e-mail    
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antalya Şel.
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mısır'ın Gizemi
Nice
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Sultanahmet
Urla
Van
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Toskana'ya Yolculuk                                                                       Martine Atalay

 

 Toskana (Italya)

                     www.dunyaninrenkleri.com  

 

Tarihin içinde, bugünü yaşarken, yutmaya kıyamayacağınız tatlarla...    


Toskana’dan söz edildiğinde aklımıza ilk gelen yer Floransa dır. Tabi ki Floransa bu bölgenin başkenti olarak sıralamanın en tepesinde olmayı bir çok özelliğinden dolayı hak eder. Bu harikulade şehirde tarih, kültür, sanat, gastronomi yani hemen hemen her şeyi bulabiliriz. Ancak Toskana Floransa ile sınırlı değil. Keşfedilmeyi bekliyen ve görüldüğünde hayranlık uyandıran o kadar güzel yöreleri var ki, esas onları tanıdıktan sonra bu büyük ve harika bölgenin zenginliğini tam olarak anlıyabiliriz. İşte buralarda yaptığım kısa bir seyahatin sonunda gördüğüm ve bende hayranlık yaratan güzellikleri sizlerle paylaşmak istedim.
 

Siena

Yazın başlarında bir gün, öğlen’e doğru Floransa hava limanına indikten sonra, 60 km güneydeki San Gimignano yakınında bulunan San Donato’ya yöneldik. Bu uzun yolculuk karnımızı acıktırmıştı. Burada, son derece şirin bir çiftlikte bizi bekliyen öğlen yemeğinin iştah kabartan görüntüsü açlığımızı iyice arttırdı ve Toskana (Toscana) gezimize bölgeye özel zeytinyağlılar ve bir kadeh kırmızı şarapla başladık. Toskana’da “Agriturismo” diye adlandırılan ve tarım turizmi anlamına gelen bu tarz çiftlikler çok yaygın. Buralarda, zeytin yağı, şarap ve peynir üretimini yapan ve kendi ürünleri ile hazırladıkları sebze ağırlıklı son derece lezzetli yemekleri sunan ve hatta oda kiraya veren çiftlik veya şatolara sıkça rastlamak mümkün. İtalyanın en lezzetli zeytinleri Toskana’da üretilmekte ve dolayısıyla bu bölgenin hemen her yemeği de zeytin yağı ile hazırlanmakta. En basit örneği de, üzerine sarımsak ve zeytin yağı gezdirilerek kızartılan bir dilim ekmek olan “bruschetta” veya ızgarada pişirildikten sonra üzerine zeytin yağı gezdirilen ve Toskana’nın ulusal yemeği olan sığır büfteği “Bistecca alla fiorentina”dır.
 

San Gimignano

Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınan ve Toskana’nın en pitoresk kasabalarından biri olan San Gimignano, Orta Çağ atmosferini çok iyi koruyabilmiş. Güzel kuleli San Gimignano anlamına gelen “San Gimignano dalle belle torri', 13üncü yüzyılda zengin aileler tarafında inşa ettirilen ve bazıları 50 metreyi bulan 72 kuleden günümüze sadece 14 tanesini koruyabilmiş. İnsanların hala içerisinde oturdukları devasa şehir surları, 14. ve 15.inci yüzyıldan sayısız İtalyan sanat şaheserlerini barındırmakta. Bu tılsımlı kasaba bir kaç saatlik bir molayı fazlasıyla hakediyor.

