e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Bir Ara Yakmıştık Şimdi de Satacağız

Turgay Tuna    

 

 

 

“Terminatörlük" bazılarımızın genlerinde var olan bir gerçek. Bunun tersini söyleyenin alnını karışlarım. Nereden gelir, nereden kaynaklanır bu yıkma, yakma dürtüsü? Kimilerine göre, Orta Asya steplerinde at koşturmuştur atalarımıza dayandırılır bu oluşum. Acaba öyle midir? Hiç de zannetmiyorum. Çünkü, atına, obasına, kuşa, çiçeğe büyük değerler veren atalarımız, şamanist inançları nedeniyle yıkıcılıktan çok koruyucu bir karakter sergilemişlerdir. Her nedense, zora geldi mi bu yıkıcılık yakıcılık tutumunu onlara mal eder, onların ruhlarının sırtına yükleriz.

Bizdeki yıkıcılık dürtüsü, çok daha sonraki dönemlerdeki devletleşme politikaları süreci içinde gittikçe boş verilen ya da göz ardı edilen eğitimsizliğin, ekonomik boşluk ve bozuklukların, rant uğruna birbirini yemenin bir armağanı olsa gerek... Bu uzun süreç içinde göz yaşına bakmadan, doğanın çağrısına, bilimin ikazlarına kulak vermeden vurup kırmış, yok etmiş, adeta imha yoluna gitmişiz . Örnekler o kadar çok ve yoğun ki. Ne Bergama'daki dünyanın yedi harikasından biri olan Zeus Tapınağı’nın altları kalmış, ne dünyanın incisi İstanbul Boğazı'nın yeşil ormanları, ne de yüzyıllardan beri birlikte aynı toprağı ekip biçmiş; suyunu, ekmeğini paylaşmış ama bir 6-7 Eylül angaryasında yıkıp yakmalardan nasibini almış Yorgolar, Eleni'ler.

Bu yıkımlar tarihi bir yapıyla, yeşil bir alanla, tarihi değerlere haiz bir mal varlığı ile, her geçen dakika içinde durmaksızın, dur demeksizin sürüp gidiyor. Şu satırları kaleme alırken bile, kim bilir neler yıkılıp gitmiyor, neler yitirmiyoruz. Otopark uğruna ateşe verilen

eski bir İstanbul evi mi, yoksa yol açma uğruna hallaç pamuğu gibi atılan tarihi bir yapı mı?

 

Dünyanın Sayılı Yatlarından

Her ne ise, üzüntümüzden daha fazla dağılıp gitmeden geçelim asıl konumuza. Konumuz, son aylarda medyada konuşulup tartışılan, bu arada gümbürtüye giden; değil Türkiye'nin, dünyanın sayılı yatları arasında yer alan, Atatürk için özel olarak Amerika'dan satın alınmış Savarona yatı. Aslında, adını Hint Okyanusu'nda yaşayan bir deniz kuşundan alan, Golden Gate ve Brookly Köprüleri'nin ünlü yapımcısı Yüksek Mühendis Cadwallader tarafından Almanya'da Hamburg Blohm und Woss tersanesinde yaptırılan ve o dönemde dünyanın en büyük özel teknesi olarak bilinen bu yat 28 Mart 1931 tarihinde denize indirilmiş, sahibinin zevki doğrultusunda içi değerli antika eşyalarla donatılmıştır.

Kötü hastalığının verdiği rahatsızlığının pençesinde kıvranan Atatürk'ümüzün son dönemlerinde, bir müddet kalıp dinlendiği Savarona yatının güvertesinde Kılıç Ali ile çekilmiş bir fotoğrafı.

