kaynaklarının sıralanmasında baş sıralarda yer alan
bir neden grubu "ev kazaları"dır. "Trafik kazaları"nın bu sıralamada
önemli bir yer tuttuğunu herkesin bilmesine karşın acaba "ev
kazaları" niçin yaygınlıkla bilinmez?
Neden basittir; çünkü, ev kazaları son derece geniş bir alana
dağılmıştır ve dahası bu tür kazaları raporlayan bir sistem de
mevcut değildir. Halbuki buna karşılık hemen her trafik kazası rapor
edilir.
Yaşamın çeşitli kesitlerine dağıldığı ve rapor edilirken aynı
neden ile açıklanmadığı için, toplumun dikkatinden kaçan bir olgu,
patlayıcı gaz veya toz içeren iş yerlerindeki kazalardır. Kamuoyuna
daha açık olup, herkesçe tehlikeli olduğu bilinen benzin
istasyonları, tüpgaz bayileri ya da dolum tesislerindeki kazalar sık
sık gündeme gelir. Buna karşın, aynı derecede tehlikeli olan diğer
gaz veya toz patlaması riski içeren iş yerleri konu edilmez.
Hububat siloları, boya üretim fabrikaları, boyama atölyeleri,
film yapım ve basım stüdyoları, zeytinyağı üretim tesisleri, petrol
rafinerileri, şeker fabrikaları ve doğalgaz tesisleri, bu tür risk
içeren yerlerden "çok az" bir kısmıdır.
Bir kaç yıl önce İstanbul Tuzla'da meydana gelen tanker
yangını ile son benzin tankeri yangını, kapalı bir ortamda oluşan
patlayıcı gaz atmosferinin ne denli büyük bir tehlike olduğunu
kanıtlamıştır.
Bu tür kapalı alanlarda belirli bir yoğunluğa erişen herhangi
bir gaz ya da toz, herhangi bir ateşleme kaynağınca ateşlenebilir.
Örneğin un değirmenlerinde havaya dağılıp "asılı" hale gelmiş
un, ya da demir-çelik imalhanelerindeki havada asılı metal tozu,
aynen benzin buharı gibi patlayabilir.
Medeniyet çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Bunlardan birisi
de belki, "medeniyet, enerji türlerinin yoğunlaştırılıp saklanması
ve kullanılması demektir" şeklinde olabilir.
Mutfaklarımızda kullanılan 25 kg'lık bir tüpgazın içinde
saklı bulunan enerji, 1 tonluk bir kayanın yaklaşık 200 metre
yukarıdan düşmesi halinde kazandığı enerjiye eşittir.
Bu kadar yoğun enerjilerle burun buruna yaşamanın ön-koşulu,
bunların yaratabileceği potansiyel tehlikelerin farkında olmak,
farkında olunmaması halinde ise bunun faturasını ödemeye hazır
olmaktır.
Bu riskleri en aza indirmenin medeni Dünya'daki yolu, patlama
tehlikesi mevcut olan ortamlarda kullanılan ve kıvılcım
yaratabilecek tüm donanımı sertifikalandırmaktır.
Türkiye'de bu amaçla kurulmuş ve yetkilendirilmiş bulunan ilk
istasyon, Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu bünyesinde ve Maden
Dairesine bağlı olarak çalışmakta (idi) (yararlı olduğu için hala
kapatılmadı ise). TSE ise bazı sertifikalandırma işlemleri için
İzmir'de bir istasyon açmış.
Potansiyel patlama riski içeren tesislerin, bu istasyonlardan
sertifika almaları yasal bir zorunluk ayrıca da sağduyunun
gereğidir.
Bununla beraber, mahalle aralarına kadar yayılmış bulunan
benzin istasyonlarında kullanılan benzin pompalarının elektrik
donanımlarının sertifikalandırılması zorunluğu, birkaç yıldır-
inanılmaz bir biçimde- kaldırılmıştır.
Halkımızın tüm bireylerinin, örneğin Hepatit C ya da
alevsızdırmazlık konularında uzman olmasını beklemek mantıklı
değildir. Yarın bir gün bu nedenle doğabilecek bir patlama ve
felaketin nedeni belki sokaktaki insanlarca anlaşılmayabilecektir.
Ama kamu otoritesinin bunu bilmek ve açıklamak zorunluğu sürecektir.
Yoğun enerjilerle bu denli yakın yaşamanın gerektirdiği
ciddiyet, kapı arkalarındaki uzlaşmaları ya da "bi'şi olmaz"
ukalalıklarının dışında tutulmalıdır.
Felaketlerin tek tek gelmesi, bunlara karşı kamuoyu
duyarlığını azaltmaktadır. Ama medeni ve medeni olmayan toplumları
ayıran da bu duyarlığın eşik düzeyi değil midir?
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|