San Gimignano

Toskana’yı rahatlıkla gezebilmek için Siena’da 3 gece geçirmeyi planladık. San Gimignano’dan Siena’ya giderken doğru tercih, Colle di Val D’Elsa’dan geçen yol. Surlarla çevrili bu küçük ve sempatik Orta Çağ kasabası artizanal kristal üretiminiyle ünlenmiş. Yarım saatlik bir yoldan sonra, bir kaç tepe üzerinde kurulu olan Siena’ya varıyoruz. Eski şehrin içinde bulunan bir kaç otelin dışında, tüm oteller Siena kuzeyinde ki oldukça yeşil bir bölgede toplanmışlar. Arabamızı beş dakika mesafede bulunan bir otoparka bıraktıktan sonra trafiğe kapalı olan ve Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınan eski şehrin merkezini yürüyerek keşfetmeye başladık. Üniversiteleriyle uluslararası bir kültür merkezi kimliği kazanmış olan Siena, her taşını ve geleneğini yüzyıllardır mükemmel bir şekilde koruyabimiş. Efsaneye göre Siena, Remus’un oğlu Senius tarafından kurulmuş ve onu emziren Romalı dişi kurtta şehrin sembolü olmuş. Bu Kurtun bir çok heykelinin içinde ki en güzel örnek şüphesiz Salimbeli Meydanında bir sütunun tepesinde bulunandır. Roma döneminden beri var olan ve bağımsız bir cumhuriyete dönüşen Siena, altın çağını Floransa’dan da önce, 13.üncü yüzyıldan itibaren yani Orta Çağ ve Rönesans’da yaşamıştır. Fakat yüzyıllar boyunca Floransa’nın büyük rakibi olan Siena 18inci yüzyılda onun egemenliği altına girmekten kurtulamaz.

Siena


Şehrin en meşhur yeri ve bir deniz kabuğu gibi hafif eğik olan Piazza del Campo, 102 metrelik Torre del Mangia kulesine sahip Palazzo Pubblico gibi bir birinden güzel tuğla binalarla çevrilmiş. Siena Orta Çağda, bu binaların çoğunun inşaatında kullanılan tuğlanın üretimiyle de ün yapmıştı. Özellikle geceleri gençlerin bir mesire yerine dönüşen Campo meydanı, 16.ıncı yüzyıldan beri her sene, Temmuz ve Ağustos aylarında iki kere yapılan geleneksel “Palio” at yarışlarına da ev sahipliği yapmakta. Yarışlar esnasında şehrin kalbi olan bu meydana doluşan binlerce meraklı seyirci muhteşem bir panayır havası oluşturmakta. Taş ve renkli mermerden yapılmış olan görkemli Duomo Katedrali’ni de bu ihtişamlı meydanın hemen arkasında görebiliriz. Şehri gezerken, Siena okulunun şaheserlerini barındıran Pinacoteca Nazionale müzesini unutmamak gerekir.


Toskana kültürünün vazgeçilemez bir öğesi de tabiki değişik lezzetlerden oluşan mutfağı. Son derece lezzetli yemekler ve et spesyalitelerin yanı sıra, tüm İtalya’da ki gibi “pasta” diye adlandırdıkları makarna çeşitleri de bu mutfağın kaçınılmaz bir seçeneği. “Pastaların” sonsuz çeşidi var ama bana kalırsa farklı bir lezzet için yöreye özgü bir taze makarna olan ve et, domates sosu veya kremalı porcini mantarı ile hazırlanan “pici”leri denemek lazım. Yine bölgeye özel zeytinyağlılar ve şarküteriler bu mutfağın zenginliklerinden bazıları. Tabii ki tüm bu yemeklerin yanında bölgenin şaraplarını tadmadan geçmek mümkün değil. Toskana şarapları öncelikle Chianti ile dünyada tanınmış. Lokal sepaj olan Sangiovese veya Sangioveto’den üretilen klasik kırmızı şarapları olan Chianti, Brunello di Montalcino, Vino Nobile di Montepulciano ve Carmignano Toskana’nın en prestijli şaraplarını oluşturmakta. Bu tanınmış şarapların yanı sıra bir de “appellation” u olmayan şarapları var ki lezzetleri son derece şaşırtıcı olabiliyor. 85 000 hektarı kaplıyan Toskana bağlarını görmeden buralardan geçmek mümkün değil. Adım başı şarap degüstasyonu yapabileceğiniz bir mahzene rastlıyorsunuz. Chianti bölgesi son derece yeşil dağ ve vâdilerden oluşmuş. Neredeyse her tepede bir şato ve eteklerinde de bağlarını görebilirsiniz. Chianti’de bir kaç şarapçılık ve hatta agroturismo yapan malikhaneyi gezdikten sonra en çok beğendiğimiz ünlü Ricasoli ve 800 senedir şarapçılık yapan Antinori şarapları oldu.

