| |
“Terminatörlük"
bazılarımızın genlerinde var olan bir gerçek. Bunun tersini
söyleyenin alnını karışlarım. Nereden gelir, nereden kaynaklanır bu
yıkma, yakma dürtüsü? Kimilerine göre, Orta Asya steplerinde at
koşturmuştur atalarımıza dayandırılır bu oluşum. Acaba öyle midir?
Hiç de zannetmiyorum. Çünkü, atına, obasına, kuşa, çiçeğe büyük
değerler veren atalarımız, şamanist inançları nedeniyle yıkıcılıktan
çok koruyucu bir karakter sergilemişlerdir. Her nedense, zora geldi
mi bu yıkıcılık yakıcılık tutumunu onlara mal eder, onların
ruhlarının sırtına yükleriz.
Bizdeki yıkıcılık
dürtüsü, çok daha sonraki dönemlerdeki devletleşme politikaları
süreci içinde gittikçe boş verilen ya da göz ardı edilen
eğitimsizliğin, ekonomik boşluk ve bozuklukların, rant uğruna
birbirini yemenin bir armağanı olsa gerek... Bu uzun süreç içinde
göz yaşına bakmadan, doğanın çağrısına, bilimin ikazlarına kulak
vermeden vurup kırmış, yok etmiş, adeta imha yoluna gitmişiz .
Örnekler o kadar çok ve yoğun ki. Ne Bergama'daki dünyanın yedi
harikasından biri olan Zeus Tapınağı’nın altları kalmış, ne dünyanın
incisi İstanbul Boğazı'nın yeşil ormanları, ne de yüzyıllardan beri
birlikte aynı toprağı ekip biçmiş; suyunu, ekmeğini paylaşmış ama
bir 6-7 Eylül angaryasında yıkıp yakmalardan nasibini almış
Yorgolar, Eleni'ler.
Bu yıkımlar tarihi
bir yapıyla, yeşil bir alanla, tarihi değerlere haiz bir mal varlığı
ile, her geçen dakika içinde durmaksızın, dur demeksizin sürüp
gidiyor. Şu satırları kaleme alırken bile, kim bilir neler yıkılıp
gitmiyor, neler yitirmiyoruz. Otopark uğruna ateşe verilen
eski bir İstanbul
evi mi, yoksa yol açma uğruna hallaç pamuğu gibi atılan tarihi bir
yapı mı?
Dünyanın Sayılı
Yatlarından
Her ne ise,
üzüntümüzden daha fazla dağılıp gitmeden geçelim asıl konumuza.
Konumuz, son aylarda medyada konuşulup tartışılan, bu arada
gümbürtüye giden; değil Türkiye'nin, dünyanın sayılı yatları
arasında yer alan, Atatürk için özel olarak Amerika'dan satın
alınmış Savarona yatı. Aslında, adını Hint Okyanusu'nda yaşayan bir
deniz kuşundan alan, Golden Gate ve Brookly Köprüleri'nin ünlü
yapımcısı Yüksek Mühendis Cadwallader tarafından Almanya'da Hamburg
Blohm und Woss tersanesinde yaptırılan ve o dönemde dünyanın en
büyük özel teknesi olarak bilinen bu yat 28 Mart 1931 tarihinde
denize indirilmiş, sahibinin zevki doğrultusunda içi değerli antika
eşyalarla donatılmıştır.
