e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Kavram Mutfağı

Tınaz Titiz       

 

http://www.tinaztitiz.com  

 

"Kavram Mutfağı"

Gündelik iletişim dolaşımımızda (tedavül) bulunmayan ama dahil edildiğinde bir "durum"a birdenbire anlaşılırlık kazandıran kavramlar vardır. Örneğin, uyuşturucu temini için gereken bir miktar parayı adam öldürerek sağlamak ilk bakışta anlaşılmaz görünebilir. Anlaşılmaz görünen bu "durum", "bağımlılık" kavramı bağlamında birdenbire bir mantık kazanır. Kişinin, ne pahasına olursa olsun onu tatmin etmesi anlamına gelen bağımlılık bu "durum"u bir anda anlaşılır kılar.

Görevi, işi, hobisi sorun çözmek olanlar bu basit kuralı bilmek, bu yolda kavram dağarcıklarını geliştirmek zorundadırlar. Nasıl ki keşif ve icat ürünlerinden yararlanabilmek için mutlaka kaşif veya mucit olmaya gerek yoksa, kavram dağarcığı geliştirmek için de bizzat kavram üretmek gerekmez. Dünyada birçok kişi ve kurum bu yolda çalışmaktadır. Bunlar bir çeşit yemek hazırlayan mutfaklar gibidirler. Kavramları pişirir ve dolaşıma sokmak isteyenlerin hizmetlerine sunarlar.

Kuşkusuz bu işi melun amaçlarla yapanların da bulunduğu hemen tahmin edilebilir. Yeni kavram icat ederek ya da mevcutları eğip-bükerek "durum"a kılıf uydurmak isteyenler de olabilir. Göz koyduğu mahalle kızını başkasıyla beraber gören bıçkın bu "durum"a uygun bir kavram üretir ve "mahallenin namusu" kavramı altında adamı doğradığını savunabilir.

"Önleyici eylem" (preemptive action) bir diğer kavram mutfağı ürünüdür. Kaçınılmaz olduğu değerlendirilen bir durum gerçekleşmeden önceki eyleme bu ad verilmektedir. Bu kavram üretilmemiş olsaydı düpedüz tecavüz sayılacak olan Irak'ın ABD tarafından işgali, önleyici eylem kavramı nedeniyle mazur görülmekte ve 38 ülke tarafından asker yollanarak desteklenmektedir.

Özet olarak denilebilir ki, bir "durum" anlamak için önce o durumla ilgili kavram dağarcığımızın yeterli olup olmadığına bakmak, gekiyorsa takviye etmek lazımdır.

 

Ermeni tasarısı, etnik terör ve dahaları!

Türkiye coğrafi, ekolojik, ticari, siyasal bir geçiş yoludur. Doğudan batıya, Karadeniz'den (içdeniz) açık denizlere geçiş yoludur. Onlarca kuşun göç yoludur. Uzakdoğu ticaret ürünlerinin batıya iletim yoludur. Fakir ülke insanlarının umut ülkelerine göç yoludur. Enerji kaynaklarından enerji tüketici topraklara geçiş yoludur. Su ve maden kaynakları gibi bugünden nadir kaynak sayılabilecek değerleri barındırmaktadır. Kısacası bu topraklar, sahip olanlara büyük avantajlar sağlayabilecek bir "kontrol merkezi" olarak kullanılabilir, bunun için de bu toplumun her zayıf yanı istismar edilebilir.

Veri denilebilecek kadar açık olan bu resim karşısında, bu topraklara sahip olmak ya da en azından kontrol etmek isteğine sahip ülkelerin kötü niyetle etiketlenmesi, sürekli olarak ihanet edilmişlik duygusu ve onun yarattığı öç alma, bedel ödetme gibi karşılıklarla yatıp kalkılması ancak tek "kavram"la açıklanabilir: zavallılık!

 

Doğada zavallılara yer yoktur.

Tamamen bir varlık sürdürme mücadelesi olan doğal yaşama bakınız. Güçlüler, zekiler ve güzeller ayakta kalabiliyor, diğerleri yok oluyor. Bizim "zulûm görmüşlük" olarak adlandırdığımız mazlum kavramının doğada yeri yok. Haklı ama akılsız olanların yeri yok. Sürekli tecavüze uğrayan, haksızlığa uğradığından yakınanların yeri yok.

Tüm yüksek değerler, güçlü, zeki ve/ya güzel olduktan sonra geçerli. Sadece onların hakları var, akılsızların, zayıfların hakları söz konusu değil.

 

Zavallılık sinyalleri çağırıcıdır!

Sokakta kendi halinde yürüyen, kimsenin etlisinde sütlüsünde olmadığı her halinden, tavrından belli olan insanların daha çok saldırıya uğradığı, hattâ onların bir çeşit taciz davetiyesi çıkardığını çoğumuz gözlemişizdir.

Bu nedensiz değildir. İnsanın -eğer güçlü ve akıllı olup da terbiye etme lüksüne sahip olamamışsa- doğası, çevresindeki güçsüzlük ve akılsızlık işaretleri yayanları bertaraf etmek eğilimleri taşımaktadır.

 

Bu ne demek?

Bugün yakındığımız her ne varsa, bunların başkalarının kötülüğünden değil bizim "zavallılığımız"dan yani güçsüz ve akılsız davranmamızdan kaynaklanmakta olduğu demektir. Daha da açıkçası, bugünden tezi yok, içinde bulunduğumuz durumun ne Ermeni'lerin ihanetinden ne de bir kısım Kürtlerin kalkışmasından doğmadığını anlamak, bütün bunların bizim zavallılık sinyallerimizi algılayan güçlü ve akıllıların, bizim gibileri harekete geçirmesinden ibaret olduğunu görmek zorundayız.