16.ıncı yüzyılın başında yüksek bir tepe üzerinde kurulmuş ve Rönesans stilinde binalarla süslü Montepulciano kasabası, Siena’nın bir saat güneyinde bulunuyor. Yüzyıllar önce Montepulciano’nun soylu aileleri çok beğendikleri bu bölge şarabını, asil şarap anlamına gelen “Vino Nobile”diye adlandırmışlar. 16.ıncı yüzyılda, hem fizikçi hem şair olarak Medici’lerin maiyetinde yaşıyan Francesco Redi, Montepulciano şarabını “tüm şarapların kralı” olarak tanımlamış. Montepulciano’nun en tepesinde konuşlanmış ve harika manzaralar sunan ana meydana giden “Corso” sokağı ve çevresini gezdikten sonra Pienza’ya yöneldik. Pienza ve daha sonra söz edeceğim diğer kasabalar Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınan Val d’Orcia vadisinde bulunmakta. Papa II Pius’un doğum yeri olan Pienza, bu nedenle model bir şehir olarak yeniden inşa ettirildiği için, Rönesans’ın en iyi planlanmış şehirlerin biri olarak kabul edilir. Manzara bu bölgeden itibaren çok farklılaşarak vahşi bir güzelliğe bürünüyor. Oldukça küçük olmasına rağmen zengin bir mimari mirası sergileyen San Quirico d'Orcia kasabasında çok sempatik ve lezzetli bir lokantada uzunca bir öğlen molası verdik. Öğleden sonra, Siena’ya dönüş yolunda, Brunello şarapları ile bölgenin en meşhur kasabası olan Montalcino’nun tarihi kalesini ve eski şehir merkezini gezip, Antinori’den sonra Toskana’nın ikinci büyük şarap üreticisi olan ve 700 senedir şarapçılık ile uğraşan Frescobaldi ailesinin kavlarında son bir degüstasyon yaptık.

Montepulciano

Son gün, Floransa ile bu geziyi noktalamak istedik. Medici ailesinin teşvik ettiği Hümanizmin ve İtalyanların Quattrocento diye adlandırdıkları Rönesans’ın beşiği olan Floransa, bu dönemde barındırdığı büyük sanatcıların ve dehaların geçerleştirdiği eserlerin en önemli örneklerini muhafaza etmekte. Ressamlar, heykeltraşlar, mimarlar, yazarlar ve şairler, bölgenin tabii güzelliği ve tabiyatının armonisininden sonsuz etkilenmişler. Bu dönemde yapılan sayısız saray, kilise ve tarihi yapı arasında, dış duvarları yeşil, kırmızı ve beyaz mermerlerle kaplı olan ve 15.inci yüzyılda yapılan devasa kubbesi ile tanınan Duomo Santa Maria del Fiore Katedralı, Piazza della Signoria Meydanında bulunan Palazzo Vecchio Sarayı, Offici Sarayı, Santa Croce Kilisesi, Arno Nehri üzerinde kurulu şehrin sembolü Ponte Vecchio köprüsü en meşhur örnekleri oluşturmakta.

Gaiole

Bu muhteşem yerleri gezdikten sonra, Türkiye’ye dönmeden önce, Astoria Otelinin içindeki Ristorante Palazzo Gaddi’de, son bir öğlen yemeğiyle, Toscana mufağıylada vedalaştık. İtalyanların kullandıkları güzel bir kelime olan ve tatlı hayat anlamına gelen “Dolce Vita”, bu son derece hoş Toskana seyahatini gayet güzel özetlemekte.
 

Derleyen: Martine Atalay

Resim Galerinde Toskana'yı Gözlemek İçin Tıklayınız 

 

İletişim:
KOPTUR Seyahat Acentası

Nispetiye Cad. No:15/B
Etiler/İstanbul
Tel     : 0212-351 0301
Faks : 0212-351 1190

info@koptur.com

www.dunyaninrenkleri.com