|

Kötü hastalığının verdiği rahatsızlığının
pençesinde kıvranan Atatürk'ümüzün son dönemlerinde, bir
müddet kalıp dinlendiği Savarona yatının güvertesinde Kılıç
Ali ile çekilmiş bir fotoğrafı. |
Eşinin
ölümünden hemen sonra. Mrs Cadwallader, bu güzel lüks yat
ile Atlantik Okyanusu ve Akdeniz'de dolaşmış; dönemin
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yasalara göre, ülke
sınırları dışında imal edilmiş bir tekne olması nedeniyle
Amerikan kara sularında demir atabilmesi için, yapılış
bedeli kadar bir tescil vergisi ödenmesi gerektiğinden,
Bayan Cadwallader Savarona'yı satıp elinden çıkartmaya karar
vermiş, o sıralarda da amansız hastalığa yakalanmış
Atatürk'ün dinlenmesi ve deniz havası soluması için, Ulu
Önder'e yaraşır bir yat alınmasını kararlaştıran Türk
Hükümeti, seçimini Savarona üzerinde yapmıştır. Başbakan
Celal Bayar Hükümeti'nin girişimiyle yapılan görüşmeler
sonrasında, Atatürk'e ve yaptıklarına büyük hayranlık duyan
Mrs. Emily Cadwallader, oldukça ucuz bir fiyata Savarona'yı
Türk Hükümeti'ne satmış, böylece dünyaca ünlü bu güzel yat,
yeni yurduna, yeni sahibine gönderilmek üzere hazırlanmaya
başlanmıştır. |
Roosevelt Devrede
Ancak, Hamburg
Limanı'nda demir atmış Savarona, dönemin, dünyayı kasıp kavuran
lideri Adolph Hitler'in de çok beğendiği ve sahiplenmek istediği bir
yat olduğundan Amerikalılar'a karşı haciz tutulmuş, faşist Alman
Hükümeti'nin amacı doğrultusunda yata el konulmuştur. Ama ne var ki,
Atatürk'e büyük hayranlık duyan dönemin Amerika Birleşik Devletleri
Başkanı Roosevelt, Almanlar'a sert bir ültimatom göndererek,
Savarona'nın haczi durumunda, Amerika'nın da New York Limanı'nda
bağlı bulunan Alman Transatlantiği'ni haciz edeceğini bildirmiş; bu
durum karşısında geri adım atan Almanlar Savarona'nın Hamburg
Limanı'ndan ayrılmasına izin vermişlerdir.
Yat, önce
İngiltere'nin Sauthampton Limanı'na getirilir ve burada Türkiye'den
gelmiş olan resmi heyet tarafından teslim alınıp 24 Mart 1938
tarihinde direğine Türk bayrağı çekilerek tüm hazırlıkları ve
eksiklikleri tamamlandıktan sonra Süvari Sait Özeğe ve 45 kişilik
Türk mürettebatı ile 24 Nisan'da hareket eder.
Adını taşıyan bir
kuğu gibi Atlantik ve Akdeniz sularını aşarak 1 Haziran 1938 sabahı
saat 06:30 sularında, Florya'da Atatürk Köşkü'nün önüne gelip
demirleyen Savarona, öğleden sonra saat 13:45'te Dolmabahçe önlerine
gelip demir atmış, saraydan kendisini seyreden Atatürk'ün büyük
beğenisini kazanmıştır. Çok geçmeden Atatürk ve beraberindeki
Başvekil Celal Bayar, Başyaver Celal Tolgay, Hasan Rıza Soyak, Kılıç
Ali, Salih Bozok ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ "Acar"
motoruyla Savarona'ya geçerek, yatı yakından tetkik etmişler.
Atatürk
yatı çok beğenmiş ve saraydan ziyade bu yatta kalmayı arzulamıştır.
Fakat, vahim hastalığı nedeniyle her geçen gün biraz daha eriyen,
yorgun bitap düşen, yattaki günlerini ağrılarla geçiren Atatürk bir
gün yanındakilere şu acı sözleri söylemeyi de ihmal etmemiştir. "Bir
çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak
bu tekne benim.?”
Atatürk, 1
Haziran'dan 24 Temmuz'a kadar Savarona'da kalır. Bu süre içinde
Marmara Denizi'nde birçok gezinti yaptığı gibi, önemli kişi ve bazı
devlet başkanlarını da bu yatta ağırlar. Bakanlar Kurulu ile yaptığı
son toplantısını da 9 Temmuz tarihinde gene Savarona'da
gerçekleştirir; ama, rahatsızlığı gittikçe arttığından, bakımı için
Dolmabahçe Sarayı'na alınmasına karar verilir. Büyük Ata, halkı
tarafından hasta haliyle pek görülmesini istemediğinden, 24 Temmuz
gecesi saat 01:00 sularında yatın ışıkları söndürüldükten sonra, bir
koltuk üzerinde taşınarak Dolmabahçe rıhtımına çıkartılır. Bundan
sonra da 10 Kasım tarihine kadar sarayda kalır. 19 Kasım'da cenazesi
Şanlı Yavuz Zırhlısı'nın güvertesinde İstanbul’dan İzmit'e
götürülürken refakatte bulunan Türk ve yabancı gemiler arasında,
Savarona da en baştaki yerini alır.

