Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

  Deri Ceketle Resmi Ziyaretin Anımsattıkları                                  Turgut Tülümen     

 

 


Turgut Tülümen

Resmi devlet ziyareti denince insanın aklına bir zamanlar üniforma ve frak gelirdi. Sovyetler Birliği döneminde günlük kıyafete alıştık. İran ihtilâli, yabancı kültüre bağlılık olarak gördüğü kravatı attı. Bolivya’nın çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Evo Morales ise takım elbiseyi bile çok gördü. Fransa’ya yaptığı resmi ziyaret sırasında, Elysée Sarayı önünde, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile el sıkışırken, üstünde siyah deri ceket, yakası açık bir gömlek ve altında blue jean pantalon ile görüntüsü protokolü bir kez daha deliyordu.

 

Che Guevera’nın, Küba’yı terkettikten sonra gerillâ savaşını sürdürdüğü Bolivya’da, 9 Ekim 1967 tarihinde, Amerikalılar tarafından eğitilmiş ülke askerleri tarafından öldürüldüğünden bu yana, yeni bir halk adamı, kendisini “ABD için kâbus” olarak tanımlayan bir İnka “İşte ben de varım” demektedir.

Lâtin Amerika deyince aklımıza ne gelir? Kasırga, balta girmemiş orman, ormanlar içinde süzülen büyük nehirler, bu nehirlerin et yiyen balığı piranalar, nefes kesici güzel kızlar, her türlü kıvrak müzik, başta samba olmak üzere bu müziğe uygun danslar, karnaval, muz ve çeşitli egzotik meyveler. Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Unutmamamız gereken nokta, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Barbaros ve Piri Reis gibi amirallere sahip olduğu zirve döneminde, yeni keşfedilen Lâtin Amerika’ya nedense ilgi göstermemesi, bu yüzden kendi sonunun başlangıcını da kabullenmiş olmasıdır. Bugün de kahve, turistik geziler, futbol ve “chicita” muzları dışında pek ilgi gösterdiğimiz söylenemez.

Küba’da konuşlandırılacak Sovyet füzelerinin yarattığı krizi bunun dışında tutmak gerekir çünkü onların karşılığı sayılan Jüpiter füzeleri ülkemizin doğu bölgelerinde konuşlandırılmıştı. Kırk yıl geride kalan soğuk savaş günlerinden sonra ABD için şimdi petrol-doğal gaz kaynakları ve kokain sorunu öncelik taşımaktadır. Peru’dan sonra Bolivya da önemli bir koka üretim merkezidir. Zengin doğal gaz kaynakları vardır. Koka üreticilerinin lideri havasındaki, sol görüşlü Evo Morales’in seçimle devlet başkanlığı makamına oturması, Küba’nın değişmez lideri Castro ve bordo bereli darbeci Yarbay derken, halkın Venezuela Cumhurbaşkanlığı’na seçtiği Hugo Chavez ile başedemeyen ABD’nin karşısına yeni bir dert çıkmış gözükmektedir.

Evo Morales

Güney Amerika’da yaşayanlar bilir, Castro hemen her ülkede bizdeki Köroğlu gibi halk kahramanı sayılır. Bir türlü devrilmemesinin nedeni de budur. Hugo Chavez her fırsatta ona koşar. Evo Morales de ilk olarak onu ziyaret etmiştir. Bir zamanlar “Muz Cumhuriyeti” dediğimiz, darbelerle çalkalanırken henüz demokrasiye geçiş yapmakta olan Lâtin Amerika ülkelerinde genellikle başkanlık sistemi uygulanır. Ancak, kopya edilmeye çalışılan aslına pek uydukları söylenemez. O yüzden de sorunları hiç eksik olmaz. En örnek ülke gösterilen petrol zengini Venezuela’nın birden kaotik bir ortama girmesi bunun en ilginç kanıtıdır. Sivil-asker oligarşisine karşı darbe girişiminde bulunan Yarbay Hugo Chavez, önce hapse girmiş, serbest bırakıldığında da, halkın tepkisinden korkan politikacılar siyasi haklarını elinden alamayınca kolayca cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Bir ara karşı darbe girişimi olmuşsa da, makamından iki gün için uzaklaştırılan Chavez yeniden koltuğuna oturmuştur.