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde, "madem Ermeni soykırımı diyoruz o halde İstanbul'un fethini de kınayalım" alayları, meselenin gerçekten de bir insaniyet sorunu olduğunu düşünenlerin saf düşünceleridir.

Bu tasarıyı sevkedenler ne yaptıklarını bilmekte, bunun için de başka zavallıları (Nancy hanım, dört kelime İspanyolca ile fikrini değiştiren Luis Fortuna, Ermeni diasporası gibi) kullanmaktadırlar. Bu bir güç oyunudur ve tek kural güçlü ve akıllı olmaktır.

Etnik terör kıyafetiyle ortaya çıkan durum da tamamen aynı kavrama dayalıdır. Stoktaki inanan-inanmayan terörü de sırasını beklemektedir.

Hattâ daha da ileri giderek denilebilir ki, bütün bu "görüntü"ler tek nedenle tasarımlanmaktadır: Türkiye'yi bu güç oyunundan uzak tutarak, bu toprakların -ve toplumun- kontrolünü elde tutmak. Ve bu amaçla tüm toplumsal enerjimizi -ve de kaynaklarımızı- drene ederek zararsız kılmak!

 

Yeni kavramlara ihtiyacımız var!

Bu durumları hep geleneksel kavram dağarcığımız ile anlamaya ve çözmeye çalıştık. Şimdi görüyoruz ki olmuyor. Her allahın günü, sesimizi yükseltiyor, tehditler savuruyoruz. Artık herkes gördü ki bu toplum bağırmaya devam ettikçe kimseye zarar veremez, sadece protesto eder, kaş çatar, ama ne olup bittiğini anlamayı, anlamak için yeni araçlar geliştirmeyi akıl edemez. http://tinaztitiz.com/yazi.php?id=779. Hattâ bağırıp çağırmamız, tasarımcılar için bir güvenlik sübabıdır.

İhtiyacımız olan kavramlardan birisi "koz" kavramıdır. Koz, isteklerini yaptırabilmek ya da başkalarının istekleri karşısında pazarlık gücü sahibi olabilmeye yarayan bir üstünlük ya da diğerinin bir zafiyetidir.

Kendi kendimize, kime karşı olduğu belli olmayan üstünlüklerimizi sayıp dökmemiz koz kavramı ile ilgili değildir. Kozlar sadece bu toplum ve diğer toplumlar arasındaki güç ilişkilerini betimleyen bir kavram da değildir. Tüm toplumlar arasındaki güç ilişkilerinin bilinmesi ve gerektiğinde kullanılabilmesidir.

İzlanda ile Yunanistan'ın güç ilişkilerinin (varsa) bilinmesidir. Kolombiya ve Afganistan arasındaki ilişkilerin bilinmesi, izlenmesi ve sürekli güncel tutulmasıdır.

http://tinaztitiz.com/dosyalar/alegar_demo_(TR)genis.ppt,

http://tinaztitiz.com/dosyalar/yeni_bilgi_birimi(koz).ppt

 

Diplomasi anlayışımızda paradigma değişimi ihtiyacı!

Genellemeler kuşkusuz yanlıştır ve haksızdır. Bu nedenle, toplumumuzu oluşturan her kesimdeki yüksek nitelikli insanları hariç tutarak bir gözlemimi paylaşmak gerekirse şu denilebilir: Türk diplomasisini yürütmüş ve yürütmekte olanların çoğu -nadir azınlığını tekrar vurgulayarak- bu karmaşık ilişkileri yönetebilecek niteliklere sahip değildir.

Yabancı dillere hakimiyetleri açısından değillerdir; zafiyetlerine korkusuzca bakabilecek alçak gönüllülük açısından değillerdir; yeni kavramlar edinmedeki becerileri açısından değillerdir; ezberlerinin dışına çıkabilmek açısından değillerdir.

Ayrıca da, bütün bu olan bitenlere "dış işleri" biçimindeki bakış da bütünüyle çağ dışıdır. Ayakkabı ya da otomobil üretimi ya da bankacılık alanındaki eylemlerle bütün olan biten ilgilidir ve hepsi bir bütündür. Dolayısıyla bu güç mücadelesi, bütün bu alanlarda ne olup bittiğini ve de ne olup bitebileceğini "yeni istihbarat" olarak anlayabilmekle mümkündür.

 

İstihbarat anlayışımızda paradigma değişimi ihtiyacı!

Geçen çağın istihbarat anlayışı, "sakıncalı durumlarla ilişkili kişilerin izlenmesi" diye karikatürize edilebilir. Ama o paradigmaya göre anlayışı şekillenmiş kadroların anlayışlarının değişmesi pek karikatürize edilebilecek bir durum değildir. Aynen "dış işleri" ezberinin terkedilmesi gibi "insan izleme" yerine "topyekun ilişki izleme" anlayışına sıçramaya ihtiyaç vardır. Görünen o ki ufukta böyle bir eğilim yok!

 

Bu iş nereye kadar gider?

Doğal eğilimler pazarlık kabul etmeyen eğilimlerdir. Güçlü, akıllı ve/ya güzelin dışındakilerin yok olması bir doğa kanunudur ve üzerinde pazarlık edilemez.

Düşünen insanlarımızın ve tüm toplum kesimlerindeki nadir azınlıkların oturup bunu düşünmeleri, bu kavramların tedavüle nasıl sokulabileceğinin, taşlaşmış beyinlerin nasıl dönüştürülebileceğinin aranması gerekiyor. Aksi halde geçmiş olsun!

http://www.tinaztitiz.com     

 

Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle

Denizce

23.10.2007