| |
Toskana
(Italya)
www.dunyaninrenkleri.com
Tarihin içinde,
bugünü yaşarken, yutmaya kıyamayacağınız tatlarla...
Toskana’dan söz edildiğinde aklımıza ilk gelen yer Floransa dır.
Tabi ki Floransa bu bölgenin
başkenti olarak sıralamanın en tepesinde olmayı bir çok
özelliğinden dolayı hak eder. Bu harikulade şehirde tarih,
kültür, sanat, gastronomi yani hemen hemen her şeyi bulabiliriz.
Ancak Toskana Floransa ile sınırlı değil. Keşfedilmeyi bekliyen
ve görüldüğünde hayranlık uyandıran o kadar güzel yöreleri var
ki, esas onları tanıdıktan sonra bu büyük ve harika bölgenin
zenginliğini tam olarak anlıyabiliriz. İşte buralarda yaptığım
kısa bir seyahatin sonunda gördüğüm ve bende hayranlık yaratan
güzellikleri sizlerle paylaşmak istedim.

Siena
Yazın başlarında bir gün, öğlen’e
doğru Floransa hava limanına indikten sonra, 60 km güneydeki
San Gimignano yakınında
bulunan San Donato’ya
yöneldik. Bu uzun yolculuk karnımızı acıktırmıştı. Burada, son
derece şirin bir çiftlikte bizi bekliyen öğlen yemeğinin iştah
kabartan görüntüsü açlığımızı iyice arttırdı ve
Toskana (Toscana) gezimize
bölgeye özel zeytinyağlılar ve bir kadeh kırmızı şarapla
başladık. Toskana’da “Agriturismo” diye adlandırılan ve
tarım turizmi anlamına gelen bu tarz çiftlikler çok yaygın.
Buralarda, zeytin yağı, şarap ve peynir üretimini yapan ve kendi
ürünleri ile hazırladıkları sebze ağırlıklı son derece lezzetli
yemekleri sunan ve hatta oda kiraya veren çiftlik veya şatolara
sıkça rastlamak mümkün. İtalyanın en lezzetli zeytinleri
Toskana’da üretilmekte ve dolayısıyla bu bölgenin hemen her
yemeği de zeytin yağı ile hazırlanmakta. En basit örneği de,
üzerine sarımsak ve zeytin yağı gezdirilerek kızartılan bir
dilim ekmek olan “bruschetta” veya ızgarada pişirildikten
sonra üzerine zeytin yağı gezdirilen ve Toskana’nın ulusal
yemeği olan sığır büfteği “Bistecca alla fiorentina”dır.

San
Gimignano
Unesco tarafından Dünya Mirası
listesine alınan ve Toskana’nın en pitoresk kasabalarından biri
olan San Gimignano, Orta Çağ atmosferini çok iyi koruyabilmiş.
Güzel kuleli San Gimignano anlamına gelen “San Gimignano dalle
belle torri', 13üncü yüzyılda zengin aileler tarafında inşa
ettirilen ve bazıları 50 metreyi bulan 72 kuleden günümüze
sadece 14 tanesini koruyabilmiş. İnsanların hala içerisinde
oturdukları devasa şehir surları, 14. ve 15.inci yüzyıldan
sayısız İtalyan sanat şaheserlerini barındırmakta. Bu tılsımlı
kasaba bir kaç saatlik bir molayı fazlasıyla hakediyor.