Lâtin Amerika’da neler olduğunu anlamak için 1989 yılına, İran Şah’ı gibi OPEC kozunu oynayanlardan, Venezuela Cumhurbaşkanı Carlos Andres Perez’in, on yıl aradan sonra, ikinci kez cumhurbaşkanlığına seçildiği günlere dönmek gerekir. İlk döneminde rahatlıkla harcadığı petrol dolarlarıyla birşeyler yapan fakat zengini daha zengin eden kısaca CAP, ikinci gelişinde, düşen petrol fiyatları ve giderek pahalılaşan tüketim mallarıyla ülke bütçesinin büyük açıklar vermeye başladığını  görmüş, fakirin daha da fakirleştiğine bakmadan, fiyatlara zam yapınca kızılca kıyamet kopmuştu. Sokak gösterilerinde yüzlerce insan ölmüş, yağmalanmadık iş yeri kalmamıştı. O gün bugündür Lâtin Amerika ülkelerinin iki yakası bir araya gelmez. Çünkü sorun aynıdır ve ortaktır. Sivil-asker oligarşisi altında uzun yıllar ezilen halk artık hakkını aramaya başlamıştır.

Castro’dan sonra ABD’ne baş kaldıran, Washington’un gözlerinin içine baka baka Saddam Hüseyin’e ve İran’ın ihtilâlci mollalarını ziyarete giden, petrol fiyatlarıyla oynamaya kalktıkça başı derde giren Hugo Chavez, anayasayı değiştirdikten sonra kurduğu yeni düzende ikinci defa cumhurbaşkanlığına seçildiğinde, halka hitaben yaptığı konuşmada sarfettiği sözler anlamlıdır: “Daha 16 yaşında genç bir asker iken halkın ızdırabını hissettim. Beni cumhurbaşkanlığına getiren yolu bu yüzden seçtim. Bundan böyle gerçeğe, adalete, eşitliğe ve büyüklüğe giden yolun inşasına başlamalıyız.”

Keşiflerle gelen beyaz ırk, bulduğu yerli ırkları kullanmış, getirdiği sari hastalıklar ve yaptığı zorbalıklarla soylarını bir hayli kırmış, yerlisi yetmeyince Afrika’dan zenci köleleri getirmiş, kurduğu devletlerde beyaz ırk egemen olmuş, kimilerinde tüm ırklar birbiriyle kaynaşmış, bu tür topraklarda Simon Bolivar adında bir melez bağımsızlık için bayrak açmış, kurduğu Büyük Kolombiya parçalandığında bundan Venezuela, Kolombiya, Panama ve Ekuador doğmuş, Bolivya ve Peru da kısmen onun etkisinde kalmıştır. Günümüzde yeni Simon Bolivar’lar ortaya çıkmaktadır. İşi ciddiye aldıkları takdirde onun şöhretine yakışır yönetimler kurabilirler. Yoksa tarihin çarkları onları da ezer geçer.

Karayipler, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının ince bir kara parçasıyla birleştiği bölgede, takım adalarıyla dolu tabiat harikası bir körfezdir. Tüm sömürgeci ülkeler buralardan geçmiş, arkalarında sembolik kalıntılar bırakmıştır. Her çeşit insana rastlanır, tabii en çok denizi sevenlerin uğrak yeridir. Uçakla gelirler, kiraladıkları yelkenlilerle doya doya gezerler. Bu yöreye gelince Lâtin Amerika’nın sorunlarını da anlamaya başlar insan. Sorun kadar keyif, zevk ve aşk da vardır buralarda.

                             

Turgut Tülümen'e teşekkürlerimizle

Denizce

20.01.2006