Okul Gemisi de Oldu
Atatürk'ün yatı,
İsmet İnönü döneminde Cumhurbaşkanlığı Yatı olarak kullanılır. 1951
yılında da, Deniz Kuvvetleri'ne teslim edilerek okul gemisine
dönüştürülür. Bundan sonra Deniz Harp Okulu öğrencilerini, dünyanın
dört bir köşesine götürür ve Türk Bayrağı'nı dünya denizlerinde
dalgalanır. Atatürk'ün kamarası, kullanmış olduğu eşyaları bir müze
gibi en iyi şekilde korunur. Bir ara, Savarona'nın müze yapılacağı
söylentileri çıkar. Sevindirici bir haberdir bu; ama, Heybeliada
açıklarında kaderine terk edilen dünyaca ünlü bu tarihi gemi, 3 Ekim
1979 tarihinde makine dairesinde çıkan bir yangınla tutuşup ağır
hasar görür, büyük talih eseri Atatürk'ün kamarasındaki mobilyalar
ve kişisel eşyaları kurtarılır. Ama güzel tarihi bir çok hatıranın
izleri silinip gider. Ardından da Gölcük tersanelerinde 6 ay süren
bir onarımdan sonra, tekrar İstanbul Boğazı'nda bir kuğu gibi
süzülmeye başlar, ancak boynu bükük, yaralı bir kuğu gibidir artık.
Hurdaya Çıktı
1989 yılında,
dönemin hükümeti hangi akla hizmettir bilinmez, tam bir
"terminatörlük" örneği sergileyerek. Savarona'yı hurdaya çıkartma
kararı alır. Güzelim Savarona, son anda armatör iş adamı, şimdilerde
Irak'ta rehin tutulan Kahraman Sadıkoğlu tarafından kiralanıp, lüks
turistik bir yata dönüştürülür. Ama, dünyayı saran ekonomik
düzensizliğin getirdiği yıkıcı dalgaların ardından, yeni Türkiye'nin
kurucusu Büyük Atatürk'ün yatı da hedef olmaktan geri kalmaz. Daha
doğrusu, talihsizlik midir yoksa kasıtlı bir girişim midir, kötü
talih Atatürk'ün Savarona'sını bulur.
Gerek
politikacıların ağzında, gerek medyada satışı için bir takım
yaygaraların yükseldiği şu günlerde Savarona'yi kaybetmenin acı
senaryoları bile insanın içini dağlıyor ve bir Türk olarak insan
kendi kendine soruyor. Neredesiniz, toplumun milliyetçi geçinen.
Atatürk'ün adını çiklet gibi durmadan ağzında geveleyerek garip,
çelişkili imaj yaratan bireyleri?
Eğer gerçekten
Atatürk'çü iseniz gelin de gözünüzü Ulu Önder'in bizlere miras
bırakmış olduğu hatırasını korumak için sesinizi yükseltin. Bir
zamanlar Şanlı Yavuz vardı, jilet yaptık. Şimdi de hiçbir şey
kalmamış gibi Savarona hedefe kilitlenmiş görünüyor.
Onu bir deniz
müzesine dönüştürmekten daha şerefli, daha güzel bir şey ne olabilir
ki. Gidin görün. Yunanlılar'ın ünlü zırhlısı Averoff’u, bizim yok
edilen Şanlı Yavuz'umuzla yaşıt ünlü harp gemisini. Mükemmel bir
Deniz Müzesi olarak kullanılıyor "Komşunun" ülkesinde.
Galiba, bir
yerlerde, gerçekten de bir eksiklik, bir farklılık var gibi.
Yoksa ben mi
yanılıyorum?
Yazı ve
fotoğraf arşivi:
Turgay Tuna
Kaynakça: Kimlik Dergisi
Mart 2005
Turgay Tuna'ya
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|