| |

Evet!. Ocak ayı, Ortodokslarda kutsal haçın suya atıldığı
aydır!.. Artık eskisi gibi olmasa da; bugün hala, İstanbul’da
kalmış bir avuç Rum vatandaşımız, her yılın ocak ayında,
geçmişten günümüze süre gelen, kutsal haçı suya atma geleneğini
Haliç, Arnavutköy, Çengelköy, Yeşilköy gibi semtlerde devam
ettirmektedirler.. Aslında Ortodoks Kilisesi’nin, Bizans’tan
günümüze dek süre gelen geleneksel ritüellerinden biridir bu.
Adı da “Teofania Yortusudur”. Ürdün Nehri’nde, Aziz Yahya
tarafından gerçekleştirilen Hazreti İsa’nın vaftizini anımsamak
için her yıl Ocak ayının altıncı gününde yapılan dini bir
kutlamadır.

Geçmişte yaşanmış kimi acı olaylar nedeniyle, İstanbul’un en
renkli ve en önemli mozaik taşlarından birini oluşturan Rum
nüfusun azalması, günümüzde yapılmaya devam ede gelen denize haç
atma merasimlerinin de azalmasına, o eski zengin renkliliğini
yitirmesine neden olmuş ve maalesef bu merasimin yapıldığı
semtlerin sayısı da ikiye, üçe inmiştir.
İstanbul’da denize haç atma merasiminin yapıldığı en popüler
semtlerden biri de, günümüzde hala bu geleneği devam ettiren
Yeşilköy’dür. 6 Ocak sabahı, Yeşilköy, Arnavutköy, Çengelköy
kiliselerinde olduğu gibi Fener Patrikhane Kilisesi, yediden
yetmişe bayramlık elbiselerini giymiş bir avuç Rumla dolmakta,
Patrik Efendi’nin de katılımıyla saat 10.00 da başlayan ayin
12.00’ ye kadar sürmekte, ayinin ardından topluca deniz kenarına
inilerek, sahilde papazların, denizin bereketi, balıkçı ve
denizcilerin sağlığı için okudukları dualardan sonra haç denize
fırlatılmakta, ardından da mayolarını giymiş, hazır bekleyen bir
kaç Rum genci suya atlayarak haçı çıkartmaktadırlar. Haçı bulup
çıkartan genç öptükten sonra papazlara teslim etmekte, böylece
bu geleneksel ritüel ertesi yıl yinelenmek üzere son
bulmaktadır. Haçın kaybolması büyük uğursuzluk sayıldığından
derin sulara atılmamasına dikkat edilmektedir.
Son yıllarda, Yeşilköy’deki denizden haç çıkartma
“şampiyonluğunu” üst üste devam ettiren Hristo Benlisoy, semtin
eski Rum ailelerinden birine mensup.

Çocukluğundan beri denizle haşır neşir olmuş, 30 yaşlarındaki
bu enerji dolu genç adamın denizden haç çıkartma başarıları
değişik gazetelerin sütunlarından da haber olarak verilmiş.
Bunlardan, 7 Ocak 1989 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Pınar
Türenç’in yazdıklarına bir göz atalım:
“Dini törenlerde giydiği parlak, görkemli giysinin ve taşlı
başlığının içinde papaz, rıhtıma ulaştığında Ortodoks aleminin
şık hanımları kıpır kıpırdı.. Yeşilköy’ün yeni yat limanının
içinde hazır bekleyen teknedeki beş genç ise, heyecanla komut
bekliyorlardı.
Güneş tam tepede, 6 Ocak Fota Günü’nü kutlayanları ve az
sonra kendisini buz gibi sulara koyverecek gençleri ısıtma
telaşındaydı. İsa’nın vaftiz edildiği kutsal günü kutlamak için
kıyıda toplanan yüzlerce Rum, Bulgar, Rus dünya üstünde ne kadar
Ortodoks dininden millet varsa, kış güneşi altında, papazın
elinden suya düşecek haçı İstanbul’da bekliyordu. Ve çarmıha
gerili İsa resimli kutsal haç, Yeşilköy’de suya değer değmez beş
delikanlının çıplak vücutları da denize cozlarcasına düşüverdi..
Tekneden haça ulaşmak için kulaç atma yarışına giren Müslüman
Erol ile Hristo, Erol’u kıl payı geçip, muradına erdi..
Alkışlar, dualar, yürekler hep Hristo içindi Fota Günü’nde; yıl
boyu da onunla olacaktı, bir inanışa göre. Yeşilköylü balıkçı
Erol ise, Rum arkadaşlarının tebriklerini alırken mutluluk
halkaları suda geziniyordu büyüyerek.. Yani’ler, Yorgo’lar,
Eleni’ler, Despina’lar.. Yeryüzünde istediklerince yaşamanın
güzelliğini tadıyorlardı hep birlikte, sımsıcak kürklerinin
içinde.. “Oh ! Çok şükür diyordu Yani, karısının elini
tutarken.. Saatler 12.00’yi gösteriyordu ve İskele Sokağı’ndaki
camiden yükselen namaz çağrısını herkes duyuruyordu. Birbirine
karışıyordu dualar.. Gönüller şendi Yeşilköy’de..”
Gönüller çok daha eskilerde olduğu gibi şen miydi bilinmez?.
Ama bilinen bir gerçek var ki, o da 40-50 yıl kadar önce bu
törenlerin çok daha görkemli geçtiği; törene katılanların sayısı
gibi heyecanlarının da çok daha üst düzeylerde olduğu idi.

