
İnsanoğlunun ayaklarını yerden kesmesi ve gökyüzüyle
kavuşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekti. Kanatlar
balonları, balonlar zeplinleri, zeplinler planörleri ve sonunda
uçaklar, insanlara özgürlüğü getirdi. Havacılık tarihi,
özgürlüğün de tarihi oldu aynı zamanda.

Karanlık bir gecede, yıldızların arasından parlayarak giden
bir uçağı işaret edip nereye gittiğini sormamış, ufukta
kaybolana kadar gözleriyle izlememiş ve o uçakla uzaklara
gitmeyi hayal etmemiş bir çocuk yoktur herhalde… Hepimizin düş
kaynağıdır gökyüzünde süzülerek giden uçaklar. Bazen özgürlük,
bazen bilinmezlik, bazen özlem ve bazen de kaçıştır; her
defasında o anda yere çakılı olmanın çaresizliğinden beslenen
bir düştür. Bu yüzden yürümek zorunluluksa, uçmak özgürlüktür.
İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca kuşları gözlemlemiş, onların
anatomik yapısını anlamaya, kanatlarıyla havayı itme gücünü
çözmeye çalışmış, yani ilham alabileceği tek canlıyı dikkatle
izlemişti. Ancak uçma özleminin önü sonu hesaplanabilir bir
fikir haline gelebilmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyordu
ve bu konuda ilk ciddi adımlar yüzyıllar sonra atılabildi.

Bizde ve Batı’da
Öncüler
Yaşadığımız topraklar üzerinde uçma düşünü gerçeğe dönüştürme
çabası, ilk kez 11. yüzyılda ortaya çıkar. El-Gevheri adlı Türk
bilim adamı, kendi yaptığı kanatları kollarına bağlayarak uçmayı
dener. Lagari Hasan Çelebi ise, 17. yüzyılda Sarayburnu’nda
yapılan şenlikler sırasında uçma hüneri gösteren kişi olur.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde anlatıldığına göre; Lagari
Hasan Çelebi, kendi icadı olan, 50 okka barut macunu ile dolu
yedi kollu bir fişeğe biner ve ateşlenen fişekle gökyüzüne doğru
fırlatılır. Fişeğin barutu bitince de kendi yaptığı kanatları
açarak Sinan Paşa Sarayı önünde yumuşakça denize inmeyi başarır.
Çelebi’nin 250-300 metre havalandığı ve 20 saniye kadar havada
kaldığı düşünülürse, onu roket çalışmalarının atası olarak kabul
etmek yanlış olmaz.

Galata’dan İlk
Uçuş
Yine 17. yüzyılda ve IV. Murad zamanında yaşamış olan
Hezarfen Ahmet Çelebi ise, bir efsane olarak bugünlere kadar
ulaşmış kişiliğiyle tarihimizin ilk ‘uçan insan’ı olarak kabul
edilir. Bilimle uğraşmaktan zevk alan, çeşitli araştırmalarını
yılmadan usanmadan yaptığı deneylerle besleyen akıllı ve yürekli
bir kişi olan Ahmet Çelebi’ye ‘bin fenli’ anlamına gelen
‘hezarfen’ lâkabı halk tarafından verilmişti. Hezarfen Ahmet
Çelebi, hava akımlarını ve kuşların uçuşunu inceleyerek birtakım
sonuçlara varmış, tarihi uçuşundan önce, kanatlarının
dayanıklılığını denemek amacıyla Okmeydanı’nda denemeler
yapmıştı. Bir sabah, kıyılarda biriken halkın gözleri önünde
Galata Kulesi’nden aşağıya atlamış ve rüzgârın etkisiyle uçarak
Boğaz’ı aşmış, Üsküdar dolaylarına inmeyi başarmıştı. Ancak, ilk
uçuş başarısına yenilerini ekleyememişti.