Eşinin ölümünden hemen sonra. Mrs Cadwallader, bu güzel lüks yat ile Atlantik Okyanusu ve Akdeniz'de dolaşmış; dönemin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yasalara göre, ülke sınırları dışında imal edilmiş bir tekne olması nedeniyle Amerikan kara sularında demir atabilmesi için, yapılış bedeli kadar bir tescil vergisi ödenmesi gerektiğinden, Bayan Cadwallader Savarona'yı satıp elinden çıkartmaya karar vermiş, o sıralarda da amansız hastalığa yakalanmış Atatürk'ün dinlenmesi ve deniz havası soluması için, Ulu Önder'e yaraşır bir yat alınmasını kararlaştıran Türk Hükümeti, seçimini Savarona üzerinde yapmıştır. Başbakan Celal Bayar Hükümeti'nin girişimiyle yapılan görüşmeler sonrasında, Atatürk'e ve yaptıklarına büyük hayranlık duyan Mrs. Emily Cadwallader, oldukça ucuz bir fiyata Savarona'yı Türk Hükümeti'ne satmış, böylece dünyaca ünlü bu güzel yat, yeni yurduna, yeni sahibine gönderilmek üzere hazırlanmaya başlanmıştır.

 

Roosevelt Devrede

Ancak, Hamburg Limanı'nda demir atmış Savarona, dönemin, dünyayı kasıp kavuran lideri Adolph Hitler'in de çok beğendiği ve sahiplenmek istediği bir yat olduğundan Amerikalılar'a karşı haciz tutulmuş, faşist Alman Hükümeti'nin amacı doğrultusunda yata el konulmuştur. Ama ne var ki, Atatürk'e büyük hayranlık duyan dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt, Almanlar'a sert bir ültimatom göndererek, Savarona'nın haczi durumunda, Amerika'nın da New York Limanı'nda bağlı bulunan Alman Transatlantiği'ni haciz edeceğini bildirmiş; bu durum karşısında geri adım atan Almanlar Savarona'nın Hamburg Limanı'ndan ayrılmasına izin vermişlerdir.

Yat, önce İngiltere'nin Sauthampton Limanı'na getirilir ve burada Türkiye'den gelmiş olan resmi heyet tarafından teslim alınıp 24 Mart 1938 tarihinde direğine Türk bayrağı çekilerek tüm hazırlıkları ve eksiklikleri tamamlandıktan sonra Süvari Sait Özeğe ve 45 kişilik Türk mürettebatı ile 24 Nisan'da hareket eder.

Adını taşıyan bir kuğu gibi Atlantik ve Akdeniz sularını aşarak 1 Haziran 1938 sabahı saat 06:30 sularında, Florya'da Atatürk Köşkü'nün önüne gelip demirleyen Savarona, öğleden sonra saat 13:45'te Dolmabahçe önlerine gelip demir atmış, saraydan kendisini seyreden Atatürk'ün büyük beğenisini kazanmıştır. Çok geçmeden Atatürk ve beraberindeki Başvekil Celal Bayar, Başyaver Celal Tolgay, Hasan Rıza Soyak, Kılıç Ali, Salih Bozok ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ "Acar" motoruyla Savarona'ya geçerek, yatı yakından tetkik etmişler.

 Atatürk yatı çok beğenmiş ve saraydan ziyade bu yatta kalmayı arzulamıştır. Fakat, vahim hastalığı nedeniyle her geçen gün biraz daha eriyen, yorgun bitap düşen, yattaki günlerini ağrılarla geçiren Atatürk bir gün yanındakilere şu acı sözleri söylemeyi de ihmal etmemiştir. "Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim.?”

Atatürk, 1 Haziran'dan 24 Temmuz'a kadar Savarona'da kalır. Bu süre içinde Marmara Denizi'nde birçok gezinti yaptığı gibi, önemli kişi ve bazı devlet başkanlarını da bu yatta ağırlar. Bakanlar Kurulu ile yaptığı son toplantısını da 9 Temmuz tarihinde gene Savarona'da gerçekleştirir; ama, rahatsızlığı gittikçe arttığından, bakımı için Dolmabahçe Sarayı'na alınmasına karar verilir. Büyük Ata, halkı tarafından hasta haliyle pek görülmesini istemediğinden, 24 Temmuz gecesi saat 01:00 sularında yatın ışıkları söndürüldükten sonra, bir koltuk üzerinde taşınarak Dolmabahçe rıhtımına çıkartılır. Bundan sonra da 10 Kasım tarihine kadar sarayda kalır. 19 Kasım'da cenazesi Şanlı Yavuz Zırhlısı'nın güvertesinde İstanbul’dan İzmit'e götürülürken refakatte bulunan Türk ve yabancı gemiler arasında, Savarona da en baştaki yerini alır.

