|
Yaşadığım ömür yarım
asırı geçtiğinden midir bilmem bazı şeyler anılarda yolculuğa
çıkmama yetiyor.
Hafta sonu
gökyüzünde nazlı nazlı süzülen uçurtmalar böyle bir yolculuğa
çıkmama neden oldu: çocukluğuma kadar uzanan…
Doğduğum köy Marmara
bölgesinin bir ova köyü idi. Ova köyü ama dağlardan ovaya doğru
yumuşayarak inen tepelerin ova ile kesiştiği çizginin hemen tepe
tarafına kurulan bir ova köyü.
Geçim tarım ve
kısmen hayvancılıkla sağlanıyor. Mandalar çift sürmede, yük çekmede
mahir; öküzler nedense pek tutulmuyor köyde. Süt para etmeye
başlayınca daha da güçsüz olmasına rağmen mandalar yerini ineklere
bırakmaya başlıyor.
Köydeki yaşam
doğanın ritmine uygun sürüyor. Teknoloji tarıma, gündelik yaşama
uzak. Elektrik yok ve güneşle başlayan yaşam güneşin çekilmesi ile
yavaş yavaş uykuya dalıyor.
Baharın geldiğini
karaya, suya, havaya düşen cemrelerden, zümrüt çayırlardan, çiçeğe,
filize donanan ağaçlardan bir de tarlardaki hummalı çalışmalardan
anlıyorduk.
Ve anlıyorduk ki
uçurtma zamanı gelmiştir; uçurtma yapma zamanı da…
O çağlar
oyuncaklarımızı kendimizin yaptığı çağlardı. Telden arabalar, düzgün
ağaçları testere ile kesip tekerleklerini elde ettiğimiz, ağaç
arabalar, topaçlar, tel kasnaklar: hepsi de bizim imalatımızdı.
Ama en çok uçurtma
yapmayı ve daha sonra onun gökyüzünde özgürce dolaşmasını severdim.
Bir sene önceden tavan arasına saklanmış kargıları özenle çıkarır,
düzgün olanlarını kenara ayırırdım. Sonra sıra bakkaldan kitap,
defter kabı olarak satılan yağlı kâğıtlardan almaya gelirdi. Nedense
mavi ve kırmızıdan başka renk olmazdı. Ben maviyi seçerdim; hem
uçurtmama, hem de gökyüzüne çok yakıştığını düşünürdüm. Kırmızı
kâğıdı ise uçurtmayı süslemek için kullanırdım. Kargıları
tutturacağım ve daha sonra da uçurtmayı uçuracağım kırnap ve
kâğıtları yapıştıracağım hamur hazırlandıktan sonra uçurtmayı
yapamaya geçebilirdim.
Uçurtmanın
büyüklüğüne göre kargılar kesilir, uçları kırnap bağlanacak şekilde
çentiklenir, ortalarına delinen delikten sırtı çatal dal parçasına
geçirilir ve kırnap ile çepeçevre bağlanarak çatısı kurulurdu. Mavi
kâğıtlar uçurtmanın iskeletine uygun kesilir, hazırlanan hamur ile
kırnapa çepeçevre yapıştırılırdı. Sonra kırmızı kâğıtlardan ipe
dizilen pırpırlayacak şeritler uçurtmanın bir tarafından diğer
tarafına bağlanarak süsleme yapılır, ardından dengesini sağlayacak
kuyruğu rengârenk kâğıt parçaları ile hazırlanırdı. Uçurtmayı
dengede tutacak üçgen bağ öğretildiği gibi tamamlanınca üretim
safhası bitmiş olurdu.
Şimdi heyecanla
rüzgârın çıkması beklenirdi ki o da pek nazlanmaz öğleden sonra
çıkagelirdi. Heyecan en çok uçurtmanın göstereceği performans
nedeniyledir. Kolay havalanıyor, dengeli uçuyor ve olabildiğince dik
açı ile yükseliyorsa; “Nedim’in uçurtmasına bak ne güzel uçuyor”
diyorsa çocuklar değme keyfime…
Bir yandan üretilen
şeyin arzulanan düzeyde iyi olması ve diğer yandan mavi mavi ve
masmavi gökyüzünde özgürlük şarkıları söylemesi…
Yaşamım boyunca mavi
rengi sevmem bundan olsa gerek…
Dr. Nedim İnce
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

04.05.2010 |