| |
General Charles F. Wald, yaşamı boyunca Amerikan gücünü
değişik bölgelerde sergilemiş bir askerdir. Bu bağlamda,
Vietnam, Balkanlar ve Afganistan’da görev yapmıştır. Son olarak
ABD’nin Avrupa, Orta Asya ve Afrika Kuvvetleri Komutan
Yardımcılığı görevini yürütürken, ülkesinin zayıf karnını
görmüştür: Petrol.
Bilindiği gibi, modern ekonomilerin çarkları petrole dayalı
olarak dönmektedir. İki petrol bölgesi çok hassastır: Batı
Afrika ve Hazar Havzası. Büyük ve yeni rezervler bu bölgelerde
bulunmakla, yeni krizlerin de buralarda çıkması olasıdır. Artık
enerji güvenliği, sanayileşmiş ülkeler açısından, gündemin ilk
sırasına oturmuştur. Tehdit oluştuğunda, eskiden deniz ve hava
kuvvetlerine başvurarak çözüm aranırken, bu kez paradigmayı
değiştirmek gerekmektedir. Zamanında bazı önlemler alınmazsa,
ABD’nin önünde çok kısıtlı seçenekler kalabilir.
Petrol ve doğal gaz sevkiyatında ufak bir düşme büyük fiyat
artışlarına yol açarak ekonomik gelişmeyi tehlikeye
sokabilmektedir. Büyük rezervlere sahip ülkelerden Rusya ve İran
petrolü silâh gibi kullanabileceklerinin işaretlerini
vermektedir. Irak savaşı, dünyanın üçüncü büyük rezervine sahip
olan bu ülkede üretimi aksatmıştır. Geçen kış, Rusya’nın
Ukrayna’ya gaz sevkiyatını kesmesi sonucu, Ukrayna’nın da
toprakları üzerinden boru hatlarıyla Batı Avrupa’ya yapılan gaz
sevkiyatını kesmek zorunda kalmasını dikkate alan NATO, bu gibi
kesintilere karşı ne tür önlemler alınabileceğini incelemeye
başlamıştır.
Diğer taraftan, ABD Dışişleri Bakanlığı, enerji güvenliği
konusunu koordine etmek ve enerji tesislerinin nasıl
korunabileceği hususunda ihtiyacı olan müttefik ülkelere eğitim
vermek üzere, üst düzeyde bir daire kurmuştur. Büyük petrol
krizi sırasında kabul edilen Carter doktrini, petrol zengini
Basra Körfezi’nin Sovyetlerden gelecek bir müdahaleye karşı
korunmasını öngörüyordu. Başkan Reagan, Körfez’de özel bir
komutanlık kurmak ve daha sonra Kuveyt’ten petrol taşıyan
tankerleri İran-Irak savaşı sırasında koruma altına almak
suretiyle, bu doktrini uygulamaya koymuştu. Doktrini kaleme
almış olan, Başkan Carter’in mili güvenlik danışmanı Zbigniew
Brzezinski’ye göre, enerji güvenliği konusunda 21.Yüzyılda
uygulanması gereken strateji, soğuk savaş yıllarında Sovyet
tehdidine karşı verilen mücadeleden daha kapsamlı ve karmaşık
bir düzenlemeye ihtiyaç gösterecektir.
General Wald’ın dikkatini çeken gelişme, Hazar Havzası’ndaki
petrol ve doğal gazın bir bölümünü, Rusya ve İran’ın dışında,
Akdeniz’e naklatmekle büyük önem taşıyan Baku-Ceyhan hattıdır.
General Wald, Hazar Bekçisi (Caspian Guard) adını verdiği
iddialı bir projeye de imzasını atmıştır. Projenin ana amacı,
Azeri ve Kazak güvenlik mensuplarını, kaçakçılık ve korsanlığa
karşı, deniz güvenliği açısından eğitmektir. Bu güçler aynı
zamanda ülkelerindeki petrol tesislerini de koruyacaktır.
General Wald’a göre, iki ülkenin desteği olunca, ABD’nin Hazar
Havzası’nda, Irak’ın işgalinden önce Basra Körfez’inde kurmuş
olduğuna benzer bir komutanlık tesis etmesine ihtiyaç
kalmayacaktır. Geçmişte ABD, başka ülkelerden destek almamakla
hata etmiştir. Bugün, Bakû’da radar tesislerinin kurulmasına ve
bir harekât merkezinin faaliyete geçmesine yardımcı olmuş,
ayrıca Azeri asker ve denizcilerini eğitmeye başlamıştır.
