|
http://www.tinaztitiz.com
Ermeni iddialarının
reddini suç saymayı öngören yasa tasarısı nedeniyle, hemen hemen akla
gelebilecek tüm önlemler(!) ileri sürüldü. Hatta Türkiye'de kaçak
çalışan Ermenistan vatandaşlarının sınırdışı edilmeleri gibi akla
ziyan -ve tam ters etki yapabilecek- düşünceler dahi gündeme
getirildi.
Bence bunlar bir
bakıma da iyidir; toplumsal beyin fırtınası biraz da böyle oluyor.
Beyin fırtınalarında ileri sürülen düşüncelerin alabildiğince özgür
-hatta uçuk- olması istenen bir özelliktir.
Konuyu sadece Fransa
ve sadece Ermeni iddialarıyla sınırlı saydığımızda sorun daha bir
kolay görünebilir. Her şeyin para olduğu ya da para birimince ifade
edilebildiği günümüzde, örneğin büyük ihalelerden Fransa'nın
dışlanması gibi önlemler -olmaz ya- belki kısa bir süre etkili
olabilir.
Peki diğer ülkeleri ve
diğer sorunları ne yapacağız?
Hollanda ve İsviçre
başta olmak üzere diğer ülkelerde de aynı yolda yasalar çıkarıldı,
çıkarılıyor; gerisi de gelebilir.
İş bununla bitmiyor.
Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunu ayıran haritalar NATO toplantılarına
getirilmek bir yana, örneğin dünyadaki futbol sahalarını gösteren bir
internet sitesinde Türkiye parçalanmış olarak gösteriliyor.
Nişanları alırken
sormak iyidir!
Bir de YÖK başkanının
geri verdiği liyakat nişanı var. Aslında onu alırken sorması daha
doğru olabilirdi.
Bu satırların yazarına
bir zamanlar, gitmediği bir beldeden bir ödül plaketi -postayla-
gelmişti: "beldemizi ziyaretiniz nedeniyle onurlandık vs"
gibisinden. Başkan aranıp da "sayın başkan ödüle teşekkür ederiz
ama beldenize gelmedik, size de özel bir yararımızın dokunduğunu
zannetmiyoruz, bu ödül biraz boşluğa düşmüyor mu?" denilince
alınan cevap bu konuda bir içtihat olacak cinstendi: "nasıl olsa ya
bir gün gelirsiniz ya da bize bir faydanız dokunur!".
Önlem 1: savaş ilanı
Fransa'nın bu tutumuna
karşı yapılabilecek olanlar sıralanınca etki ağırlığına göre şu
gruplar ortaya çıkıyor: (1) Fransa'ya savaş açmak, (2) Şiddetle
kınamak, (3) Mallarını boykot etmek (turlar dahil), (4) İhalelere
sokmamak, (5) Elçilik kapısına siyah çelenk koymak, (6) Geleneksel
öfkemizi göstermek, (7) vesaire.
Bunlardan en etkili
olanı kuşkusuz savaş ilanı ise de öldürülecek Fransızları gömecek yer
bulmaktaki güçlükler nedeniyle pratik değildir.
Şiddetli kınama, siyah
çelenk gibi tepkiler kullanmaktan aşındığı için olmaz.
Mal boykotu ise
kendimizi ilaçsız, yedek parçasız ve işsiz bırakacağı için bumerang
gibidir. Ayrıca da tüm ithalatımızı kessek bile Fransız dış ticaret
hacminde ancak %1.5luk bir etki yaratabiliriz.
İhalelere sokmamak ilk
anda çok parlak görünse de şu soru sorulunca birden parlaklığı
kaybolur: "Biz Fransa'yı ihalelere onlara yardım olsun diye mi
yoksa ihtiyaçlarımızı iyi ve ucuz karşılama amacıyla mı çağırıyoruz?"..
Geleneksel öfkemiz
konusunda ise Batılıların dilinde şöyle bir söz var: "Türkler
kızarlar ve unuturlar!".
Bu kısa akıl
yürütmeden çıkarılabilecek basit sonuç şudur:
Fransa -ve diğer güçlü
ülkeler- Türkiye'ye karşı işlerine gelen ne muamele varsa yapabilirler
-zaten de yapıyorlar-, biz ise işe yarar bir karşılık veremeyiz,
veremiyoruz da.
Ayrıca da hasmane
tutum içinde bulunan ülke sayısı o kadar çoktur ki, yukarıdaki 7
önlemin hepsi dahi uygulanabilir olsa hepsine karşı önlem alındığında
bir zamanların Arnavutluk'u gibi tek başımıza kalırız.
Bu gerçek acı gibi
görünse de en yararlı ipuçlarını içinde barındırıyor.
