|
http://www.tinaztitiz.com
Meksika
kumarı'nı hemen herkes bilir. Kuralları şöyledir:
§
Oyunu bir kişi yönetir ve iki kişiyle oynanır.
§
Yönetmen, karşısındakinden bir sayı söylemesini ister.
§
Söylenen sayıdan bir fazlasını kendisi söyler ve oyunun kuralını
açıklar: büyük sayı söyleyen kazanır!
§
Yönetmen karşısındakine devam edip etmediğini sorar. Kuralı
öğrenmiş olan ikinci kişi kaybını çıkarmak hatta kazanca dönüştürmek
için kabul eder.
§
Yönetmen, karşısındakinden yine bir sayı söylemesini ister. Fakat
bu defa karşısındaki itiraz edip ilk sayıyı yönetmenin söylemesini
ister.
§
Yönetmen kabul eder ve herhangi bir sayı söyler.
§
İkinci oyuncu daha büyük bir sayı söyler ve kazandığını iddia eder.
§
Yönetmen bu oyunun kuralını açıklar: Bu defa küçük söyleyen
kazanıyordu!
Üç yıl
önce İzmir GÖZLEM Gazetesine, “Sorun Kimyası” adıyla bir yazı
yazmıştım. Önce ondan alıntı yapmak ve sonra da Meksika kumarı gibi
bir ekleme yapmak istiyorum.
«Toplumumuz sorunların ağırlığı altında kaldıkça, yeni bir kavramın
giderek daha çok konuşulur olması beklenmelidir. Bu kavram “Sorun
Kimyası” dır.
“Madde
Kimyası”, çeşitli maddelerin hangi elementlerden oluştuğu, bunların
aralarında nasıl bileşikler yapıp ayrıştığı, sıcak, soğuk, basınç
gibi dış etkenlerin bunları nasıl etkilediği gibi soruları açıklar
ve bu yolla da insanoğlunun gereksindiği yeni maddeleri nasıl
yapabileceği konusunda ona yol gösterir.
“Madde
Kimyası” bütün bunları, maddeleri oluşturan “elementler” ve bu
elementlerin birleşip ayrışmalarını düzenleyen “kanunlar” yoluyla
yapar.
“Sorun
Kimyası” da benzer şekilde sorunların hangi elementlerden
oluştuğuna, aralarında nasıl yeni bileşikler yaptığına, mevcut bir
sorun bileşiğinin onu oluşturan elementlerine nasıl
ayrıştırılabileceğine, bir sorunun bileşik mi yoksa temel element mi
olduğuna nasıl karar verileceğine ilişkin konularla uğraşır.
“Madde
Kimyası”nda olduğu gibi o da bütün bu işleri, sorunları oluşturan
“sorun elementleri” ve bu elementlerin birleşip ayrışmalarını
düzenleyen “kanunlar” yoluyla yapar.
Uygulamalı bilimlerde bir alan için geliştirilen tekniklerin bir
başka alana uyarlanması pek kullanılan yaygın bir yöntemdir.
Örneğin, elektrik akımı için geliştirilen analiz yöntemleri, su ve
hava akımlarının tahlili için, hatta trafik akımlarının çözümlenmesi
için kullanılır.
Sosyal
bilimlerle uğraşanlar genellikle bu yalınlıktan rahatsız olurlar ve
“içine insan ögesi giren olaylar kolay anlaşılmaz” diyerek
kendilerine biraz pay çıkarırlar. İçinde insan davranışı bulunan
olayların çözümlenmesinin güç olduğu doğru, ama o tür olayların da
kendine özgü kurallarının bulunmadığı ve bulmaya çalışmanın boş iş
olduğu da bir o kadar yanlıştır.
“Sorun
Kimyası” Kimin İşine Yarar?
Her
bilim dalı ve her yeni metot bir ihtiyaçtan doğmuştur.
“-75
derecede yorgandan dışarı çıkan ayağın nasıl üşümeyeceği”
eskimoların sorunudur. Eskimoların yapmaları gereken rasyonel
davranış, başka kimseyi ilgilendirmeyen bu sorunu anlamaya ve sonra
da çözmeye çalışmaktır.
“Sorun
Kimyası” ise, yukarıdaki gibi bir sorunu bulunan ve çağdaşlaşma
konusunda pek bir iddiası bulunmayan toplumların değil, bizim gibi
sorunu çok ve özellikle de onları çözmekte yetersiz kalan
toplumların meselesidir. O halde diğer bilim dallarının geliştiği
ülkelerin değil bizim, sorunlarla ilgilenen bir bilim alanı
tanımlamaya çalışmamız gerekmektedir.
Çağdaş
toplumlar, sorunları bulunmayan değil onları çözebilen toplumlardır.
Toplumumuz da çağdaş olma arzusundaysa onları çözmek, çözmek için
anlamak, anlamak için anladığını sanmaktan vazgeçmek ve bunun için
de onları anlayabilmek için bir metotlar dizisi (adına bilim
diyemesek de) geliştirmek zorundayız.
“Sorun
Kimyası” 'nın Temel Kanunları!
“Madde
Kimyası”nın temel yasası Lavoisier Kanunu'dur: “Hiçbir madde yok
olmaz, yoktan da var olmaz, ancak şekil değiştirir” biçiminde ifade
edilebilecek bu kanunun “Sorun Kimyası” 'ndaki üç karşılığı
şöyledir:
Kanun 1-
Sorunlar yoktan var edilebilir. Her akılsızca davranış en az bir
sorun üretir.
Kanun 2-
Hiç bir sorun onu meydana getiren nedenler ortadan kaldırılmadıkça
çözülemez, ancak şekil değiştirir. Nedenleri yok etmeye dayalı
olmayan her çözüm girişimi yeni sorunların üremesine yol açar.
Kanun 3-
Bir sorun çözülmediği sürece doğurma ve başka sorunlarla birleşme
yoluyla çoğalma eğilimindedir.
Görüldüğü gibi iki kimya arasındaki başlıca fark “yoktan var etme”
konusundadır. O da, işin içine insanın (insanın akılsızca
davranışlarının) girmesi nedeniyledir.
Bu yeni
kavramı ve onun kanunlarını öğrenmek zorundayız. Sorunlar
ağırlaştıkça, ortaya çok sayıda kurtarıcının çıkması geleneksel bir
eğilimdir. Bu yeni kimyayı öğrenmekten ve böylece sorun çözme
kabiliyetimizi geliştirerek onlardan kurtulmaktan başka çıkış yolu
yoktur.»
Aradan
geçen 3 yıl içinde bu yaklaşımın doğru olduğunu, ama bir dördüncü
kanunun ilave edilmesi gerektiği sonucuna vardım. Onu sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Kanun 4-
Sorunların, aralarında bileşikler yaptığı bir ortam içinde,
bileşiksiz bir ortamda uygulanıp iyi sonuç vermiş çözümler
hedeflenen sorunu çözemez ve hatta yeni sorunların üremesine yol
açar.
Nasrettin Hoca -ünlü düşünürler Wise Nasreddin diyorlar- beline ip
bağladığı adamı bir çekişte aşağı indirip ölümüne neden olunca
kendini savunur: Dün yine böyle bir kişi kurtarmıştım, ama galiba o
kuyudaydı!
Bu,
sorunlu ortamlarda birşey yapmadan teslimiyet içinde kaderine boyun
eğmek gerektiği mi demektir?
Hayır. Sadece, Sorun Kimyasına boş vererek hiç bir sorunun
çözülemeyeceği demektir.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

15.05.2007
|