e-mail    
denizce@denizce.com
 





A.I. Soljenitsin
Arthur Miller
Claude Simon
Doris Lessing
Ernest Hemingway
Federico Garcia Lorca
Franz Kafka
George Bernard Shaw
Heinrich Böll
Henry Miller
Ingeborg Bachmann
James Joyce
Jean-Paul Sartre
John Steinbeck
Marcel Proust
Maxim Gorki
Pablo Neruda
Rabindranath Tagore
Simone de Beauvoir
Sinclair Lewis
Thomas Mann
Toni Morrison
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Yüzyılın Yazarları  

  Toni Morrison                                                           

 

 

 

18.2.1931  Lorain (Ohio)
 

"Anılar Aracılığıyla Kimliğin Kazanılması"

 

Amerikalı yazar romanlarında ABD'de yaşayan zencilerin tarihi ve şimdiki zamanlarıyla hesaplaştı. Morrison 1993'te ilk Afro-Amerikalı yazar olarak Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü.

Morrison Lorain/Ohio'da Chloe Anthony Wofford adıyla dünyaya geldi. Zenci bir işçi ailesinin kızı olarak Washington'da ve ünlü Cornell Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi aldı. Üniversiteden 1954'te mezun olur olmaz Texas'ta öğretmenliğe atandı. Bundan üç yıl sonra da Washington D.C.'ye doçent olarak gitti. Amerika'nın başkentinde evlenerek iki çocuk sahibi oldu. Boşandıktan sonra, 1964'te, doğduğu Lorain kasabasına döndü.

 

1970: İlk Romanı

60'lı yılların ortasında New York'ta Random Yayınevinde lektör olarak çalışmaya başlayan Morrison, burada daha çok zenci edebiyatından sorumlu kişi olarak görev yaptı. Bu çalışmaları yanı sıra İnsan Hakları Hareketlerinde de aktif bir rol oynadı. Başlıca uğraşı alanı, sanat ve edebiyatta beyazların dikte ettikleri değerlere bağlı olmayan bir zenci estetiğine ilişkindi.

Öğretmenlik yıllarında yazdığı kısa öykülerinden Morrison'un The Bluest Eyes (En Mavi Gözler, 1970) adlı ilk romanı çıktı. Bu roman, annesinin sevgisini yeniden kazanabilmek için her şeyden çok mavi gözlere ve sarı saçlara sahip olmayı dileyen Pecola Breedlove adlı zenci kızın kaderini anlatmaktadır. Ne var ki annesinin sevgisi tümüyle yanlarında çalıştığı beyaz ailenin kızına yönelmiş gibi görünmektedir. Sonunda Pecola babası tarafından iğfal edilip hamile kalır ve çocuğunu doğururken aklını yitirir. Morrison romanlarında beyazların saptadıkları bir güzellik idealine ve bir kadının değer ölçütü olarak dış görünüme itibar etmesine karşı gelir.

 

1977: Adını Edebiyatçı Olarak Duyurması

1974'te yazdığı Sula adlı romanında Morrison, hayat yolları çok farklı olan iki kadın arasındaki arkadaşlığı anlattı. Romanın başkişisi Sula, ödün vermeden kendini gerçekleştirme çabasında olduğu için zenci toplum tarafından dışlanmaktadır. Morrison, bütün romanlarında olduğu gibi, burada da bir yandan zencilerin ABD'de baskı altında tutulan toplumsal durumlarını gösterirken, diğer yandan dikkatini özellikle zenci kadının konumuna vermektedir.

 

Morrison 1977'de yazdığı Song of Solomon (Solomon'un Şarkısı) adlı aile efsanesiyle edebiyat dünyasında adını duyurabildi. Yapıtın Milkman adlı kahramanı, kendi yaşama amacını bulmaya çalışırken, kölelik dönemine kadar izlediği ailesinin tarihini de araştırır.

 

Ancak beyazların kültürel ve maddesel değerlerinden kopup siyah halkının bir üyesi olduğunu kavradığı zaman kendi kimliğini bulur.

 

Morrison'un bir sonraki romanı Tar Baby (Katran Bebek, 1981) insanın kendi kimliğini arayışını işlemektedir.

Bir Karaip adasında geçen bu öyküde dünyayı gezmiş bir fotomodel ile adanın kırsal, geleneksel toplumunda kök salmış bir erkek arasındaki aşkın olanaksızlığı anlatılmaktadır.

 

1987: Beloved

Morrison 1983'te Albany New York State Üniversite'ye atandı ve burada, yeni yetişmekte olan genç yetenekli yazarlara altı yıl boyunca ders verdi. 1987'de Sethe adlı köle kadının öyküsü Beloved (Sevgili) yayınlandı. 19. yüzyılda geçen bu romanda Morrison, kölelik kaderinden kurtarmak amacıyla kızını öldüren bir köle kadına ilişkin bir haberden yararlandı. Anne hapishaneden çıkınca, önce siyah toplum tarafından çocuk katili olarak dışlanır. Gördüğü genç bir kadını ölmüş çocuğu sanarak peşine düşer ve kadın ortadan kaybolunca, Sethe yavaş yavaş aklını kaçırır. Sonunda siyahların dayanışması sayesinde acısından kurtulma yolunu bulur. Morrison modern edebi teknikleri (çok yönlü bir perspektif ile kişinin kendi kendisiyle yaptığı monolog), zencilerin geleneksel anlatım stiliyle virtüöziteye ulaşan bir ustalıkla birleştirdi. Köleliğe ilişkin suçları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sererek Stave Narratives (Kölelik Öyküleri) denilen edebi türde yapıldığı gibi, beyazları korumak amacıyla hiçbir kusuru hoş göstermedi. Bunu yaparak zencilerin arka plana itilmiş tarihini açığa çıkardı.

 

1993: Nobel Ödülü

Morrison 1989'da edebiyat bilimleri profesörü olarak Princeton Üniversitesine geçti. Üç yıl sonra yayınlanan Jazz adlı romanında yazar, bir cinayet öyküsünü kullanarak 20'li ve 30'lu yıllardaki Harlem'de yaşayan zencilerin bir panoramasını çizdi. Morrison 1993 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alan ilk Afro-Amerikalı oldu.

 

 

   Kaynakça: Yüzyılın 100 Yazarı (Yeni Binyıl)