Çünkü, işe yaramaz 7
maddelik önlemlere(!) güvenilmeye devam edildiği sürece başkaca bir
önlem düşünülmesine gerek görülmeyecektir. Arabasındaki stepnenin
patlak olduğunu bilmeyen sürücünün komik özgüveni gibi.
Halbuki
çaresizliğimizin farkına varabilsek düşünmeye başlayabiliriz.
O halde öyle görünüyor
ki ilk yapılması gereken (gerçekten stratejik), bu 7 çare önerisinin
işe yaramazlığını kabullenmek, bunlardan ümidimizi -tamamen-
kesmektir.
İkinci yapılacak:
dostluk diye bir şey yoktur!
Türkiye'nin,
parçalanma planları da dahil kendisine kurulan tuzaklara etkili
önlemler geliştirebilmesi için bir koşul daha vardır: O da,
uluslararası ilişkilerde o çok sözünü ettiğimiz "dostluk"un hiç mi hiç
yerinin olmadığını idrak etmektir.
Bugün, fırsat bulunsa
ABD, İngiltere ya da Fransa'yı 1 gün içinde, hem de en yakın
müttefikleri parçalarlar (Bkz. Şekil 1A, SSCB).
Toplum ve devlet
olarak içimize bu soğuk(kanlı)luğu yerleştirmemiz, 7 önlemi de
unutmamıza (unlearning anlamında) yardımcı olacaktır.
Fransa'ya karşı
mutlaka bir şey yapılmak isteniliyorsa, bu gerçeği idrak etmemize
yardımcı oldukları için içtenlikli bir teşekkür etmek gerekir.
Öncelikle
yapılacaklardan üçüncüsü, halkın önerilerinin tümünü dikkate alıp
hiçbirisinin ardındaki kalabalığa itibar etmemektir. Yoksa, halkın
heyecanı kolaylıkla karar vericilere sirayet edebilir.
Bu üç idrakle
aydınlanacak aklımız gerçekçi ve etkili önlemler geliştirmeye açık
hale gelecektir.
Türkiye'nin iç ve dış
güvenliğinden sorumlu kurumları bir araya getiren bir organ vardır:
Milli Güvenlik Kurulu - MGK.
MGK, kimin elinde ne
bilgi varsa tümüne erişme yetkisine sahip tek kurumdur. Bu kurum hemen
çalışmaya başlayarak, yaklaşık 20 ülkenin birbirlerine karşı hangi
kozları bulunduğunu incelemeye başlayıp, bunları sürekli güncel
biçimde tutabilecek bir sistem kurmalıdır. (Koz temelli yaklaşım için
bkz.)
http://tinaztitiz.com/dosyalar/alegar_ozet.doc,
http://tinaztitiz.com/dosyalar/alegar_demo_(TR)genis.ppt
Ayrıca, yine bu andan
başlayarak, tüm resmi, ticari, gönüllü, sivil ve askeri kişi ve
kurumlar, "koz sistematiği" içine girebilecek, üstünlük ve/ya zafiyet
sayılabilecek öğeleri derlemeye ve belirli bir merkezi kuruma
aktarmaya başlamalıdır.
Bu işin bir "kozlar
savaşı" olduğu kavranabilmelidir.
Bu tür belalarla
uğraşabilmek için sadece Türkiye'nin tüm alanlardaki üstünlük (koz) ve
zafiyetlerinin (karşı koz) bilinmesi, standardize biçimde depolanması
ve belirli bir amaç için arandığında kolay erişilebilmesi yetmez.
Başka ülkelerin de
birbirlerine karşı tüm üstünlük ve zafiyetlerinin bilinmesi de
gerekir.
Bundan sonraki adım
ise, Fransa’nın, ABD'nin ve diğer güçlü ülkelerin halen yaptıkları iş,
yani "koz yönetimi"dir.
Yeni dünya düzeni adı
verilen kaotik düzen içinde eski düzenin araçlarıyla ayakta durulamaz.
"Yurtta barış dünyada
barış" ortak ütopyamız olmaya layıktır; ama ona güvenerek herkesin de
Türkiye'ye karşı barışçıl davranacağını varsaymak ancak safdilliktir.
Şimdi artık her kişi
ve kurum bilgilerini ortak bir "birim"e çevirebilmelidir. Bu yeni
birimin adı "koz"dur
(http://tinaztitiz.com/dosyalar/yeni_bilgi_birimi(koz).ppt).
Kozları iyi
yönetebilenler varlıklarını sürdürebilecekler, diğerleri ise yem
olacaklardır. Parçalanarak ya da bütün olarak yutularak.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

14.11.2006
|