Platon'un üniversitesinden günümüz üniversitelerine kadar
üniversiteler bilginin tartışıldığı ve çıktılarının topluma
hizmet olarak sunulduğu ortamlardır. Her yönü ile ortaöğretim ve
meslek okullarından ayrıdırlar. Üniversitede meslek dersinden
herhangi bir sorun ilgili bilim disiplin veya üniversite
genelinde tartışılır, herkes görüşlerini açıklar ve sonuç
genelleştirilir. Üniversitede herhangi bir şeyin tartışılmasında
üniversite dinamiklerinin önemi yadsınamaz. Üniversite
yönetimleri de zaman zaman doğrudan üniversitelerin açılış
dönemlerinde verdikleri derin mesajla veya yarattıkları akademik
ortamı ile katkıda bulunurlar.
Üniversitelerimizin YÖK yasası ile akademik ortamından
uzaklaşarak ve savrularak geldiği bugünlerde ileri lise
düzeyinden öteye geçemediği sıkça vurgulanmaktadır. Ek ders,
ikinci öğretim, dışarıda iş yapma ve danışmanlık gibi ek gelir
süreci bilim adamlarını bilimsel ortamdan ve anlayıştan koparmış
durumdadır. Maalesef öğretim üyelerinin gelirlerinin
mezunlarının maşından üç katı daha düşük olmasının da etkisi ile
üniversitelerdeki savrulma kendisine haklılık kazandırmıştır.
Maalesef bugün üniversitelerimiz ülkenin sorununa çözüm üretmek
yerine günlük kaygıların karşılanmaya çalışıldığı düzeye kadar
düşmüştür. Doğal olarak bütün bu gelişmeler toplumun da gözünden
kaçmadığı gibi üniversiteler hızla akademik bilinçten
uzaklaşmaktadırlar. En kötüsü üniversiteye yeni gelen öğrenciler
ve yeni akademik hayata başlayan genç dinamikler de bu ortamda
akademik bir kimlik ve tutum kazanamıyorlar.
Açılış Dersi İle
Çok Önemli Mesajlar Verilir
Bütün dünyada üniversiteler açılış dersi ile başlar. Açılış
dersi için de genelde bilimsel birikimi ve deneyimi olan
akademisyenler çağırılır. Üniversitenin açılışında üniversite
yöneticisi üniversitesinin stratejisini ve geleceğe yönelik
ufuklarını çizerek bilinenin ötesinde geleceği yakalama hedefi
gösterir. Üniversitelerin açılışında öğrencilere üniversitenin
ne olduğu, üniversiteden ne beklendiğini, öğrencilerin nasıl
üniversiteli olacağı dersleri de işlenir. Üniversitelerin
üniversite olması, saygınlığının korunması ve sürekliliğin
sağlanması için üniversitenin kendi özeliklerini ve konumunu
geleceğe güçlü bir şekilde aktarması gerekir. Dolayısıyla
öğrencilere ve diğer paydaşlara verdiği ilk ders mesajı çok
önemlidir. Öğrencilere ilk günde nasıl bir izlenim verilirse
öğrenci de ona göre kendi yol haritalarını çizer. Benzer bir ilk
ders mesajı konuşmasını Dr. Erdal Atabek, 5 Ekim 2009 tarihli
köşesindeki "Paylaşım Günleri" yazısında Eton Koleji öğretmeni
William Cory'nin 1861 yılında yaptığı bir konuşmanın özetini bir
konferans vesilesiyle okurları ile paylaşmıştır. Yazının
üniversite eğitimi için öğretici yönünü alıntı yaparak paylaşmak
istedim. .
Cory, okula gitmenin sadece bilgi edinmek için olmadığını,
başka şeyler kazanmak amacını da taşıdığını söylüyor:
'İnsan büyük bir okula bilginin de ötesinde bir şeyler almak
için, bazı sanatları ve alışkanlıkları kazanmak için gider.
- Özen gösterme alışkanlığı için,
- Kendini anlatma sanatı için,
- Yeni bir entelektüel konuma geçebilmek sanatı için,
- Başkasının ne düşündüğünü hemen anlayabilme sanatı için,
- Görüşlerinizin onaylanmamasına ve reddedilmesine
katlanabilme alışkanlığı için,
- Medeni bir şekilde olumlu ya da olumsuz görüş bildirebilme
sanatı için,
- En küçük ayrıntılara dikkat edebilme alışkanlığı için,
- Belli bir zaman süresinde mümkün olanı kestirebilme
alışkanlığı için,
- Zevklerini geliştirebilmek için, ayırt edebilmek için,
- Zihinsel cesaret için, zihinsel sağlamlık için. Hepsinden
önemlisi, insan büyük bir okula kendini tanımak için gider'
diyor. Yazar ilgili kitabın kaynağını da belirtmiş (Kaynak: Eton
Reform. London: Longman, Green, Longman,1861. AL. ATABEK
5/10/2009).
Harvard
Üniversitesinin Temel Özelliği Nedir?
Dr. Atabek, William Cory'nin sözlerinin bilim ve öğretim
işini bütünsel olarak gören ve dünya üniversiteleri içinde ilk
sırada yer alan Harvard Üniversitesinin bu öneriden hareketle
'Harvard Çekirdek Eğitimi'ni kuracak ve bu öğretiye uygun eğitim
gerçekleştirecektir. Bu 'Çekirdek Eğitimi' altı konu ile
bütünleştirilmiştir:
Edebiyat-Sanat, Fen Bilimleri, Tarihsel İnceleme, Sosyal
Analiz, Yabancı Kültürleri Tanıma, Etik Düşünce gibi dersleri
öğrencilerine aldırtmaktadır. Öğrencilerin ancak bunları
öğrendikleri zaman bir dünya görüşü kazanacakları düşünülmüştür.