ABD’nin Basra Körfezi düzeyinde petrol ihtiyacını
karşılamakta olan Afrika kıtası da General Wald’ın dikkatini
çekmektedir. 2010 yılına kadar, ABD’nin Afrika’dan ithal ettiği
petrol tüm ihtiyacının üçte birini karşılayack boyuta
erişecektir. Bunun önemli bölümü, Guinea Körfezi gibi kıtanın
huzursuzluk ve kanunsuzluğun yoğun olduğu bölgelerinden gelse
de, ufak boyutta yapılan askeri işbirliği, ayrıca özel bir
önlem alınmasına ihtiyaç bırakmamaktadır.
Yukarıdaki bilgiler, The Wall Street Journal’da 2006 Aralık
ayında yayınlanan bir makaleden, çok özet olarak alınmıştır.
Burada vurgulamak istediğim nokta, sıkça dile getirilmeye
başlanan olası bir petrol krizini hatırlatmanın ötesinde, böyle
bir krizin aşılmasında Baku-Ceyhan hattının oynayabileceği rolü
ortaya koymaktır. Kuşkusuz bu güzergâhın cazibesi bugünkü boru
hattından ibaret değildir. İleride başka boru hatlarının da,
doğrudan veya mevcuda bağlanarak, Ceyhan terminaline petrol ve
doğal gaz taşıması söz konusudur. Birkaç firmanın bölgede
rafineri inşa etmek için Türk hükümetine başvurmuş olduğuna dair
gazetelerde çıkan haberler, İskenderun Körfezi’nin, çok
geçmeden, boru hatları, depolama, tankerlere yükleme ve tasfiye
tesisleri açısından, Orta Doğu’nun en önemli merkezi haline
geleceğinin sinyalini vermektedir. Sanayileşmiş Avrupa
ülkelerinin güvenceli enerji ikmaline duyduğu ihtiyacın giderek
arttığı bir dönemde, İskenderun-Ceyhan bölgesinde tesis edilecek
tesislerin Türkiye’ye büyük getiri sağlayacağı açıktır.
İskenderun Körfezi’nin petrol stratejisi yönünden büyük önem
kazanması, ABD ve AB’nin Kıbrıs’ı farklı bir değerlendirmeye
tâbi tutmalarına yol açabilir. Kıbrıs artık Türkiye, Yunanistan
ve Ada’daki iki toplum arasında tartışılan, AB içindeki Türkiye
karşıtlarının manevra sahası haline dönüşmüş bir konu olmaktan
çıkarak, Batı’nın ve NATO’nun önem verdiği enerji güvenliğinin
ayrılmaz parçası haline dönüşebilir. Amerikalı Cumhuriyetçi
Senatör Richard Lugar daha şimdiden NATO Antlaşmasının
5.Maddesinin, enerji güvenliğini kapsayacak şekilde
değiştirilmesi önerisini ortaya atmıştır. Buna göre, üye
ülkelerden birine karşı enerji ambargosu uygulandığı takdirde,
bu davranış tüm ittifaka yönelik bir saldırı telâkki
edilecektir. Gürcistan ve Ukrayna ileride bir gün NATO
üyeliğine kabul edilse de edilmese de, 5.Madde tâdil edildiği
takdirde, Rusya’nın doğal gaz konusunda iki ülkeye yönelik
davranışlarının benzer bir yoruma tâbi tutulması mümkündür.
Ukrayna Avrupa’ya giden boru hatlarının, Gürcistan ise
Bakû-Ceyhan hattının üzerinde bulunan iki önemli ülkedir. Tabii
önce, İskenderun Körfezi’nin dünya çapında önem taşıyan çok
yönlü bir enerji ikmal, yükleme ve tasfiye merkezi haline
getirilmesi lâzımdır.
Türkiye enerji açısından dışa bağımlıdır. Tüm akarsularımız,
kömür madenlerimiz enerji üretimine ayrılsa, güneş ve rüzgâr
enerjisi olanaklarımız seferber edilse dahi, artan enerji
ihtiyacımız ancak nükleer santrallar inşası yoluyla
karşılanabilir. Boru hatlarının Türkiye’den geçmesi ve gelen
petrolün bir kısmının terminal mahallinde rafine edilmesi,
bizim yönümüzden olası bir krizin etkilerini kısıtlar. Bu yoldan
sağlanacak gelir küçümsenmemekle beraber, asıl önemli olan, her
an kullanılabilir konumda enerji kaynağının ülke toprakları
üzerinde hazır bulunmasıdır. Ayrıca, kurulacak tesislerin NATO
güvencesi altına alınmasının Türkiye’nin güvenliğini arttıracağı
unutulmamalıdır.
Turgut Tülümen'e
teşekkürlerimizle
Denizce

30.01.2007
|
|