 

Okul Gemisi de Oldu

Atatürk'ün yatı, İsmet İnönü döneminde Cumhurbaşkanlığı Yatı olarak kullanılır. 1951 yılında da, Deniz Kuvvetleri'ne teslim edilerek okul gemisine dönüştürülür. Bundan sonra Deniz Harp Okulu öğrencilerini, dünyanın dört bir köşesine götürür ve Türk Bayrağı'nı dünya denizlerinde dalgalanır. Atatürk'ün kamarası, kullanmış olduğu eşyaları bir müze gibi en iyi şekilde korunur. Bir ara, Savarona'nın müze yapılacağı söylentileri çıkar. Sevindirici bir haberdir bu; ama, Heybeliada açıklarında kaderine terk edilen dünyaca ünlü bu tarihi gemi, 3 Ekim 1979 tarihinde makine dairesinde çıkan bir yangınla tutuşup ağır hasar görür, büyük talih eseri Atatürk'ün kamarasındaki mobilyalar ve kişisel eşyaları kurtarılır. Ama güzel tarihi bir çok hatıranın izleri silinip gider. Ardından da Gölcük tersanelerinde 6 ay süren bir onarımdan sonra, tekrar İstanbul Boğazı'nda bir kuğu gibi süzülmeye başlar, ancak boynu bükük, yaralı bir kuğu gibidir artık.

 

Hurdaya Çıktı

1989 yılında, dönemin hükümeti hangi akla hizmettir bilinmez, tam bir "terminatörlük" örneği sergileyerek. Savarona'yı hurdaya çıkartma kararı alır. Güzelim Savarona, son anda armatör iş adamı, şimdilerde Irak'ta rehin tutulan Kahraman Sadıkoğlu tarafından kiralanıp, lüks turistik bir yata dönüştürülür. Ama, dünyayı saran ekonomik düzensizliğin getirdiği yıkıcı dalgaların ardından, yeni Türkiye'nin kurucusu Büyük Atatürk'ün yatı da hedef olmaktan geri kalmaz. Daha doğrusu, talihsizlik midir yoksa kasıtlı bir girişim midir, kötü talih Atatürk'ün Savarona'sını bulur.

Gerek politikacıların ağzında, gerek medyada satışı için bir takım yaygaraların yükseldiği şu günlerde Savarona'yi kaybetmenin acı senaryoları bile insanın içini dağlıyor ve bir Türk olarak insan kendi kendine soruyor. Neredesiniz, toplumun milliyetçi geçinen. Atatürk'ün adını çiklet gibi durmadan ağzında geveleyerek garip, çelişkili imaj yaratan bireyleri?

Eğer gerçekten Atatürk'çü iseniz gelin de gözünüzü Ulu Önder'in bizlere miras bırakmış olduğu hatırasını korumak için sesinizi yükseltin. Bir zamanlar Şanlı Yavuz vardı, jilet yaptık. Şimdi de hiçbir şey kalmamış gibi Savarona hedefe kilitlenmiş görünüyor.

Onu bir deniz müzesine dönüştürmekten daha şerefli, daha güzel bir şey ne olabilir ki. Gidin görün. Yunanlılar'ın ünlü zırhlısı Averoff’u, bizim yok edilen Şanlı Yavuz'umuzla yaşıt ünlü harp gemisini. Mükemmel bir Deniz Müzesi olarak kullanılıyor "Komşunun" ülkesinde.

Galiba, bir yerlerde, gerçekten de bir eksiklik, bir farklılık var gibi.

Yoksa ben mi yanılıyorum?

 

Yazı ve fotoğraf arşivi: Turgay Tuna

 

Kaynakça: Kimlik Dergisi

               Mart 2005

 

Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle

Denizce