San
Gimignano
Toskana’yı rahatlıkla gezebilmek
için Siena’da 3 gece
geçirmeyi planladık. San Gimignano’dan Siena’ya giderken doğru
tercih, Colle di Val D’Elsa’dan
geçen yol. Surlarla çevrili bu küçük ve sempatik Orta Çağ
kasabası artizanal kristal üretiminiyle ünlenmiş. Yarım saatlik
bir yoldan sonra, bir kaç tepe üzerinde kurulu olan Siena’ya
varıyoruz. Eski şehrin içinde bulunan bir kaç otelin dışında,
tüm oteller Siena kuzeyinde ki oldukça yeşil bir bölgede
toplanmışlar. Arabamızı beş dakika mesafede bulunan bir otoparka
bıraktıktan sonra trafiğe kapalı olan ve Unesco tarafından Dünya
Mirası listesine alınan eski şehrin merkezini yürüyerek
keşfetmeye başladık. Üniversiteleriyle uluslararası bir kültür
merkezi kimliği kazanmış olan Siena, her taşını ve geleneğini
yüzyıllardır mükemmel bir şekilde koruyabimiş. Efsaneye göre
Siena, Remus’un oğlu Senius tarafından kurulmuş ve onu emziren
Romalı dişi kurtta şehrin sembolü olmuş. Bu Kurtun bir çok
heykelinin içinde ki en güzel örnek şüphesiz Salimbeli
Meydanında bir sütunun tepesinde bulunandır. Roma döneminden
beri var olan ve bağımsız bir cumhuriyete dönüşen Siena, altın
çağını Floransa’dan da önce, 13.üncü yüzyıldan itibaren yani
Orta Çağ ve Rönesans’da yaşamıştır. Fakat yüzyıllar boyunca
Floransa’nın büyük rakibi olan Siena 18inci yüzyılda onun
egemenliği altına girmekten kurtulamaz.

Siena
Şehrin en meşhur yeri ve bir deniz kabuğu gibi hafif eğik olan
Piazza del Campo, 102 metrelik Torre del Mangia
kulesine sahip Palazzo Pubblico gibi bir birinden güzel
tuğla binalarla çevrilmiş. Siena Orta Çağda, bu binaların
çoğunun inşaatında kullanılan tuğlanın üretimiyle de ün
yapmıştı. Özellikle geceleri gençlerin bir mesire yerine dönüşen
Campo meydanı, 16.ıncı yüzyıldan beri her sene, Temmuz ve
Ağustos aylarında iki kere yapılan geleneksel “Palio” at
yarışlarına da ev sahipliği yapmakta. Yarışlar esnasında şehrin
kalbi olan bu meydana doluşan binlerce meraklı seyirci muhteşem
bir panayır havası oluşturmakta. Taş ve renkli mermerden
yapılmış olan görkemli Duomo Katedrali’ni de bu ihtişamlı
meydanın hemen arkasında görebiliriz. Şehri gezerken, Siena
okulunun şaheserlerini barındıran Pinacoteca Nazionale müzesini
unutmamak gerekir.