Çok değil.. Şöyle yakın bir geçmişe, 1960’lı yılların
başlarına doğru gidelim. 1951 Yeşilköy doğumlu Kosta Melidis
anlatıyor:
“1960’lı yılların başlarında haçı denizden çıkartanlardan
biri de bendim. Ne de olsa o yıllarda atletizmle uğraşan, spor
yapan, çakı gibi bir adamdım. Gerçi, Yorgo bu işin şampiyonuydu;
yalnızca 1960’ların başlarında denizden üç kez haç çıkartmış,
adeta bir kahraman olmuştu. Benim için unutulmayan bir
hatıradır. O kış gününde, o heyecanla denizin soğuk suyu bana
hamam suyu gibi gelirdi. Elimde haç, sudan çıktığımda, kendimi
bir olimpiyat şampiyonu gibi hissetmiş, haçı o zaman Amerika’dan
yeni gelmiş olan metropolitimiz Derkon Germanos’a teslim
etmiştim.”
Bundan 5 yıl önce; 6 Ocak 2003’te, Yeşilköy’deki Denize Haç
Atma törenlerinin tarihine ilk defa olmak üzere ilginç bir
anekdot eklenir.. Metropolit Konstantin Efendi’nin denize
attığı, üzerinde Hazreti İsa‘nın resmi bulunan haçı, suya
atlayan beş genç arasından, her yıl olduğu gibi gene 31
yaşındaki Hristo Benlisoy sudan çıkartır. Ancak, onun ardından
suya atlayanlar arasında, günümüzün modasına uygun olarak üstü
başı tesettürlü genç bir kadın da kendisini denize atmaktan geri
kalmaz. Her ne kadar haçı çıkartma başarısını elde edememişse
de, denize haç atma törenlerinin tarihine böylesine ilginç bir
olay ister istemez eklenmiş olur ve bu ilginç enstantane foto
muhabiri Levent Aslan’ın objektifinde karelenir. Ama, hepsi bir
yana, gelin, biraz daha eskilere doğru uzanıp o eski törenlerin
ihtişamından az buçuk bir fikir edinelim. Yıl 1931, dönemin ünlü
muhabirlerinden Osman Cemal üstadımız yazıyor:
“.. Kalabalık birazdan coşacak, dalgalanacak, heybetli bir
herç ve merç halinde iskelenin yanındaki gazinonun rıhtımına
üşüşecek. O zaman ya bizzat rütbeli Patrik Efendi yahut onun
vekili olan zat, içi mor atlaslı selamlık cüppesi ve ucu altın
yaldızlı asasıyla gelip oradan haçı denize fırlatacak ve daha
haç suya inmeden sahildeki düzinelerle yüzücü hep birden denize
atılacaktı..
…………….
O müthiş soğuk, o kaskatı ayaz insanın açık yerlerini taze,
gürbüz bir ısırgan gibi ısırıp fena halde dalarken tam iki
düzineye yakın insan yalnız birer ince peştamalla geldiler,
rıhtımın kenarına sıralandılar. İçlerinde Rum, Yahudi, Türk,
Ermeni her milletten insan vardı. Vaktaki içi parlak mor astarlı
geniş cüphesi ve altın kakmalı asası ile baş papaz efendi
rıhtımın kenarına geldi, işte o zaman koskoca mahşer yeri çıt
kesildi.. Herkes serapa göz kesilmiş, herkes baş papazın
elindeki haça bakıyordu. Kısa bir duayı müteakip haçla beraber
yirmiden fazla çıplak insan, soğuğun, ayazın şiddetinden tıpkı
yeni kırılmış bir cam parçasının içi gibi pırıl pırıl ve keskin
keskin parlayan denize atıldılar..”

Yaa, işte böyle sevgili Denizce okurları.. Gökten üç elma
düşmüş… Biri Rumlar, biri Türkler, biri de sonsuz kardeşlik
içinmiş…
Kosta, Sofia, Teo, Yorgo, Sonia, Niko, Nelli… ve daha
niceleri.. Teofania yortunuz kutlu, yeni yılınız mutlu olsun…
Görseller:
Turgay Tuna
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

29.01.2008
|
|