|
http://www.tinaztitiz.com
Ben
hayvansever değilim!
Evet, ben
bir hayvansever değilim. Kendime yakıştırabileceğim sıfat
"hayvansayar" olabilir.
"Sevgi"
duygusunun farklı kaynakları olabilir ve kolayca da marazi yönlere
kayabilir. Çok sevdiği için sevgilisini doğrayan, çok sevdiği ev
hayvanı nedeniyle tüm diğer hayvanlara ilgisiz kalan, vatanını çok
sevdiği için sevmediğini düşündüklerini gözünü kırpmadan öldürmeye
hazır kişilikler, sevginin her zaman saf kalamadığını gösteriyor.
Hayvansayarlığımın nedeni ise çok bencilce
Aslında tek
amaç gözetiyorum: türümün varlığını sürdürmek!
Yalnız
kendi varlığımı sürdüremiyeceğim, bunun için dışımdaki tüm -canlı,
yarı canlı, cansız- varlıklara ihtiyacımın olması benim genetik
yazgım. Bu bilgiyle yüklenmiş olarak dünyaya geldim.
Bu
belirleyici ilkeye sadık kaldığımda, -nasıl olduğunu anlamadığım
biçimde- evren bana yardımcı oluyor, karşı geldiğim zamanlarda ise
-yine anlamadığım biçimde- zarar görüyorum. Benim dışımdakilerin zarar
görmesini önlemek, benim zarar görmemem için gerekiyor.
Saygılaşım
Bugüne
kadar rastladığım tüm hayvanlar bana karşı tam olarak bu ilkeye uygun
davrandılar, ben de onlara öyle davranmaya çalışıyorum. Buna da bir ad
taktım: "saygılaşım".
Saygı
nedir?
Saygı'nın "zarar
vermemek", ancak ve yalnız "zarar vermemek" olduğunu
düşünüyorum. Bu ilkeyi -iyi niyetlerle- daha ileri götürüp "fayda
sağlamak" gibi bir ekleme ise bu ilkeyi zedeliyor; fayda sağlamak
ancak entropiyi daha artırarak mümkün olabiliyor. Zarar vermemek ise
tam olarak, yani gerek ve yeter şekilde fayda sağlayabiliyor.
Tüm
türlere zarar veren (saygısız) bir alt-tür var
Aslında
böyle bir şeyin olması imkansız gibi görünüyor. Bu olsa olsa,
türlerden birinin bir özelliğinin yozlaşarak, kendine "fayda sağlamak"
adına entropiyi -olağan akışının dışında- artırması şeklinde olabilir.
Tabii ki bu uzun süre mümkün olamaz; bir süre sonra birbirine bağlı
"büyük bütün" kendi dengesini kuracaktır. Bu arada geçen kısa süre
içinde söz konusu alt-tür kendine "fayda sağladığına" inanabilir.
Bu
alt-tür insandan türemiştir
İnsanın
akıl denen özelliği kimilerinde yozlaşarak, kendi dışındakileri
kendine fayda üretmeye zorlayan bir tümöre dönüşmüş görünüyor. Bu
"saygısız" alt-tür, ancak onu üretebilecek yapıya sahip insan türünden
dönüşerek ortaya çıkmış olabilir.
Büyük
kapasiteli belleği (şimdilerde birkaçyüz megabyte civarında fiili
kullandığı belleği olduğu tahmin ediliyor) ve -tüm canlılardaki-
olağanüstü öğrenme yeteneği bir araya geldiğinde bu geniş bellek alanı
içinde, kendi yapısını dahi tehdit edebilecek değer yargıları
oluşturabilmektedir.
Öğrenme
içgüdüsü aracılığıyla öğrenilenler arasında bir de ezber (sorgulamadan
kabullenme) varsa, söz konusu bu riskli değer yargıları sıkı sıkıya
sahiplenilmiş bir dünya görüşüne ve onun ürünü olan yaşam biçimine
dönüşebilmektedir. Böylece oluşan "saygısız" alt-tür kendince "iyi"dir
ve çevresine "fayda" sağlamak için yaşamı boyunca çalışır; gerçekte
ise sürekli olarak "zarar" üretir.
