|
http://www.tinaztitiz.com
Din temelli tehdit yoktur!
İrtica, teokratik devlet, çağdaş hukuk yerine şeriat ve bu tür tehdit
iddiaları doğru değildir, olamaz da.
Türkiye birkaç milyon nüfuslu, okumuşluk oranı düşük, birkaç kıytırık
üniversitesi bulunan bir ülke olsaydı, bu tür tehditlerin kaynağını
arayacak kişi ve kurum bulunabilme olasılığı çok düşük olurdu. Halbuki
öyle değildir.
70 milyon nüfusu, 80 üniversitesi, 83 yıllık cumhuriyet geleneği olan,
Avrupa ülkelerindeki toplam vatandaşlarının varlığı birkaç Avrupa
ülkesinden daha büyük Türkiye'de altını çizerek ifade ediyorum ki din
temelli bir tehdit söz konusu değildir, olmamıştır, olamaz.
Olmaz çünkü..
Eğer böyle bir tehdit olmuş olsaydı, ilâç için birkaç kişi çıkar, ne
yapar yapar sesini duyurur, bu tehdidin kaynağının ancak ve yalnız tek
olabileceğini mantıksal olarak gösterirdi.
Böyle bir tehdit ancak tüm bireylerin düşünce sistemleri içinden -ya
da beyinlerinin içinden bir yerlerin- "kuşku, sorgulama" bölgelerinin
çıkarılması veya işlemez hale getirilmesiyle mümkün olabilirdi.
Yani öyle olacak ki insanlar, önlerine tek ve mutlak doğru olarak her
ne konulursa onun dışında gerçek olmadığına inanacaklar ve soru
sormayacaklar. Böyle bir şey olur mu, olmaz.
Kaldı ki 2.1 ihtimal olmasın!
Öncelikle, onda bir ihtimal bütün bu nüfusun -spreysiz filan- düz
ahmak olmasıdır ki bu da -pek- düşünülemez.
Meşum olasılıklardan birisi tüm ülkenin üzerine akılları kör eden bir
sprey sıkılmış olmasıdır. Bu durumda uyanık kimse kalması ihtimali
neredeyse sıfırdır.
İkinci ihtimal bir "üstün akıl" ile karşı karşıya olmamızdır. Yani,
bütün insanların akıl gözlerini kör edebilecek bir soft teknolojiye
sahip bir kişi -ki ikinci bir kişi daha bulunamaz- vardır ve tüm
melaneti o kişi planlamakta ve kör ettiği kişiler de sormaksızın bu
melaneti uygulamak için çalışmaktadırlar. Bu durumda gerçekten bir şey
yapılamayabilir.
Peki din temelli devlete karşı olduğunu iddia edenlere ne demeli?
Ben onların -en azından- samimi olmadıklarını düşünüyorum. Akıl fikir
düzeylerini değerlendirme yetkisini kendimde görmüyor, dolayısıyla
onlara böyle sıfatlar yapıştıramıyorum. Ama en azından içtenlikli
değiller.
Çünkü eğer içtenlikli olsalardı:
Eğer bu tehdit algılamasında samimi olsalardı, din temelli eğilimlerin
yaygınlaşabilmesinin vazgeçilmez tek koşulu olduğunu idrak ederler ve
onun üzerine giderlerdi.
O tek koşul, "kendisine söylenenleri sorgulamadan mutlak doğrular
olarak kabul etmek ve herkesi o doğrulara zorlamayı görev edinmek"tir.
Bu kabulden türetilemeyecek olan bir eğrilik gösterilebilir mi?
Bu kavramın adı "ezber"dir. Türkçe olmayan bu sözcük (yürektenlik)
olarak çevrilebilir. İngilizce'de by heart, Fransızca'da par coeur,
Farsça'da ezber; yani yürekten (ez=..den, ber= yürek, göğüs).
Anlam kayması denilen olgu nedeniyle mi yoksa bilinçli mi yapıldığı
belli olmayan, dilimizde (bellemek) olarak karşılığı bulunan ve
sorgulamamak ile bir ilgisi bulunmayan kavramın yerine sorgulamaya
kapalı olan (ezber)in nasıl geçtiğidir.