Toskana kültürünün vazgeçilemez bir öğesi de tabiki değişik
lezzetlerden oluşan mutfağı. Son derece lezzetli yemekler ve et
spesyalitelerin yanı sıra, tüm İtalya’da ki gibi “pasta”
diye adlandırdıkları makarna çeşitleri de bu mutfağın kaçınılmaz
bir seçeneği. “Pastaların” sonsuz çeşidi var ama bana kalırsa
farklı bir lezzet için yöreye özgü bir taze makarna olan ve et,
domates sosu veya kremalı porcini mantarı ile hazırlanan “pici”leri
denemek lazım. Yine bölgeye özel zeytinyağlılar ve şarküteriler
bu mutfağın zenginliklerinden bazıları. Tabii ki tüm bu
yemeklerin yanında bölgenin şaraplarını tadmadan geçmek mümkün
değil. Toskana şarapları öncelikle Chianti ile dünyada tanınmış.
Lokal sepaj olan Sangiovese veya Sangioveto’den
üretilen klasik kırmızı şarapları olan Chianti,
Brunello di Montalcino, Vino Nobile di Montepulciano
ve Carmignano Toskana’nın en prestijli şaraplarını
oluşturmakta. Bu tanınmış şarapların yanı sıra bir de “appellation”
u olmayan şarapları var ki lezzetleri son derece şaşırtıcı
olabiliyor. 85 000 hektarı kaplıyan Toskana bağlarını görmeden
buralardan geçmek mümkün değil. Adım başı şarap degüstasyonu
yapabileceğiniz bir mahzene rastlıyorsunuz. Chianti bölgesi son
derece yeşil dağ ve vâdilerden oluşmuş. Neredeyse her tepede bir
şato ve eteklerinde de bağlarını görebilirsiniz. Chianti’de bir
kaç şarapçılık ve hatta agroturismo yapan malikhaneyi gezdikten
sonra en çok beğendiğimiz ünlü Ricasoli ve 800 senedir
şarapçılık yapan Antinori şarapları oldu.
16.ıncı yüzyılın başında yüksek bir tepe üzerinde kurulmuş ve
Rönesans stilinde binalarla süslü
Montepulciano kasabası, Siena’nın bir saat güneyinde
bulunuyor. Yüzyıllar önce Montepulciano’nun soylu aileleri çok
beğendikleri bu bölge şarabını, asil şarap anlamına gelen “Vino
Nobile”diye adlandırmışlar. 16.ıncı yüzyılda, hem fizikçi
hem şair olarak Medici’lerin
maiyetinde yaşıyan Francesco Redi,
Montepulciano şarabını “tüm şarapların kralı” olarak tanımlamış.
Montepulciano’nun en tepesinde konuşlanmış ve harika manzaralar
sunan ana meydana giden “Corso”
sokağı ve çevresini gezdikten sonra
Pienza’ya yöneldik. Pienza ve daha sonra söz edeceğim
diğer kasabalar Unesco tarafından Dünya Mirası
listesine alınan Val d’Orcia
vadisinde bulunmakta. Papa II Pius’un
doğum yeri olan Pienza, bu nedenle model bir şehir olarak
yeniden inşa ettirildiği için, Rönesans’ın en iyi planlanmış
şehirlerin biri olarak kabul edilir. Manzara bu bölgeden
itibaren çok farklılaşarak vahşi bir güzelliğe bürünüyor.
Oldukça küçük olmasına rağmen zengin bir mimari mirası
sergileyen San Quirico d'Orcia
kasabasında çok sempatik ve lezzetli bir lokantada uzunca bir
öğlen molası verdik. Öğleden sonra, Siena’ya dönüş yolunda,
Brunello şarapları ile bölgenin en meşhur kasabası olan
Montalcino’nun tarihi kalesini ve eski şehir merkezini gezip,
Antinori’den sonra
Toskana’nın ikinci büyük şarap üreticisi olan ve 700 senedir
şarapçılık ile uğraşan Frescobaldi
ailesinin kavlarında son bir degüstasyon yaptık.

Montepulciano
Son gün, Floransa ile bu geziyi
noktalamak istedik. Medici ailesinin teşvik ettiği Hümanizmin ve
İtalyanların Quattrocento diye adlandırdıkları
Rönesans’ın beşiği olan Floransa, bu dönemde barındırdığı büyük
sanatcıların ve dehaların geçerleştirdiği eserlerin en önemli
örneklerini muhafaza etmekte. Ressamlar, heykeltraşlar,
mimarlar, yazarlar ve şairler, bölgenin tabii güzelliği ve
tabiyatının armonisininden sonsuz etkilenmişler. Bu dönemde
yapılan sayısız saray, kilise ve tarihi yapı arasında, dış
duvarları yeşil, kırmızı ve beyaz mermerlerle kaplı olan ve
15.inci yüzyılda yapılan devasa kubbesi ile tanınan Duomo
Santa Maria del Fiore Katedralı,
Piazza della Signoria Meydanında bulunan Palazzo
Vecchio Sarayı, Offici Sarayı, Santa Croce
Kilisesi, Arno Nehri
üzerinde kurulu şehrin sembolü Ponte Vecchio köprüsü en
meşhur örnekleri oluşturmakta.

Gaiole
Bu muhteşem yerleri gezdikten sonra,
Türkiye’ye dönmeden önce, Astoria Otelinin içindeki
Ristorante Palazzo Gaddi’de, son bir öğlen yemeğiyle,
Toscana mufağıylada vedalaştık. İtalyanların kullandıkları güzel
bir kelime olan ve tatlı hayat anlamına gelen “Dolce Vita”,
bu son derece hoş Toskana seyahatini gayet güzel özetlemekte.
Derleyen: Martine Atalay
Resim Galerinde
Toskana'yı
Gözlemek İçin
Tıklayınız

İletişim:
KOPTUR Seyahat Acentası
Nispetiye Cad. No:15/B
Etiler/İstanbul
Tel : 0212-351 0301
Faks : 0212-351 1190
info@koptur.com
www.dunyaninrenkleri.com
|
|