e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Uçurtmalar Anılarda Uzunca Bir Yolculuk

 Dr. Nedim İnce    

 

  

Yaşadığım ömür yarım asırı geçtiğinden midir bilmem bazı şeyler anılarda yolculuğa çıkmama yetiyor.

Hafta sonu gökyüzünde nazlı nazlı süzülen uçurtmalar böyle bir yolculuğa çıkmama neden oldu: çocukluğuma kadar uzanan…

Doğduğum köy Marmara bölgesinin bir ova köyü idi. Ova köyü ama dağlardan ovaya doğru yumuşayarak inen tepelerin ova ile kesiştiği çizginin hemen tepe tarafına kurulan bir ova köyü.

Geçim tarım ve kısmen hayvancılıkla sağlanıyor. Mandalar çift sürmede, yük çekmede mahir; öküzler nedense pek tutulmuyor köyde. Süt para etmeye başlayınca daha da güçsüz olmasına rağmen mandalar yerini ineklere bırakmaya başlıyor.

Köydeki yaşam doğanın ritmine uygun sürüyor. Teknoloji tarıma, gündelik yaşama uzak. Elektrik yok ve güneşle başlayan yaşam güneşin çekilmesi ile yavaş yavaş uykuya dalıyor.

Baharın geldiğini karaya, suya, havaya düşen cemrelerden, zümrüt çayırlardan, çiçeğe, filize donanan ağaçlardan bir de tarlardaki hummalı çalışmalardan anlıyorduk.

Ve anlıyorduk ki uçurtma zamanı gelmiştir; uçurtma yapma zamanı da…

O çağlar oyuncaklarımızı kendimizin yaptığı çağlardı. Telden arabalar, düzgün ağaçları testere ile kesip tekerleklerini elde ettiğimiz, ağaç arabalar, topaçlar, tel kasnaklar: hepsi de bizim imalatımızdı.

Ama en çok uçurtma yapmayı ve daha sonra onun gökyüzünde özgürce dolaşmasını severdim. Bir sene önceden tavan arasına saklanmış kargıları özenle çıkarır, düzgün olanlarını kenara ayırırdım. Sonra sıra bakkaldan kitap, defter kabı olarak satılan yağlı kâğıtlardan almaya gelirdi. Nedense mavi ve kırmızıdan başka renk olmazdı. Ben maviyi seçerdim; hem uçurtmama, hem de gökyüzüne çok yakıştığını düşünürdüm. Kırmızı kâğıdı ise uçurtmayı süslemek için kullanırdım. Kargıları tutturacağım ve daha sonra da uçurtmayı uçuracağım kırnap ve kâğıtları yapıştıracağım hamur hazırlandıktan sonra uçurtmayı yapamaya geçebilirdim.

Uçurtmanın büyüklüğüne göre kargılar kesilir, uçları kırnap bağlanacak şekilde çentiklenir, ortalarına delinen delikten sırtı çatal dal parçasına geçirilir ve kırnap ile çepeçevre bağlanarak çatısı kurulurdu. Mavi kâğıtlar uçurtmanın iskeletine uygun kesilir, hazırlanan hamur ile kırnapa çepeçevre yapıştırılırdı. Sonra kırmızı kâğıtlardan ipe dizilen pırpırlayacak şeritler uçurtmanın bir tarafından diğer tarafına bağlanarak süsleme yapılır, ardından dengesini sağlayacak kuyruğu rengârenk kâğıt parçaları ile hazırlanırdı. Uçurtmayı dengede tutacak üçgen bağ öğretildiği gibi tamamlanınca üretim safhası bitmiş olurdu.

Şimdi heyecanla rüzgârın çıkması beklenirdi ki o da pek nazlanmaz öğleden sonra çıkagelirdi. Heyecan en çok uçurtmanın göstereceği performans nedeniyledir. Kolay havalanıyor, dengeli uçuyor ve olabildiğince dik açı ile yükseliyorsa; “Nedim’in uçurtmasına bak ne güzel uçuyor” diyorsa çocuklar değme keyfime…

Bir yandan üretilen şeyin arzulanan düzeyde iyi olması ve diğer yandan mavi mavi ve masmavi gökyüzünde özgürlük şarkıları söylemesi…

Yaşamım boyunca mavi rengi sevmem bundan olsa gerek…

 

Dr. Nedim İnce         

www.mersinyasam.com    

 

 

Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle

Denizce

04.05.2010