Vinci’nin Uçuş
Makineleri
Dünyanın geri kalanında da, uçma hayalinin peşine takılan ve
bu konuda kafa yoran insanlar vardı. 15. yüzyılda yaşayan ünlü
ressam Leonardo da Vinci, sanatçı olmasının yanı sıra bir
filozof, bir mucit ve bilim adamıydı. Da Vinci’nin bilim
alanındaki en büyük hayallerinden biri, insanın gökyüzünde bir
kuş gibi süzülmesiydi. Martıların uçma sisteminden esinlenerek
icat ettiği kanatlı, uçan bisikleti, bugün hâlâ bilim dünyasını
hayran bırakan çizimlerle açıklamıştı. 20. yüzyılın sonlarında
imal edilen planör, Vinci’nin günümüze kadar ulaşan çizimlerine
dayanılarak ve o dönemdeki malzemeler kullanılarak ortaya
çıkarılmıştı. Bu da ünlü ressamın, geleceğe kadar uzanan
dehasının kanıtıydı.
Montgolfıer
Kardeşlerin Başarısı
İlk kez uçan ve havada uzun süre durabilen bir araç yapmayı
Mongolfier kardeşler başardı ve adları, her zaman modern
havacılık tarihinin başlangıcı ile birlikte anıldı.
Zeki, metotlu çalışan ve sakin bir insan olan Etienne
Montgolfier ile hayalci ve ateşli bir genç olan ağabeyi Joseph
Mongolfier, elbirliğiyle yaptıkları deneylerle uçabilen bir
balon geliştirmeyi başarmışlardı. Bir süre sonra, sıcak havanın
yükselmesi esasına dayanarak yaptıkları dev balonu, 5 Haziran
1783’te halka açık bir alanda denemeye karar verdiler. Balon
yükseldi ve iki bin metre kadar sonra durarak söndü. Herkesin
nefesini tutarak izlediği bu olay, tüm dünyada büyük bir heyecan
yaratmıştı.

Mongolfier kardeşler, bu başarıyla yetinmediler ve bir süre
sonra, canlı denekler taşıyan bir balonu Paris semalarına
uçurdular. Bir koyun, bir horoz ve bir kaz koydukları balon,
Versailles Sarayı önünde, görülmemiş bir kalabalık eşliğinde
havaya salıverildi. Balon, on dakika sonra yakındaki bir bölgeye
indiğinde yüzlerce insan, hayvanların ne durumda olduğunu görmek
üzere oraya koştu. Hedefe varan ilk kişi, Pilatre de Rozier,
kafesin kapısını açınca, sağ salim dışarıya fırlayan kaz, koyun
ve horoz; insanoğlunun önünde yepyeni bir ufkun belirdiğini
müjdeliyordu.

Pilatre, insanın gökyüzünü keşfetmek için önünde bir engel
kalmadığını düşünerek, bu deneyin insanlarla yapılması
gerektiğini düşünüyor ve ilk gönüllü olarak da kendisini öne
sürüyordu. Montgolfier kardeşler, Pilatre’nin verdiği ölçüler
üzerine bir balon imal ettiler. Deney günü, halkın korkulu
bakışları arasında yükselen balon, bir süre Paris semalarında
süzülerek yumuşak bir iniş yaptı. Balonun içinden çıkan Pilatre
ve dostu D’arlandes, krallara yaraşır bir şenlik alayını
peşlerine takarak başkente döndüler.

Sürüklenmek
Değil, Yol Almak
Semalarda rüzgârın etkisiyle sürüklenmek, insanın bir yerden
bir yere planlı olarak uçabilmesi anlamına gelmiyordu. Balonu,
insanın istediği yere yönlendirebilmesi için aradan uzun yıllar
geçmesi, buhar gücünün ve elektrikli motorun aşılarak, içten
yanmalı motorun bulunması gerekiyordu. Balonla içten yanmalı
motorun uyumunu sağlayan ve böylece ilk güdümlü balonu yapmayı
başaran kişi, Brezilyalı Alberto Santos-Dumont oldu. 19 Ekim
1901’de Numara 6 adlı zepliniyle Eyfel Kulesi’nin çevresini
dolaşıp ödül kazandı ve bir anda dünya çapında üne kavuştu. Ama
hepsinden önemlisi, güdümlü balonla birlikte Santos-Dumont
adının havacılık tarihine geçmesiydi.

Güdümlü Balon
Hayalleri Süsledi
Güdümlü balon, uçakların henüz sadece hayal edilebildiği bir
dönem boyunca uçma tutkusunun gözdesi oldu. Almanya’da Graf von
Zeppelin, imparatorun da güçlü desteğini alarak yılmadan çalıştı
ve ilk olarak 1906 yılında, kendi adıyla anılan dev araçları
yapmayı başardı. Zeplin, omurgalı bir balondu, kirişlerden
yapılmış hafif bir iskeleti vardı ve bu iskeletin içinde
hidrojen gazıyla doldurulmuş çok sayıda balon bulunuyordu,
yükselmesini de bu balonlar sağlıyordu. İlk örneği 128 metre
boyunda olan ve 10,6 kw gücündeki iki adet motora sahip olan
zeplinler, ortalama 50 yolcu alıyor ve saatte 30 kilometre hız
yapabiliyorlardı. Havacılığın hızla geliştiği, önce planörlere,
ardından uçaklara geçildiği yıllara kadar yaşanan kısa sürede
havacılık tarihi, zeplinlerin muhteşem gösterilerine sahne oldu.
Ancak, zeplinin göklerdeki saltanatı çok uzun sürmedi ve motorlu
hava taşıtı alanındaki çalışmalar, kısa sürede bu görkemli
aracın yerini aldı.