Tüm okul, aile ve toplum kurumlarının sıkı sıkıya sarıldığı, eğitim
sınıfımızın İSTİSNASIZ anlamadığı, en çağdaş görünümlü okullarımızın
en etkili biçimde uyguladığı ezber kavramı, herhangi bir konuda
radikal militan yetiştirmenin en etkili yöntemidir. İster etnik, ister
dini, isterse siyasal ideolojiler olsun, ihtiyaç gösterdiği insan tipi
tektir ve o da "sorgulamayan insan"dır.
Yığınlar -hemen bütün toplumlarda- tembeldirler, özellikle de zihinsel
olarak. Onların sorgulayabilecek bilgileri, esneklikleri, enerjileri
yoktur. Onlar lider olarak bellediklerinin arkasından giderler.
Faşizmi tek başına Mussolini, nazizmi tek başına Hitler uygulamamış
milyonlarca insan gönüllü ve sorgulamadan bu rejimler için canlarını
vermişlerdir. İran'daki molla rejimi de Humeyni tarafından değil
yığınların desteğiyle kurulmuştur. Bu -sosyolojik olarak-
anlaşılabilirdir, yani normaldir.
Anormal olan aydın geçinenlerin aymazlığıdır..
Hiçbir bilimsel inceleme yapmadan çevresinde rastgele kesimlerden
birkaç on kişiyle konuşan, ilköğretim ve üniversitelerin birkaç
dersine girip dinleyen, TV'da haber ya da tartışma dinleyen herkes
kolayca şunu görebilir: En dogmatik öğretileri savunan "işte gerici
budur" diyebildiklerinizden, ağzından çağdaş sözler eksik olmayanlara
dek geniş bir kesimin en ortak yanı bu "doğrularından kuşku duymama"
özelliğidir.
Akıldan yana olduğunu savunanlar sadece kendi aklından; inançtan yana
olduğunu savunanlar da sadece kendi inançlarının tekliğine ve
mutlaklığına inanmaktadırlar. Bu bağlamda her ikisi de fanatik birer
dincidir.
Şunu anlamamız için ne lâzım?
Türkiye, kendisine söylenenlere kolay inanan, onları sorgulamayı akıl
edemeyen tek doğrulular ülkesidir.
Eğitim fakültelerimiz seri imalat biçiminde -iki farklı modelden- tek
doğrulu öğretmen yetiştirmekte, onların içinden en keskin tek
doğrulular seçilerek diğerlerini eğitecek olan akademisyenler
üretilmektedirler. Ondan sonra kendilerine ezbere belletilen doğruları
yaygınlaştırmak üzere kendi kesimlerinin okullarına (ilköğretim, lise,
yüksek okul) gönderilmektedir.
Bu iddianın ağır olduğunun farkındayım. Ama kanıtı açıktır. Yirmi yıla
yakın süredir, ezberin ne olduğunu gerçekten anlamış sadece 1 (yazıyla
bir) kişiye rastladım. "Rakibini yenmek için önce silahını iyi
anlayacaksın" sözü demek ki boşuna değilmiş.
Ama ezbersiz eğitim lafını eden binlerce kişiyle tanıştım. Bunların
tamamı (1 kişi hariç) ezberin ne olduğu, ne güçlü -ve yıkıcı- bir araç
olduğunun farkında değildi. Ama sözel olarak cumhuriyetin bekçileri
olduğunu söylüyor, belki kendileri de buna inanıyorlardı.
Sorun ideolojik iddia sahiplerinde değildir..
Her toplumda her tür ideolojinin savunucuları, liderleri, kadroları,
sempatizanları bulunabilir. Sürekli olarak bunları konuşmak,
tehlikelerden söz etmek, soyut uyanmaya davetiyeleri yayımlamak
aptalcadır, zavallıcadır.
Gerçekten bir şeylerin farkında olanlar, bu toplumu sürekli geriye
götürenin de, bilimden hiç nasibimizi alamamanın altında da aynı şeyin
bulunduğunu idrak etmek zorundadırlar. Bu şey kuşkusuzluk (yani
yürektenlik, sorgulamamak, söylenene inanmak), dilimize sokuşturulan
sözcükle (ezber)dir.
Körpe beyinlere mutlak doğruları sokuşturup toplumun bölünmesine yol
açanlar ile, bunu anlamaya çalışmayanlar, anlayıp da dile
getirmeyenler arasında bir fark yoktur.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

17.05.2006
|