|
http://www.tinaztitiz.com
İthalat ne(ler)
almak demektir?
Bireyler çeşitli
ihtiyaçlarını kendi dışlarından temin ederken, toplumlar da benzer
şekilde davranırlar. Bir kişi nasıl ki tüm ihtiyaçlarını kendi kendine
temin edemez ise toplumlar için de akılcı yol bu değildir. Mesele
-birey ya da toplum olarak- bir şeyleri satın almak / ithal etmek ya
da kendi içine kapanmak değildir. Mesele, bu alımın sınırlarını
çizebilmektir. Neleri satın alacak neleri kendi başına temin
edecektir?
Nitekim
işletmeciliğin temel konularından birisi de (buy or make decision)
adı verilen (al veya yap kararı) kavramdır.
Bu kararı
verebilmek için, satın alırken neler satın aldığımızı iyi bilmemiz
gerekiyor. Örneğin, bir kasap ya da marketten et alırken gerçekte
satın aldıklarımız şunlardır:
1.
Et
1.1.
Protein ihtiyacının karşılanması (refah)
1.2.
Obezite (olasılığı)
1.2.1.
hastalık (fakirleşme)
2.
Besleme, kesim, depolama, ulaşım vd zincirde harcanan işgücü
2.1.
bu kesimlerin geliri (refah)
3.
yatırım
3.1.
yatırımın getirisi (refah)
4.
Kesimhane atıkları
4.1.
çevre kirliliği (git 6.2.3)
5.
Artan et ihtiyacı
5.1.
et ihlali
5.1.1.
işsizlik, fakirleşme
6.
Ambalaj malzemesi
6.1.
kağıt
6.1.1.
ağaç
6.1.1.1.
kuraklık (fakirleşme, işsizlik)
6.2.
plastik
6.2.1.
elektrik enerjisi
6.2.1.1.
doğal gaz, petrol ithali (git 6.2.2)
6.2.2.
ithal petrol
6.2.2.1.
İşgücü ithali (işsizlik, fakirleşme)
6.2.3.
çevre kirliliği
6.2.3.1.
fakirleşme, işsizlik
7.
Kasabın hijyen eksiği (olasılığı)
7.1.
Hepatit vb hastalık (olasılığı)
7.1.1.
fakirleşme
8.
Diğer olasılıklar (vergi kaybı, sigortasız çalışma, iş güvenliği
eksiği vd)
8.1.
fakirleşme, işsizlik
Yani et almayalım
mı?
Bu örnek et ya da
diğer bir malı alıp almamayı değil, her mal ve hizmetin bir "sırt
çantası" taşıdığını açıklamak için verilmiştir. Ayrıca da, satın
alınan mal/hizmet ürünü içine gömülü bulunan zenginlik, fakirlik,
işsizlik gibi "nihai öğe"lerin daha ileri düzeyde ardışık sonuçları
olabileceğine de (kelebek etkisi) dikkat edilmelidir.
Örneğin Çin
mallarının olağanüstü düşük maliyetlerine bu mantıkla bakar ve hangi
"nihai öğe"lerden oluştuğunu analiz edersek muhtemelen şöyle bir
denklem çıkabilir:
Çin mallarının
rekabet gücü= kalitesizlik + işgücü sömürüsü (iş güvenliği, işçi
sağlığı, ücret düşüklüğü vd) + çevrenin tahribatı + ticaret
kurallarının ihlali
Bir şeyin alıcısı
varsa üretilir!
İktisatta birkaç
temel kural varsa herhalde birisi, hatta birincisi budur. Yasal,
ahlaki ya da herhangi bir diğer kurala bağlı olmaksızın, eğer bir mal
veya hizmete bir ihtiyaç varsa onu gideren birileri mutlaka
çıkacaktır. Bu süreç en şiddetli yasaklarla dahi -tarih boyunca-
tersine çevrilememiştir.
Buna göre, bir mal
veya hizmet ürününü satın aldığımızda ya da ithal ettiğimizde, sırt
çantası içindekileri de birlikte aldığımızı bilmeliyiz. Biz
bunları satın aldıkça onları üretenler daima bulunacaktır. Hatta
bunları satın almakla onları tevik ettiğimizi dahi söyleyebiliriz.
İşsizlik ithal
ediyoruz!
2005 yılında
Türkiye ekonomisi umulanın üzerinde büyüdü. Fakat bir yandan da
işsizlik azalmadı. Şimdi bunun nasıl olduğunu açıklamak için türlü
zorlamalar üretiliyor. Halbuki meseleye "sırt çantası" benzetimiyle
baktığımızda, büyümenin ithalattan kaynaklandığını, ithal edilen her
mal ve hizmetin sırt çantasında bol miktarda iş gücü ithal ettiğimizi,
bunun da bizim için "işsizlik ithali" anlamına geldiğini kolayca
görebiliriz.
İthalat, ne ithal
ettiğimizi bildiğimiz sürece son derece yararlıdır. Sorun,
farkındalığın bittiği yerde başlar.
İstiklal caddesi
kaldırımlarına bir de böyle bakalım.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

20.06.2006
|