| |

‘Karadeniz: Seyr-i Türkiye’ belgeseli, genç Türkiye
Cumhuriyeti’nin, binbir fedakarlıkla Avrupa’nın büyük
limanlarına yolladığı seyyar sergi gemisinin ibret verici
öyküsünü anlatıyor.

Marsilya Limanı tarihi günlerinden birini yaşıyor. Zaten her
zaman hareketli olan liman, bugün sosyetenin akınına uğramış.
Beyaz ve ağır ketenlerden dikilmiş ‘denizci yakalı’ elbiseler
içindeki güzel kadınlardan hoş bir parfüm kokusu yükseliyor.
Şehir Bandosu ‘Marselyez’ marşını son bir kez çalıp zarif bir
vals prelüdüne geçerken, saatlerdir heyecanla beklenen gemi,
limana doğru süzülüyor.

Bembeyaz ve yüksek güverteli, renk renk yüzlerce bayrakla
süslenmiş, tek bacalı, yaklaşık 5 bin gros tonluk gemi, limana
yanaşıyor. Rıhtımdaki Fransızlar, gemiye ve geminin çeşitli
yerlerine asılmış olan bayrağa bakıyorlar. Güzel tonlu bir
kırmızı üzerine bembeyaz bir ay ve yıldızın işlenmiş olduğu
görkemli bir bayrak bu. Rıhtımdakiler güverteye baktıklarında
ise, küpeşteye dayanmış kendilerini seyreden kadınlı erkekli
yolcuları görüyor ve gözlerine inanamıyorlar.

Onlar, Türkiye’den yani kendi düşüncelerine göre ‘Doğu’dan
gelen bu gemideki yolcuların bir ‘Orient esintisi’ sunacağını
beklerken, karşılarında bambaşka bir görünüm var. Alt ve üst
güvertelerden kendilerine bakan, gülen, el sallayan bu ‘Doğulu’
konukların, kendilerinden hiçbir farkı yok. Erkekler koyu renk
takım elbise, pırıl pırıl beyaz gömlekler giymiş ve çoğu zarif
bir iğne ile süslenmiş boyunbağları takmışlar. Yanlarındaki
kadınlar, erkeklerden daha şık. Siyah ağırlıklı ipek ve muslin
elbiseler içindeler. İyice dalgalı, ‘alagarson’a yakın kısalıkta
kesilmiş saçları, Marsilya güneşi altında parıldıyor. Gemi uzun
ve neşeli tek bir düdük ile Marsilyalıları selamlıyor. Yanları
halatla desteklenmiş ahşap merdivenler, gemiden sarkıtılıp
rıhtıma yerleştiriliyor. Fransızlar gemiye çıkmaya başlıyor.

Bir subay onları sergi salonuna götürüyor. Bir kış bahçesi
ile kalabalık bir orkestranın çaldığı salonu geçerek sergi
bölümüne gelen ziyaretçiler, hayranlıktan konuşamaz bir şekilde,
sergilenen eşyalara bakıyorlar. Türk mavisi sırlı Kütahya
çinileri; binbir nakış ve renkli Osmanlı, Yörük, Selçuklu ve
Acem halıları; gül, tarçın ve sakız kokulu Hacı Bekir lokumları;
yeşim, yakut, firuze gibi değerli taşlarla süslenmiş, tamamıyla
elle yapılmış çeşmibülbül, laledan, gülabdan gibi cam ürünleri.

Tarih 21 Ağustos 1926. Fransızların büyük bir hayranlıkla
içinde sergilenen ürünleri seyrettikleri, gönderinde ay-yıldızlı
bayrak dalgalanan geminin bordasında kocaman harflerle
‘Karadeniz’ yazıyor ve henüz üç yaşına basmış olan genç Türkiye
Cumhuriyeti, ‘yeniden var edilen bir ulus’un neler
yapabileceğini herkese göstermek için bu gemiyle Avrupa’nın en
önemli limanlarında aylardır ‘sancak gösteriyor’.
Karadeniz:
Seyr-i Türkiye
Garanti Bankası’nın bünyesinde faaliyet gösteren Osmanlı
Bankası Müzesi’ndeki ‘Karadeniz: Seyr-i Türkiye’ belgeselini
izlerken insanın hayalinde bunlar canlanıyor. Türkiye’nin
‘kendini tanıtma’ çabasına farklı bir bakış açısı getirecek iki
önemli proje sergileniyor müze binasında. Biri ‘Karadeniz:
Seyr-i Türkiye’ belgeseli, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye’yi
Avrupa’ya tanıtmak amacıyla Avrupa limanlarını dolaşan seyyar
sergi gemisi ‘Karadeniz’in maceralarını anlatıyor. Ötekisi, yani
‘Ulusu Tasarlamak: 1920’ler ve 1930’larda Avrupa Devletleri’
sergisi ise, Karadeniz gemisinin rotasındaki Avrupa ülkelerinde,
o dönemdeki siyasi rejimleri gösteriyor. Garanti Bankası ve
Netherlands Culture Fund’ın sponsorluğunu üstlendiği Karadeniz
belgeselinin gerçekleştirilme öyküsü de ilginç.