Bu alt-tür
dışında kalan "saygılı" alt-tür de yine insan türüne aittir ve
"saygısız"lar ile anatomik açıdan tamamen -herhalde- benzerdir. Tek
olası fark değer yargıları açısındandır. Böylesine bir farklılık
-bugünün biyolojik normlarına göre- tür farklılığını tanımlamasa da,
birlikte yaşamalarının güç olduğu, dahası, varlıklarını
sürdüremeyecekleri de bellidir.
"Saygılı" alt-tür çaba harcamalıdır
Saygılı
alt-tür bu trajik gidişi durdurmak için çaba harcamak zorundadır. Bunu
iyilik, sevap ve bu gibi deruni nedenlerle değil son derece bencilce
nedenlerle yapmalıdır; aksi halde kendi varlığını sürdüremeyecek,
kurunun yanında yaşlar da yanacaktır.
İşte mesele
de bu noktada başlıyor: Çaba harcamak evet, ama nasıl?
Mevcut
paradigmalarımız içindeki mücadele araçlarını kullanan epey insan var.
Evlerine hayvan alıp korumaya çalışıyorlar, barınaklarda gönüllü
olarak çalışıyorlar, yasal ortam oluşturmak için çaba harcıyorlar,
protesto ediyorlar; yani ellerinden geleni doğrusu bu ya yapıyorlar.
Hepsine şapka çıkarmak bir insanlık görevi.
Ama o
ne? Vahşet giderek artıyor!
Büyük resme
dışardan bakıldığında görünen şu: toplumumuz -ve de başka toplumlar-
çok eski yıllarda olduğu gibi değil, çok daha gelişmiş. Daha örgütlü,
yasalar daha yaptırımcı vs.
Ama
hayvanlara karşı vahşet bu gelişmeye paralel olarak azalmamış tam
aksine daha büyük bir hızla artmış. Hızla artan nüfus, acımasız
rekabet koşulları içinde bunalan insanların bozulan ruh sağlıkları
gibi nedenlerle dün akla hayale gelmeyecek vahşet bugün olağan
sayılıyor.
Bu vahşet
artışına yol açan çok sayıda neden içinde birkaç tanesi belirgindir:
iletişim ortamlarının sınırlılığı nedeniyle yerel olarak kalabilen
vahşet örnekleri artık ışık hızıyla tüm dünyaya dağılıyor; hiç aklına
gelmeyecek insanlara yeni şiddet yöntemleri öğretiyor.
İkinci
belirgin neden ise insana -haklı olarak- verilen değerin, -çok haksız
olarak- "önce insan" gibi ayıp bir slogan eşliğinde yaygınlaşması.
Esas
irtica budur
Binlerce
yıl önce çeşitli dinlerin peygamberlerince tüm varlıkların birbirinden
ayrılmazlığı vurgulanmışken, bunca zaman sonra geldiğimiz noktada
"insan türü" bütün diğerlerinden ayrılıp yüceltiliyor ve yaşam
hakkında bile ona öncelik veriliyor; hayvan deneyleri, serum yapmak
için atlara can çekiştirmeler, hayvan derileri, kürkler vs hep "önce
insan" sloganıyla yapılıyor. İşte esas geriye gidiş budur.
Saygısızlık tekdüze değildir, çan eğrisine göre dağılmıştır!
Saygısız
alt-türün saygısızlık düzeyinin -çoğu olayda olduğu gibi- normal
dağılım (çan eğrisi) uyarınca dağıldığı varsayılabilir. Elde başkaca
saygı eksiği araştırması olmadığına göre böyle kabul edilebilir. Bu
dağılımın bir ucunda "iflah olmazlar", diğer ucunda ise "kazanılabilir
olanlar" bulunmakta, iki ucun arası ise biraz farkında-biraz değil
insan alt-türleri ile dolmaktadır.
