e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 "Evrim" ve "Yaratılış" İçin Mahkeme Kararı

Tınaz Titiz       

 

http://www.tinaztitiz.com  

(5 Ocak 1982'de A.B.D. Bölge Mahkemesi (Ç.N. 11 adet federal ceza mahkemesinden birisi) yargıcı William R. Overton, Arkansas eyaleti yasama organının çıkarmış olduğu "Yaratılış Bilimi" ve "Evrim Bilimi"nin Dengeli İşlem Görmesi Yasası'nın, Eyalet Eğitim Kurulu'nca uygulanmasını yasakladı. Bu (belge) onun muhakemesinin, verdiği hükmün ve olayla ilgili düşüncesinin tam metnidir.)

http://www.tinaztitiz.com/dosyalar/Cesitli_konular/evrim_vs._yaratilis.pdf

????(A.B.D. anayasasının) Birinci Değişiklik İlkeleri'nin uygulama ve içeriği kamuoyu araştırma anketleri veya bir çoğunluk oyunca yorumlanamaz.

590 sayılı yasayı savunanların çoğunluk ya da azınlık olmaları, anayasal idare sistemi bakımından tamamen ilgisiz bir konudur.

Hiçbir grup ne büyüklükte olursa olsun idare organlarını -ki kamu okulları onun en açık ve etkili parçasıdır-, kendi dini inançlarını başkalarına benimsetmek için kullanamaz.

 

Vakti olanların, 10 sayfa tutarındaki bu mahkeme kararını yukarıda verilen internet adresinden okumaları önerilir. Demokrasisi örnek olarak gösterilen bu ülkenin bir yargıcının, bir müsbet bilim uzmanlık tezini andırır kararını okuyunca -değerli dost Dr. Necati Saygılı vasıtasıyla elde ettim- karışık duygular içinde kaldım.

Bir yanda, yaratılış yanlılarının kendilerini tanrı kuvvetleri, evrim yanlılarını ise anti-tanrı kuvvetleri olarak tanımlayabilecek kadar toplumu bölmeyi düşünebilmeleri; ama diğer yanda da kendi yandaşlarını uyararak yaratılışı bir dini inanç olarak değil yaratılış bilimi olarak adlandırarak kullanmaları ve böylece evrim yandaşları ile eşit koşullar sağlamaya çalışacak kadar da kurnaz olabilmeleri.

Ama esas ilginç olan, yaratılışçıların inanılmaz örgütlenme ve çabalarına karşın, yargı sisteminin sahip olduğu zihinsel netlik'tir. 10 sayfalık karar, yukardaki kısa çevirinin son paragrafında köşeli biçimde dile getirilen ilke üzerine kuruludur: "Hiç kimse kendi dini inançlarını başkalarına benimsetmek için toplum bütününe (kamu) ait olan organları kullanamaz".

Bu o denli sağlam bir ilkedir ki, evrim karşıtları buna karşı çıkmak yerine, yaratılışın bir dini inanç olmadığını, onun da bir bilim olduğunu savunmak zorunda kalmaktadır. Bu noktada ise, kendilerinin de ister istemez benimsedikleri bilimin temel nitelikleri[1] karşılarına çıkmaktadır.

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan bu yana 700 yılı aşkın süredir din referanslı yaşam kuralları ile içiçedir. Cumhuriyet dönemi -ki toplam süre içinde kabili ihmal kısalıktadır- bu içiçeliği bir ölçüde -o da yasal zeminde- azaltmış, ama gündelik yaşam pratiklerine çok az nüfuz edebilmiştir.

Bu içiçeliğin dışavurumu kılık-kıyafet ya da öğretim birliği bağlamında değildir. Öğretim birliği, dini ve seküler öğretilerin çatışmasını önlemek amacıyla tasarlanmış, ama kolay değişmeyen değerler sistemi kısa süre içinde seküler eğitim dokusu içine din eğitiminin en vazgeçilmez öğesini -ezber (sorgulamaya kapalılık)- yerleştirmiştir.

Günümüzde, seküler sanılan eğitim, çağdaş söylemler altında, çağdaş kıyafetlerle ve de dini eğitime karşıtlık "görüntüsü" içinde, ama dini eğitimin temel öğesini içinde tam olarak barındırarak yapılmaktadır. İşin tuhaf yanı, bu uygulamanın en büyük destekçilerinin seküler eğitim yandaşlarının olmasıdır.

Bu satırların yazarının bizzat uygulayıcı olarak içinde yer aldığı "ezbersiz eğitim" uygulamalarına karşı çıkanların başlıca savunuları, "her şeyi sorgulayan çocukların nereye gideceklerinin belli olmayacağı" derin inancı olmuştur. Bu inanç 700 yıllık din referanslı değer ölçülerinin bir sonucudur. Bunu abartılı bulanlar, "soran sorgulayan çocuk yetiştirmek" şablon sınırının, ailelerin -ve tabii ki onların temsilcilerinin- kendi doğrularının sorgulanması olduğunu bizzat deneyimleyerek test edebilirler.

Bir deyişle, seküler "görünüşlü" eğitim düzeni, temelde dayanması gereken "bilim"in değil, kendini laik sayan kesimlerin, bizzat dini referans alan kesimlerin inançları karşısına koydukları başka inançlara "göre" tanımlayıp savundukları bir "inanç sistemi"dir.

M.Kemal Atatürk'ün "en hakiki mürşit" olarak israrla bilimi işaret etmesinin nedeni muhtemelen bu tehlikeyi sezmiş olmasıdır. Değerlerin kolay kolay değişmeyeceğini bilen M.Kemal, laikliğin anlaşılmayıp aynen din gibi inanca dayandırılacağını görmüş olmalı.

Bunun iyi anlaşılabilmesi, Türkiye'de yaşanmakta bulunan laik anti-laik çatışmasının aslında çeşitli inanç sistemleri arasındaki bir çatışma olduğunun kavranması açısından önem taşıyor. Türkiye, inanç ve bilim arasındaki çatışmayı yaşamıyor. Ekli mahkeme kararı ise inanç ve bilim arasındaki çatışmaya ilişkin bir belgedir.

Çatışmaları çözmek için, uzlaşma, hoşgörü, birer adım geri gitmek gibi meselenin yüzeyiyle ilgili yaklaşımlar yerine bir ilkeyi kendimize rehber edinebiliriz: Önce anla!

 


[1] http://www.tinaztitiz.com/dosyalar/Cesitli_konular/evrim_vs._yaratilis.pdf belgesi Sh.938'de bir iddianın bilimselliğini belirleyebilecek bu nitelikler şöyle dile getiriliyor: (1) Doğa yasalarının sonucu olmalı, (2) Doğa yasalarına referans verilerek açıklanabilmeli, (3) Gözlem ve deneylerle test edilebilmeli, (4) Çıkarımları mutlak değil değişebilir olarak kabul edilmeli, (5) Yanlışlanabilir olmalı.

http://www.tinaztitiz.com     

 

Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle

Denizce

29.04.2008