Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

 BAKU-CEYHAN Hattı Deyip Geçmeyelim                                        Turgut Tülümen

 

  

General Charles F. Wald, yaşamı boyunca Amerikan gücünü değişik bölgelerde sergilemiş bir askerdir. Bu bağlamda, Vietnam, Balkanlar ve Afganistan’da görev yapmıştır. Son olarak ABD’nin Avrupa, Orta Asya ve Afrika Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı görevini yürütürken, ülkesinin zayıf karnını görmüştür: Petrol.

Bilindiği gibi, modern ekonomilerin çarkları petrole dayalı olarak dönmektedir. İki petrol bölgesi çok hassastır: Batı Afrika ve Hazar Havzası. Büyük ve yeni rezervler bu bölgelerde bulunmakla, yeni krizlerin de buralarda çıkması olasıdır. Artık enerji güvenliği, sanayileşmiş ülkeler açısından, gündemin ilk sırasına oturmuştur. Tehdit oluştuğunda, eskiden deniz ve hava kuvvetlerine başvurarak çözüm aranırken, bu kez paradigmayı değiştirmek gerekmektedir. Zamanında bazı önlemler alınmazsa, ABD’nin önünde çok kısıtlı seçenekler kalabilir.

Petrol ve doğal gaz sevkiyatında ufak bir düşme büyük fiyat artışlarına yol açarak ekonomik gelişmeyi tehlikeye sokabilmektedir. Büyük rezervlere sahip ülkelerden Rusya ve İran petrolü silâh gibi kullanabileceklerinin işaretlerini vermektedir. Irak savaşı, dünyanın üçüncü büyük rezervine sahip olan bu ülkede üretimi aksatmıştır. Geçen kış, Rusya’nın Ukrayna’ya gaz sevkiyatını kesmesi sonucu, Ukrayna’nın da toprakları üzerinden boru hatlarıyla Batı Avrupa’ya yapılan gaz sevkiyatını kesmek zorunda kalmasını dikkate alan NATO, bu gibi kesintilere karşı ne tür önlemler alınabileceğini incelemeye başlamıştır.

Diğer taraftan, ABD Dışişleri Bakanlığı, enerji güvenliği konusunu koordine etmek ve enerji tesislerinin nasıl korunabileceği hususunda ihtiyacı olan müttefik ülkelere  eğitim vermek üzere, üst düzeyde bir daire kurmuştur. Büyük petrol krizi sırasında  kabul edilen Carter doktrini, petrol zengini Basra Körfezi’nin Sovyetlerden gelecek bir müdahaleye karşı korunmasını öngörüyordu. Başkan Reagan, Körfez’de özel bir komutanlık kurmak ve daha sonra Kuveyt’ten petrol taşıyan tankerleri İran-Irak savaşı sırasında koruma altına almak suretiyle, bu doktrini uygulamaya koymuştu. Doktrini kaleme almış olan, Başkan Carter’in mili güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski’ye göre, enerji güvenliği konusunda 21.Yüzyılda uygulanması gereken  strateji, soğuk savaş yıllarında Sovyet tehdidine karşı verilen mücadeleden daha kapsamlı ve karmaşık bir düzenlemeye ihtiyaç gösterecektir.

General Wald’ın dikkatini çeken gelişme, Hazar Havzası’ndaki petrol ve doğal gazın bir bölümünü, Rusya ve İran’ın dışında, Akdeniz’e naklatmekle büyük önem taşıyan Baku-Ceyhan hattıdır. General Wald, Hazar Bekçisi (Caspian Guard) adını verdiği iddialı bir projeye de imzasını atmıştır. Projenin ana amacı, Azeri ve Kazak güvenlik mensuplarını, kaçakçılık ve korsanlığa karşı, deniz güvenliği açısından eğitmektir. Bu güçler aynı zamanda ülkelerindeki petrol tesislerini de koruyacaktır. General Wald’a göre, iki ülkenin desteği olunca, ABD’nin Hazar Havzası’nda,  Irak’ın işgalinden önce Basra Körfez’inde kurmuş olduğuna benzer bir komutanlık tesis etmesine ihtiyaç kalmayacaktır. Geçmişte ABD, başka ülkelerden destek almamakla hata etmiştir. Bugün, Bakû’da radar tesislerinin kurulmasına ve bir harekât merkezinin faaliyete geçmesine yardımcı olmuş, ayrıca Azeri asker ve denizcilerini eğitmeye başlamıştır.