İflah
olmazlar için hayvansayarların -yasal sınırlar içinde- yapabilecekleri
polise haber vermekten ibarettir. Bunun ne kadar etkili olacağını
herkes kendi takdir edebilir. Öldürmek isteyip de deneyim
yetersizliğinden öldüremedikleri adamın boyu kazdıkları çukura
sığmayınca ortak akılla önce kafasını kesmeyi düşünüp sonra onu da
beceremeyince adamı canlı canlı katlayıp çukura sokan, sonra da adamın
dışarı çıkabilme olasılığını azaltmak için toprağı -üzerinde
zıplayarak- sıkıştıran kişiler bu gruba aittir ve sanılanın aksine
etrafta bunlardan çok da vardır.
Bu saygısız
alt-türün uç mensupları bazen adam öldürmekte, bazen de bu
ihtiyaçlarını kurban keserken hayvanlara işkence ederek
gidermektedirler. Bunlara doğrudan yapılabilecek şey pek yoktur.
Bunlara
cesaret veren en büyük itici güç, çevrelerindeki diğer "saygısızlar"ın
yarattığı "saygısızlık hoşgörüsü"dür. Çünkü hemen hepsi "önce insan"
(hatta önce ben) sloganını benimsemişlerdir. Bu ortam saygısızlığı
sıradanlaştırmakta, ancak çok aşırı olanların ortaya çıkabileceği bir
kontrast ortamı yaratmaktadır.
(Nitekim,
canlı toprağa gömerek öldürme olayını işleyen bir radyo programına
çağrılan akademisyen ünvanlı bir kişi ile ünlü bir avukat, olayın
nedeninin işsizlik, gelir dağılımı bozukluğu vs olduğunu savunmuş;
programa telefonla katılanların tamamı da aynı görüşü
desteklemişlerdir. Olayın bir, "türüne saygısızlık" örneği olduğu ise
konu dahi edilmemiştir. Şimdi bu kasapların "nadir" vaka olduğu
söylenebilir mi?
Bunun
için akla ihtiyacımız var, ama sıradan olanına değil!
İflah olmaz
uç dışında kalanları etkileyebilecek yöntemlere ihtiyacımız var. Bu
yöntemlerin bulunabileceğine inanıyorum. Ama tek engel var.
Katil
kavram: "zaten"
Tembel
insanlar genellikle zeki olurlarmış (en tehlikeli olanlar ise çalışkan
ve aptal olanlarmış). Her halde en tembel -ve dolayısıyla da en zeki-
olan birisinin icadı olduğundan kuşku olmayan bir kavram var: "zaten".
- "Okulların,
çocuğu çevreleyen dış ortamın bozucu etkileriyle tek başına başetmesi
imkansızdır; bu yüzden bir veli-okul-öğrenci sözleşmesine gerek
vardır. Sizden, bir veli olarak bunu yapmanızı bekliyorum"
-
"A biz onu-tam sizin dediğiniz gibi değil ama- zaten
yapıyoruz"
-
"Sınavlarda uyguladığınız gözetim sistemi yerine onur sistemi
uygulamalısınız ki, kendine ve başkalarına güvenen onurlu insanlar
yetişsin"
-
"Bizim uyguladığımız sistem zaten onun gibi bir şeydir"
-
"Hayvanseverler aralarında bir ağ oluşturmadan bu işle başa
çıkılamaz"
-
"Zaten öyle bir ağımız var, herkese e-posta atıyoruz"
-
"Hayvansayarlar dışındaki geniş kesimleri etkileyebilecek sıradışı
etkinlikte sanat ürünlerine gerek var"
-
"Bizim zaten öyle projelerimiz çok var"
-
"Dizilerin, reklamların, filmlerin senaryoları içine gömülebilecek
çok zekice mesajlara ihtiyaç var"
-
"Zaten öyle filmlerimiz var"
Geniş
kesimleri etkileyip saygısız alt-tür kimliğinin farkına vardırabilecek
düşüncelere ihtiyaç var. Haydi bakalım kolay gelsin.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

28.03.2006
|