Hollanda’daki Fatusch firmasında çalışan araştırmacı Eray
Ergeç, gazete arşivlerini tararken, 1926 yılında Hollanda’ya
gelen bir Türk sergi gemisinin haberini görmüş. Haber,
Atatürk’ün isteğiyle, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıtmak
amacıyla Avrupa limanlarını dolaşan seyyar sergi gemisi
Karadeniz’in, Amsterdam limanına gelişini anlatıyormuş. Bu pek
bilinmeyen tarihi olayın araştırılmasına zamanla Ankara
Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Bülent Çaplı da
katılmış. İki yıl kadar süren çalışmalar sonunda, Karadeniz
gemisinin Avrupa limanlarındaki ziyaretlerini gösteren görüntü,
fotoğraf ve belgelere ulaşılmış ve hazırlanan belgeselle belki
de tarihin tozlu arşivinde kaybolup gidecek olan bu olay gün
ışığına çıkarılmış.

Genel koordinatörlüğünü Gülay Orhan’ın üstlendiği belgeselin
koordinasyon çalışmaları için Amsterdam kullanılırken, Bülent
Çaplı ile Bülent Özkam çalışmalarını Ankara’dan yürütmüş.
Belgeselin senaryosu, Tannur Arat ve Nedim Olgun tarafından
kaleme alınırken, ‘seyir defteri’ bölümleri Kaptan Süreyya
Gürsu, Celal Esat Arseven ve Orhan Kızıldemir’in anılarından
derlenerek hazırlanmış. Emre Irmak’ın özgün müziklerini
bestelediği belgeselin yönetmenliğini ise Soner Sevgili yapmış.
Seksen Altı Gün
Süren Yolculuk
Belgeseli izleyenler, Avrupa yolculuğu öncesi Haliç’te üç ay
süren özel bir bakıma alınmış Karadeniz gemisinin dümen suyuna
kapılıp, tam seksen altı gün süren yolculuğu, sefere katılan
sanatçı, gazeteci, milletvekili, öğretmen, müzisyen ve
denizcilerden oluşan toplam 285 kişinin, genç Türkiye
Cumhuriyeti’ni “dosta düşmana tanıtmak için” nasıl olağanüstü
bir çaba gösterdiğini, henüz üç yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti
milletvekillerinin buna kaynak bulmak için nasıl çırpındıklarını
ibret ve gururla izliyor. Ticaret Vekili Ali Cenani Bey’in
meclis kürsüsünde, “Efendiler... Bir ticaret sergisi meydana
getirmek kolay bir şey değildir.

Bunun yerine bir seyyar sergi teşkilini düşündüm. Seyr-i
Sefain’den bir vapur alalım. Mesela Karadeniz Vapuru’nu...” diye
başlayan konuşmasının yarattığı ateşi, hummalı çalışmaları ve
sonunda Marmara’nın solgun mavi sularını köpürterek yola çıkan
beyaz bir geminin, Dolmabahçe’deki bir yatta, mavi gözleri
çakmak çakmak, sarışın bir adam tarafından beyaz bir mendil
sallanarak nasıl uğurlandığını görüyor. O sarışın adamın daha
yedi yıl önce 19 Mayıs 1919’da ülkeyi kurtarmak için Samsun’a
böyle bir vapur yolculuğu yapmış olduğunu düşünenler de bir
cumhuriyetin nasıl doğduğunu görüp alabildiğine gururlanıyor.
Kaynakça:
SkyLife -
Şubat 2007
Lemi Özgen'e
teşekkürlerimizle
Denizce

04.04.2007
|
|