|
http://www.tinaztitiz.com
"Kavram Mutfağı"
Gündelik iletişim
dolaşımımızda (tedavül) bulunmayan ama dahil edildiğinde bir
"durum"a birdenbire anlaşılırlık kazandıran kavramlar vardır.
Örneğin, uyuşturucu temini için gereken bir miktar parayı adam
öldürerek sağlamak ilk bakışta anlaşılmaz görünebilir. Anlaşılmaz
görünen bu "durum", "bağımlılık" kavramı bağlamında
birdenbire bir mantık kazanır. Kişinin, ne pahasına olursa olsun onu
tatmin etmesi anlamına gelen bağımlılık bu "durum"u bir anda
anlaşılır kılar.
Görevi, işi, hobisi
sorun çözmek olanlar bu basit kuralı bilmek, bu yolda kavram
dağarcıklarını geliştirmek zorundadırlar. Nasıl ki keşif ve icat
ürünlerinden yararlanabilmek için mutlaka kaşif veya mucit olmaya
gerek yoksa, kavram dağarcığı geliştirmek için de bizzat kavram
üretmek gerekmez. Dünyada birçok kişi ve kurum bu yolda
çalışmaktadır. Bunlar bir çeşit yemek hazırlayan mutfaklar
gibidirler. Kavramları pişirir ve dolaşıma sokmak isteyenlerin
hizmetlerine sunarlar.
Kuşkusuz bu işi
melun amaçlarla yapanların da bulunduğu hemen tahmin edilebilir.
Yeni kavram icat ederek ya da mevcutları eğip-bükerek "durum"a kılıf
uydurmak isteyenler de olabilir. Göz koyduğu mahalle kızını
başkasıyla beraber gören bıçkın bu "durum"a uygun bir kavram üretir
ve "mahallenin namusu" kavramı altında adamı doğradığını
savunabilir.
"Önleyici eylem" (preemptive
action) bir diğer kavram mutfağı ürünüdür. Kaçınılmaz olduğu
değerlendirilen bir durum gerçekleşmeden önceki eyleme bu ad
verilmektedir. Bu kavram üretilmemiş olsaydı düpedüz tecavüz
sayılacak olan Irak'ın ABD tarafından işgali, önleyici eylem
kavramı nedeniyle mazur görülmekte ve 38 ülke tarafından asker
yollanarak desteklenmektedir.
Özet olarak
denilebilir ki, bir "durum" anlamak için önce o durumla ilgili
kavram dağarcığımızın yeterli olup olmadığına bakmak, gekiyorsa
takviye etmek lazımdır.
Ermeni tasarısı,
etnik terör ve dahaları!
Türkiye coğrafi,
ekolojik, ticari, siyasal bir geçiş yoludur. Doğudan batıya,
Karadeniz'den (içdeniz) açık denizlere geçiş yoludur. Onlarca kuşun
göç yoludur. Uzakdoğu ticaret ürünlerinin batıya iletim yoludur.
Fakir ülke insanlarının umut ülkelerine göç yoludur. Enerji
kaynaklarından enerji tüketici topraklara geçiş yoludur. Su ve maden
kaynakları gibi bugünden nadir kaynak sayılabilecek değerleri
barındırmaktadır. Kısacası bu topraklar, sahip olanlara büyük
avantajlar sağlayabilecek bir "kontrol merkezi" olarak
kullanılabilir, bunun için de bu toplumun her zayıf yanı istismar
edilebilir.
Veri denilebilecek
kadar açık olan bu resim karşısında, bu topraklara sahip olmak ya da
en azından kontrol etmek isteğine sahip ülkelerin kötü niyetle
etiketlenmesi, sürekli olarak ihanet edilmişlik duygusu ve onun
yarattığı öç alma, bedel ödetme gibi karşılıklarla yatıp kalkılması
ancak tek "kavram"la açıklanabilir: zavallılık!
