e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Türkan Saylan'ın Değerli Anısına...

Cihat Aşkın      

 


Gece ve İlk Notalar

Gece vakti, otel odasında uyku tutmuyor, elimde Shostakovich Trio, ona bakıyorum. Korkuyorum. Tıpkı Shostakovich'in korktuğu gibi. Dışarısı çok karanlık. Sadece şehrin sessizliği ve bazen onu bozan ve fişek gibi kafanızın yanından geçen araba gürültüsünden başka, garip bir soğuk var dışarıda. Bu soğuk günde gece vakti korkuyorum. Shostakovich gibi.

İlk notalar, kış rüzgarı gibi içime işliyor. Bu gece sanki gelecekler ve Shostakovich'i alacaklar. Yoksa bizi mi alacaklar. Korku terörü. Stalin döneminin kaybolan sanatçıları, yazarları, düşünürleri, bilimadamları, öğretmenleri, insanlığa değer sunan ve biraz da sivri dili olan yurttaşları. Shostakovich'in ilk notaları bu karanlıkta, kış rüzgarında içimi sızlatıyor.

Evet, bu gece onu da alacaklar. Bu gece olmazsa yarın gece veya bir sonraki gece.

Bir ara gözüm televizyonda konuşan bandanalı kadına takılıyor, nasıl da anlatıyor, hayat iradesiyle, susmadan, dirençle anlatıyor. Yapmak istediklerini hepimize örnek olurcasına bir bir sıralıyor, ama ben korkuyorum. Onu da almaya gelirler mi acaba? Shostakovich her gece bekliyor. O ilk notalar yok mu işte, adım adım yaklaşıyor. Dışarıdan gelen hızlı araba sesleri bir bir geçiyor kafamın yanından. Televizyondaki kadın konuşmaya devam ediyor. Ama ben korkuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, ancak yine karanlık var. Karanlıktan kaçmak imkansız.

10 sene önceyi hatırlıyorum. Televizyonda konuşan kadın sayesinde Anadolu'da burs alan binlerce genci tanımıştım. Ücra bir yerde keman çalmak da neymiş meğer, halk anlar mıymış, Beethoven çalınır mıymış. Korkma, evet orada keman çalınabiliyor, halk seviyor, orada en son klasik müzik konseri `35 sene önce verilmiş meğer. Yaşlı bir müzik öğretmeni geliyor senin boynuna sarılıyor. ‘35 sene önce buraya senfoni orkestrası geldi, sonra bir daha kimse gelmedi' diyor. Sevinçle ve gururla devam diyorum. Daha çok geleceğiz diyorum. Sizleri yalnız bırakmayacağız diyorum.

Televizyondaki bandanalı kadın coştukça coşuyor, ben korkuyorum ve gözlerimi kapatıyorum. O kadın değil miydi, beni 10 sene önce davet eden? Biz sanatçılar gitmedik mi, kavuşmadık mı halka hiç?

Korkuyorum, tıpkı Shostakovich gibi, o ilk notalar hiç gitmiyor beynimden, sabit fikir gibi tüm kitapta karşıma çıkıyor, sayfaları çeviriyorum, değişik şekillere bürünmüş olarak karşıma çıkıyorlar. Televizyondaki bandanalı kadın korkmadan devam ediyor. Etmeseydi değişir miydi on sene içinde her şey. Keman sesiyle başlayan müzik, on sene devam eder miydi orada, adeta bir orkestra gibi, gençlikle türkü söyleyerek coşan sanat ve bilim insanları, o kadının kapıyı açmasıyla ışığı getirdiler.

Korkuyorum, gözlerimi açamıyorum, gözlerimi açsam dahi karanlık olduğunu biliyorum. Shostakovich her gece kapıda bekliyor, onu alırlarsa ailesi zarar görmesin istiyor. O ilk notalar hızlı ritmlerle karanlıkta kör bir dans yapıyor. Tak tak tak. O da ne, kapı sesi mi? Gidenleri bir daha görebilecek miyim. Korku terörü. Korkuyorum.

Türkan Saylan televizyonda devam ediyor, dışarısı çok soğuk, geliyorlar mı? O ilk notalar yok mu işte, benimle dalga geçercesine hızlanıyorlar, yetişemiyorum artık, yayımla vurduğum akorlar, dışarıdan hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık, en iyisi gözlerimi kapatayım.. görmek, bilmek, duymak istemiyorum. Korkuyorum ama gözlerim kapalı olsun daha iyi, açsam da karanlık kapatsam da karanlık. Karanlıkta güvendeyim, en azından kendi başımayım, ta ki kapı çalınıncaya dek.

Shostakovich'i de alacaklar. Alsınlar, müzik yazdı. Işık verdi. Karanlığın rahatını kaçırdı. Onu da alsınlar ki, rahatı kaçanların intikamı alınsın. Değişmez akorlar, hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık ve işte ilk notalar. Çalma kardeşim, çalma sevdiğim, çalma annem, müzik çalma, ses çıkarma. Yazma babacığım, çizme üstadım, konuşma insanım, devam et, gözlerini kapat.

Korkuyorum, soğuk, televizyondaki bandanalı kadın, kafamın yanından geçen hızlı notalar, yarın sabah olmayacak, karanlıkta daha güvendeyim, gözlerim kapalı, umutsuz..

O şarkıyı dinleyeceğim, kapı çalınacak mı? Shostakovich nerede? İşte o ilk notalar.

Yarın bir kez daha konsere çıkacağım. Ya gece? Karanlık..


Cihat Aşkın - Antalya, 18 Nisan 2009    

Kaynakça: http://www.cihataskin.net/index_tr.html

 

 

Türkan Saylan'ın Gençlere Seslenişi

Sevgili Gençler,

Kendinizin bu ülke, bu toplum ve bu dünya için ne denli önemli olduğunuzu hiç aklınızdan çıkarmayın ve kendinizi çağdaş bir insan olmaya hedefleyin, kendinize güvenin, toplumunuzun sorunlarına çözümler üretin, mutlu olun.

Asla sorunun değil, daima çözümün bir parçası olun!

 

Prof. Dr. Türkan Saylan    
ÇYDD                  
19 Nisan 2005