Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

 Kadınlarımız - Analarımız                                                                Turgut Tülümen

 

 

Yaşamın her anında kadınlarla temasınız olur. Evde, okulda, işte, gezmede hattâ rüyada onlarla beraberliğinizin sonu gelmez. Erkekler onlara egemen olduklarını sanırlar ama sonunda dümen sularında gitmek işlerine gelir. Atalarımız kadının kıymetini sanki daha çok bilmişlerdir. Anaerkil boylarda aile ağacını kadınlar oluşturur. Kadın devlet yöneticilerimiz vardır. Yönetici eşi olarak kocasından fazla etkinlik yaratanlar ise çoktur. Göçebelik döneminde, yurt yaşamında kadın her şeydir. Araba üstünde, at sırtında, seyyar yurdunu kurup bozarak, dünyaları dolaşmış, doğurmuş, yedirmiş, içirmiş, eğitmiş, yeri gelince savaşmış ve böylece soyunun, yüz yıllar boyunca, binbir maceradan geçerek, günümüze ulaşmasında  büyük rol oynamıştır. Ancak bu her zaman böyle olmamıştır. Bazı boylar, kadınlarının eğitim noksanı veya yabancı eşlerin çoğalması nedeniyle, zamanla asimile olup gitmiştir.

Varşova’da büyükelçilik yaptığım yıllarda bir şey dikkatimi çekmişti. Bulûğ çağına gelmiş olanlardan başlayarak, hemen her kadının ve kızın eli öpülüyordu. Yoksa ben mi abartıyordum? Bir gün, Dışişleri Bakan Yardımcısını uğurlamak üzere havaalanına gitmiştim. Komünist rejimde yaşam çok disiplinliydi. Bakan Yardımcısı gidiyor diye herkes koşuşturuyordu. O uçağa doğru giderken sırayla bütün yer hosteslerinin elini alafranga öptü. Ankara dönüşü izlenimlerini almak üzere bir yemekte buluşmuştuk. Lâf arasında, el öpme konusundaki tesbitimi dile getirerek nedenini sordum. Hemen yanıtladı: “Biliyorsunuz, sizi Viyana’da yendikten sonra Avrupa dengeleri alt üst oldu. Rusya, Avusturya-Macaristan ve Almanya arasında üç kez taksim edildik. 124 yıl dünya haritasından silindik. Polonya artık bitti deniyordu. I.Dünya Savaşı sonrasında yeniden doğduk. Bu uzun süreç zarfında bilir misiniz Polonyalılık ruhunu kim ayakta tuttu? Dilimizi, örf ve adetlerimizi kim nesilden nesile intikal ettirdi? Polonyalı kadınlar. Onun için hepsinin elini öpmek adet haline gelmiştir.”

Bizim ailede dört nesil hanımı yan yana görebilirsiniz. Kayınvalidem Çanakkale boğazının düşman gemileri tarafından bombalanmasından hemen sonra dünyaya gelmiş. Eşim cumhuriyetin 20.yıldönümünü takip eden kuşağa mensup. Kızım  demokrasimizin henüz geliştiği yıllarda doğdu. Torunuma gelince o liberalizmin simgelediği yeni çağın ürünü. Neredeyse yüz yılı tamamlayacaklar. Dördü de okumuş, otomobil kullanan, kuaföre giden, gezip tozmasını seven, şık, dünyayı görmüş, üçü yabancı dil bilen, bilgisayarını gereği gibi kullanan, bu arada bricini de oynayan hanımlar. Birbirlerini iyi eğitmiş veya etkilemiş olmalılar ki ilkeleri, inançları, davranışları arasında pek farklılık görülmez. Zevkler kuşkusuz ayrı bir konu. Kısaca, soyun devamı sağlanmış.