Doğada zavallılara
yer yoktur.
Tamamen bir varlık
sürdürme mücadelesi olan doğal yaşama bakınız. Güçlüler, zekiler ve
güzeller ayakta kalabiliyor, diğerleri yok oluyor. Bizim "zulûm
görmüşlük" olarak adlandırdığımız mazlum kavramının doğada
yeri yok. Haklı ama akılsız olanların yeri yok. Sürekli tecavüze
uğrayan, haksızlığa uğradığından yakınanların yeri yok.
Tüm yüksek değerler,
güçlü, zeki ve/ya güzel olduktan sonra geçerli. Sadece onların
hakları var, akılsızların, zayıfların hakları söz konusu değil.
Zavallılık
sinyalleri çağırıcıdır!
Sokakta kendi
halinde yürüyen, kimsenin etlisinde sütlüsünde olmadığı her
halinden, tavrından belli olan insanların daha çok saldırıya
uğradığı, hattâ onların bir çeşit taciz davetiyesi çıkardığını
çoğumuz gözlemişizdir.
Bu nedensiz
değildir. İnsanın -eğer güçlü ve akıllı olup da terbiye etme lüksüne
sahip olamamışsa- doğası, çevresindeki güçsüzlük ve akılsızlık
işaretleri yayanları bertaraf etmek eğilimleri taşımaktadır.
Bu ne demek?
Bugün yakındığımız
her ne varsa, bunların başkalarının kötülüğünden değil bizim
"zavallılığımız"dan yani güçsüz ve akılsız davranmamızdan
kaynaklanmakta olduğu demektir. Daha da açıkçası, bugünden tezi yok,
içinde bulunduğumuz durumun ne Ermeni'lerin ihanetinden ne de bir
kısım Kürtlerin kalkışmasından doğmadığını anlamak, bütün bunların
bizim zavallılık sinyallerimizi algılayan güçlü ve akıllıların,
bizim gibileri harekete geçirmesinden ibaret olduğunu görmek
zorundayız.
ABD Temsilciler
Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde, "madem Ermeni soykırımı
diyoruz o halde İstanbul'un fethini de kınayalım" alayları,
meselenin gerçekten de bir insaniyet sorunu olduğunu düşünenlerin
saf düşünceleridir.
Bu tasarıyı
sevkedenler ne yaptıklarını bilmekte, bunun için de başka
zavallıları (Nancy hanım, dört kelime İspanyolca ile fikrini
değiştiren Luis Fortuna, Ermeni diasporası gibi) kullanmaktadırlar.
Bu bir güç oyunudur ve tek kural güçlü ve akıllı olmaktır.
Etnik terör
kıyafetiyle ortaya çıkan durum da tamamen aynı kavrama dayalıdır.
Stoktaki inanan-inanmayan terörü de sırasını beklemektedir.
Hattâ daha da ileri
giderek denilebilir ki, bütün bu "görüntü"ler tek nedenle
tasarımlanmaktadır: Türkiye'yi bu güç oyunundan uzak tutarak, bu
toprakların -ve toplumun- kontrolünü elde tutmak. Ve bu amaçla tüm
toplumsal enerjimizi -ve de kaynaklarımızı- drene ederek zararsız
kılmak!
Yeni kavramlara
ihtiyacımız var!
Bu durumları hep
geleneksel kavram dağarcığımız ile anlamaya ve çözmeye çalıştık.
Şimdi görüyoruz ki olmuyor. Her allahın günü, sesimizi yükseltiyor,
tehditler savuruyoruz. Artık herkes gördü ki bu toplum bağırmaya
devam ettikçe kimseye zarar veremez, sadece protesto eder, kaş
çatar, ama ne olup bittiğini anlamayı, anlamak için yeni araçlar
geliştirmeyi akıl edemez.
http://tinaztitiz.com/yazi.php?id=779.