ABD’nin Basra Körfezi düzeyinde petrol ihtiyacını karşılamakta olan Afrika kıtası da General Wald’ın dikkatini çekmektedir. 2010 yılına kadar, ABD’nin Afrika’dan ithal ettiği petrol tüm ihtiyacının üçte birini karşılayack boyuta erişecektir. Bunun önemli bölümü, Guinea Körfezi gibi kıtanın huzursuzluk ve kanunsuzluğun yoğun olduğu bölgelerinden gelse de, ufak boyutta yapılan askeri işbirliği, ayrıca özel bir  önlem alınmasına ihtiyaç bırakmamaktadır.  

Yukarıdaki bilgiler, The Wall Street Journal’da 2006 Aralık ayında yayınlanan bir makaleden, çok özet olarak alınmıştır. Burada vurgulamak istediğim nokta, sıkça dile getirilmeye başlanan olası bir petrol krizini hatırlatmanın ötesinde, böyle bir krizin aşılmasında Baku-Ceyhan hattının oynayabileceği rolü ortaya koymaktır. Kuşkusuz bu güzergâhın cazibesi bugünkü boru hattından ibaret değildir. İleride  başka boru hatlarının da, doğrudan veya mevcuda bağlanarak, Ceyhan terminaline petrol ve doğal gaz taşıması söz konusudur. Birkaç firmanın bölgede rafineri inşa etmek için Türk hükümetine başvurmuş olduğuna dair gazetelerde çıkan haberler, İskenderun Körfezi’nin, çok geçmeden, boru hatları, depolama, tankerlere yükleme ve tasfiye tesisleri açısından, Orta Doğu’nun en önemli merkezi haline geleceğinin  sinyalini vermektedir. Sanayileşmiş Avrupa ülkelerinin güvenceli enerji ikmaline duyduğu ihtiyacın giderek arttığı bir dönemde, İskenderun-Ceyhan bölgesinde tesis edilecek tesislerin Türkiye’ye büyük getiri sağlayacağı açıktır.

İskenderun Körfezi’nin petrol stratejisi yönünden büyük önem kazanması, ABD ve AB’nin Kıbrıs’ı farklı bir değerlendirmeye tâbi tutmalarına yol açabilir. Kıbrıs artık Türkiye, Yunanistan ve Ada’daki iki toplum arasında tartışılan, AB içindeki Türkiye karşıtlarının manevra sahası haline dönüşmüş bir konu olmaktan çıkarak, Batı’nın ve NATO’nun önem verdiği enerji güvenliğinin ayrılmaz parçası haline dönüşebilir. Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör Richard Lugar daha şimdiden NATO Antlaşmasının 5.Maddesinin, enerji güvenliğini kapsayacak şekilde değiştirilmesi önerisini ortaya atmıştır. Buna göre, üye ülkelerden birine karşı enerji ambargosu uygulandığı takdirde, bu davranış tüm ittifaka yönelik bir saldırı telâkki edilecektir.  Gürcistan ve Ukrayna ileride bir gün NATO üyeliğine kabul edilse de edilmese de, 5.Madde tâdil edildiği takdirde, Rusya’nın doğal gaz konusunda iki ülkeye yönelik davranışlarının benzer bir yoruma tâbi tutulması mümkündür. Ukrayna Avrupa’ya giden boru hatlarının, Gürcistan ise Bakû-Ceyhan hattının üzerinde bulunan iki önemli ülkedir. Tabii önce, İskenderun Körfezi’nin dünya çapında önem taşıyan çok yönlü bir enerji ikmal, yükleme ve tasfiye merkezi haline getirilmesi lâzımdır.

Türkiye enerji açısından dışa bağımlıdır. Tüm akarsularımız, kömür madenlerimiz enerji üretimine ayrılsa, güneş ve rüzgâr enerjisi olanaklarımız seferber edilse dahi, artan enerji ihtiyacımız ancak nükleer santrallar inşası yoluyla karşılanabilir. Boru hatlarının Türkiye’den geçmesi ve gelen petrolün bir kısmının terminal mahallinde  rafine edilmesi, bizim yönümüzden olası bir krizin etkilerini kısıtlar. Bu yoldan sağlanacak gelir küçümsenmemekle beraber, asıl önemli olan, her an kullanılabilir konumda enerji kaynağının ülke toprakları üzerinde hazır bulunmasıdır. Ayrıca, kurulacak tesislerin NATO güvencesi altına alınmasının Türkiye’nin güvenliğini arttıracağı unutulmamalıdır.      

                           

Turgut Tülümen'e teşekkürlerimizle

Denizce

30.01.2007