Türk ulusu kadar dünyanın dört bucağına yayılmış, değişik kültürle iç içe olmuş, hem etkilemiş hem de etkilenmiş başka bir ulus zor bulunur. Resmi veya özel ziyaret olarak, dünyanın beş kıtasına da gittim. Her gittiğim yerde bir Türk veya Türklerle ilgili anılar buldum. Bunların içinde şaşırtıcı olanlar da yok değildi. “Karaim Türküyüm, Türkçe konuşur fakat Tevrat’a inanırım”, “Ben Gagauzum, çoğumuz hâlâ Türkçe konuşur ama Ortodoksuz”, “ Kaçıp Polonya’ya gelmişiz. Bize Tatar derlerse de, mezar taşlarımıza bakın üzerlerine bayraktaki ay yıldız kazınmıştır. Türkçeyi unutmuşuz ama hamdolsun Müslümanız”, “Siz batıya göç etmişiniz, biz doğuya gidip denizi aşarak Japon adalarında yerleşmişiz. Japon ulusu ile kaynaşmışız ama bazı Türkçe kelimeleri de dillerine sokmuşuz. Hâlâ kullanılıyor. İpek Yolu dokümanterini yaparken farkına vardık. Hemen ardından Temuçin filmini çektik”. Bir devlet reisinden benzer sözler işittiğiniz zaman şaşkınlığınız artar. Cumhurbaşkanımızın özel mesajını takdim ettiğim rahmetli Ürdün Kralı Hüseyin’i dinliyorum: “Ailemiz içinde Türk hanımlar var, içeride dayımla tanışacaksınız sizi bekliyor, Türkçesi sizin bugünkü konuşma diliniz kadar mükemmel.”   

Bu tür örnekler saymakla bitmez. Hepsinin kökeninde eğitilmiş Türk kadınının varlığı veya yokluğu yatar. Bunu Atatürk de bilmektedir. O yüzden reformlarda kadınlara öncelik vermiştir. Onlar medeni haklara kavuşmadan, gün ışığına çıkıp eğitilmeden, hiçbir yere varılamıyacağına inanmıştır. O günlerin Türkiyesini yansıtan fotoğraflara bakarsanız, pek çoğunda kadınlarımızın, kızlarımızın yer aldığını görürsünüz. Zaten milli mücadeleyi onlarla birlikte yürütmüşüz. Türk erkeği cephede savaşırken, kadınlarımızın, kağnıyla, güttüğü hayvanıyla, sırtına vurarak taşıdığı mermilerle, barut ve cephane ile kazanılmıştır zaferler. Sakarya meydan muharebesi bütün hızıyla devam ederken, mücadelenin ucu, çocuğunu da yanında taşımak zorunda kalan, kadın ağırlıklı uzun kervanlarla İnebolu’ya dayanır. Kadınlarımız, kızanlarımızla yaptığımız bir mücadeledir bu.

Bütün bu badirelerden sonra küreselleşmenin eşiğine geldik. Çağdaş medeniyeti simgelediğine inandığımız Avrupa Birliği’ne tam üyelik için başvurduk. Çeşitli kültürlerle boy ölçüşürken, sade ekonomik açıdan ayakta kalmaya çalışmayacak, öz kültür varlığımızı sürdürme mücadelesi vereceğiz. Kendimizi batıya kabul ettirebilmek için iki asırdır sürdürülen mücadeleyi kazanmanın yolu eğitimden geçer. Bu çaba okuma yazmayı öğrenmek ve diploma almaktan ibaret değildir. Çocuklarımızı daha süt verirken yetiştirmeye başlayacak kadınlarımıza yeterli eğitim olanakları sağlayabilmektir. Onlardır yavrularına ana dillerini belletecek, örf ve adetlerimizi anlatacak, iyi ile kötüyü ayırmalarına yardımcı olacak, diğer vatandaşların haklarına riayete, büyüklere saygıya alıştıracak, vatan sevgisini ruhlarına işleyecek, erkek çocukları askere yollarken kızları iyi bir anne olarak yetiştirecek ve günü geldiğinde hepsini evlendirip çoluk çocuğa karışmalarına önayak olacak.  Bunları gerçekleştirecek düzeyde iyi yetiştirilmiş, okula gitmiş, aydınlık kadınlarımızın elleri, hangi yaşta olurlarsa olsun öpülür. Bu şekilde Türkiye’mizin yolu da iyice açılmış olur.  

                           

Turgut Tülümen'e teşekkürlerimizle

Denizce

08.03.2006