Hattâ bağırıp çağırmamız, tasarımcılar
için bir güvenlik sübabıdır.
İhtiyacımız olan
kavramlardan birisi "koz" kavramıdır. Koz, isteklerini yaptırabilmek
ya da başkalarının istekleri karşısında pazarlık gücü sahibi
olabilmeye yarayan bir üstünlük ya da diğerinin bir zafiyetidir.
Kendi kendimize,
kime karşı olduğu belli olmayan üstünlüklerimizi sayıp dökmemiz koz
kavramı ile ilgili değildir. Kozlar sadece bu toplum ve diğer
toplumlar arasındaki güç ilişkilerini betimleyen bir kavram da
değildir. Tüm toplumlar arasındaki güç ilişkilerinin bilinmesi ve
gerektiğinde kullanılabilmesidir.
İzlanda ile
Yunanistan'ın güç ilişkilerinin (varsa) bilinmesidir. Kolombiya ve
Afganistan arasındaki ilişkilerin bilinmesi, izlenmesi ve sürekli
güncel tutulmasıdır.
http://tinaztitiz.com/dosyalar/alegar_demo_(TR)genis.ppt,
http://tinaztitiz.com/dosyalar/yeni_bilgi_birimi(koz).ppt
Diplomasi
anlayışımızda paradigma değişimi ihtiyacı!
Genellemeler
kuşkusuz yanlıştır ve haksızdır. Bu nedenle, toplumumuzu oluşturan
her kesimdeki yüksek nitelikli insanları hariç tutarak bir gözlemimi
paylaşmak gerekirse şu denilebilir: Türk diplomasisini yürütmüş ve
yürütmekte olanların çoğu -nadir azınlığını tekrar vurgulayarak- bu
karmaşık ilişkileri yönetebilecek niteliklere sahip değildir.
Yabancı dillere
hakimiyetleri açısından değillerdir; zafiyetlerine korkusuzca
bakabilecek alçak gönüllülük açısından değillerdir; yeni kavramlar
edinmedeki becerileri açısından değillerdir; ezberlerinin dışına
çıkabilmek açısından değillerdir.
Ayrıca da, bütün bu
olan bitenlere "dış işleri" biçimindeki bakış da bütünüyle çağ
dışıdır. Ayakkabı ya da otomobil üretimi ya da bankacılık alanındaki
eylemlerle bütün olan biten ilgilidir ve hepsi bir bütündür.
Dolayısıyla bu güç mücadelesi, bütün bu alanlarda ne olup bittiğini
ve de ne olup bitebileceğini "yeni istihbarat" olarak anlayabilmekle
mümkündür.
İstihbarat
anlayışımızda paradigma değişimi ihtiyacı!
Geçen çağın
istihbarat anlayışı, "sakıncalı durumlarla ilişkili kişilerin
izlenmesi" diye karikatürize edilebilir. Ama o paradigmaya göre
anlayışı şekillenmiş kadroların anlayışlarının değişmesi pek
karikatürize edilebilecek bir durum değildir. Aynen "dış işleri"
ezberinin terkedilmesi gibi "insan izleme" yerine "topyekun
ilişki izleme" anlayışına sıçramaya ihtiyaç vardır. Görünen o
ki ufukta böyle bir eğilim yok!
Bu iş nereye kadar
gider?
Doğal eğilimler
pazarlık kabul etmeyen eğilimlerdir. Güçlü, akıllı ve/ya güzelin
dışındakilerin yok olması bir doğa kanunudur ve üzerinde pazarlık
edilemez.
Düşünen
insanlarımızın ve tüm toplum kesimlerindeki nadir azınlıkların
oturup bunu düşünmeleri, bu kavramların tedavüle nasıl
sokulabileceğinin, taşlaşmış beyinlerin nasıl dönüştürülebileceğinin
aranması gerekiyor. Aksi halde geçmiş olsun!
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

23.10.2007
|