Havacılık
Tarihinde Hızlı Adımlar
Balonla değil de, motorlu bir araç ile uçmayı bilimsel olarak
ilk ele alan kişi İngiliz George Cayley oldu. Kuşkusuz,
Cayley’in başarısını hazırlayan öncü çalışmalar, yerçekimine
meydan okuyan yürekli insanlar vardı. Havacılık konusunda basılı
ilk belge olarak kabul edilen çizimi, Emanuel Swedenborg, 1716
yılında yapmıştı. Çizim, mekanik bilgisi alanındaki gelişmelerle
desteklenerek 18. yüzyılın sonunda Cayley’e uçuş fiziği
alanındaki çalışmaları için esin kaynağı oluşturdu. Cayley, ilk
kez 1804 yılında, tasarımını yaptığı bir planörü uçurdu. Uzun
yıllar boyunca çalışmalarını sürdüren Cayley, aerodinamiğin
gelişimine büyük katkılarda bulundu.

Bu arada çalışmalar Cayley ile sınırlı değildi. Uçan makine
için somut adımlar hızla atılıyordu. John Stringfellow, ilk
buhar motorlu uçağı, insansız olarak İngiltere’de uçuruyor;
Jean-Marie Le Bris, Albatros adlı planörü, Fransa’da 100 metre
yükseklikte 200 metre boyunca uçurmayı başarıyor; yine Fransa’da
Felix du Temple alüminyumdan yapılmış tek kanatlı (monoplane)
uçağını, kendi gücüyle kalkan, süzülerek uçan ve güvenli bir
biçimde yere inen ilk uçak haline getiriyordu. İngiliz Frank
Wenham ise, ince kanatların, o güne dek bilinenlerin aksine
ağırlık taşımada daha uygun olduğunu ortaya çıkarıyor, böylece
uçabilen makine alanında çözümü zor bir sorunun aşılmasını
sağlıyordu.

Planörler Devri
Özellikle 1880’li yıllarda hızlanan bu ateşli çalışma dönemi,
kısa sürede önemli adımların atılmasına yol açtı. Almanya’da
Otto Lilienthal, Percy Pilcher ve Octave Chanute gerçek anlamda
bir planörü inşa ettiler. Chanute, Lilienthal’in ölümünden sonra
bayrağı devraldı ve çift kanatlı planör tasarımını
gerçekleştirdi. Uçuş sırasındaki denge Chanute’un çalışma
alanıydı ve bu alandaki bulguları sonucunda, planöre doğrultuyu
düzeltmeye yarayan bir kuyruk eklemenin doğru olacağına karar
verdi. 1897 yılında, bu aracı sırtına alıp bayır aşağı koşarak,
109 metre uçmayı başardı. 1890 yılında Clement Ader, ‘Eole’
adını verdiği, buhar gücüyle çalışan aracı ile Paris
yakınlarında ilk uzun mesafeli uçuşu gerçekleştirdi. Bunun
ardından inşası beş yıl süren, Avion III adlı uçağın tasarımına
başladı, ancak uçak ağırlığından dolayı güçlükle
havalanabiliyordu.

Samuel Pierpont Langley ise aerodinamik alanında yaptığı
başarılı çalışmalarla ve 1891’de yayımladığı ‘Aerodinamik
Deneyler’ adlı kitabıyla tanınıyordu. 6 Mayıs 1896’da Aerodrome
No.5 adlı aracı, saatte 40 kilometre hızla iki kez uçarak kayda
değer ilk havadan ağır uçuşu gerçekleştirdi. Bir başka havadan
ağır uçuş denemesi de, Percy Pilcher tarafından İngiltere’de
gerçekleştirildi. Pilcher, birçok planörü başarıyla uçurdu, ama
motorla güçlendirilmiş hava aracını deneyemeden, planör uçuşları
sırasında geçirdiği talihsiz bir kazada yaşamını kaybetti.

Kaynakça:
SkyLife - Mayıs 2008