Her ne kadar dünyanın nasıl sömürüleceği, paradan para
kazanmanın nasıl sağlanacağı Harvard Üniversitesinde öğretilse
de kendi eğitim işini kendi ekseninden çok iyi yapıyor. Hedefine
uygun insan yetiştirmede bir numaralar. Bizim de çekirdek
eğitim tarzı bilim felsefesi ve tarihi, uygarlık tarihi, yöntem
ve analiz, insan ilimleri, fen bilimleri ve medeni hukuk gibi
dersleri okutarak öğrencilerimizin yaşamı bir bütün olarak
anlamasını sağlayabiliriz.
Üniversite
Meslek Eğitimi Veren Kurumlar Değil, Kişiyi Geliştiren
Ortamlardır
Sadece bir meslek sahibi olmak insanı kurtarmıyor. Bir meslek
artık yetmiyor. Gerçek bir 'dünya aydını' olmak için çok yönlü
eğitim almak gerekiyor. Veya kendi kendimizi eğitmemiz
gerekebilir. Üniversite yöneticilerinin vizyonu, misyonu
geleceği çizme ona uygun hedef koyması önemli.
Akademisyenlerinin bilgi görgüleri yanında mesleki derinlikleri
önemli olmaktadır. Nihayetinde öğrencileri geleceğe taşıyacak
olan üniversite ortamı ve eğitmenlerin öğreticilik yeteneği
önemlidir. Bu bakımdan öğreticinin de çok yönlü ve fonksiyonel
olması gerekir. Öğreticinin genel aydınlanma, felsefe, sanat,
sosyoloji, tarih gibi öğretim yöntemi, psikoloji, bilişim
teknolojisi bilgisi ve birikimi olması da gerekir. Bu bakımdan
öğreticilik bir eğitim kurumundan mezun olmak değil kendi başına
bir meslek olarak kabul edilmesi gerekir. Aslında öğreticilik
mesleğinin birçok alanda uygulanması gerekir. İlla ki sizin
okulda öğretici olmanız gerekmiyor, değişik kurumların eğitim
programlarında da bu yeteneğin sergilenmesi gerekir. Bunun için
kişinin artık çok yönlü ve birkaç alanda kendisini geliştirmesi
gerekir.
Üniversite
Hakikat ve Gerçeklerin Öğrenildiği Ortamlardır
Üniversite bilinen değil bilinmeyeni araştıran öğrenen bir
ortam olarak geleceğe yönelmesi gerekir anlayışı ile hareket
etmek zorundadır. Üniversite gibi hakikati ve gerçekleri öğrenme
sanatının öğretildiği, açık tartışmanın yapıldığı, kişiliklerin
geliştiği ortamlara her yıl ortaöğretimden gelen taze kanın
katacağı dinamik anlayışı kucaklayan ve kendi birikimi ile
geleceği hedeflemeli. Bu bağlamda üniversite bir meslek edinme
yeri değil, aydınlanma ve topluma hizmet sunabilecek nitelikli
bilgi üretme ortamıdır. Niteliği yüksek, kendi yol haritasını
çizmesini beceren, iş üretebilme potansiyeli olan insanların
yeteneklerinin geliştirildiği ortamlardır.
Kavram ve
Stratejiler Önemli
Eski Petrol Mühendisleri Odası Başkanı Necdet Pamir bir TV
programında üniversite mezunlarının kendi alanındaki kavramları
bilmediklerini belirtiyor. Ayrıca konu ile ilgili dünyadaki
gelişmeler ve stratejileri bilmediklerini belirtiyor. Gerçekten
üzücü bir durum. Sayın Pamir, üniversite eğitiminin artık statik
yapıdan dinamik yapıya geçmesi gerektiğini belirtiyor.
Üniversitenin
Sorunlarınının Her Düzeyde Tartışılması Akademik Bilinci
Geliştirir
Üniversite gibi özerk ve sivil kurumlarda hepimizin zaman
zaman kurumun ileriye sağlıklı taşınması için, üniversitenin
gördüğümüz sorunlarını da tartışmamız gerekir. Unutmayalım
hiçbir üniversite, yöneticileri istediği için tek başına
gelişmemiştir. Mutlaka üniversiteyi oluşturan öğrenci, çalışan
ve öğretim üyelerinin sivil çabaları önemlidir. Üniversiteyi
üniversite yapan da üniversite paydaşlarının dinamik
çabalarıdır. Öğretim elamanları olarak bizler de yönetimlerden
ayrı olarak kendimize görev edinebilirsek üniversitelerimizi
güçlendiririz. Üniversitelerin bilimsel kalitesi kadar
sürekliliği, eğitim ve araştırma kalitesinden taviz vermemesi
için hepimizin sorumluluk alması gerekir. Bu sorumluluğun,
gerektiğinde yanlış giden sürece karşı demokratik yollardan
öneri ve uyarılarda bulunması da öğretimin diğer önemli bir
tarafı olarak görülmelidir. Toplumun üniversite hocalarından,
özellikle profesör kadrosundaki hocalardan beklentileri
oluşmaktadır. Üniversitelerin bilimsel işleyişi sorunları
(akademik kadroların sağlam ve nitelikli seçimi, bilimsel
araştırma potansiyelinin artırılması) yanında çokça şikâyet
konusu olan kaynakların adil dağıtılması (proje, kadro, lojman
dağıtımında adamına ve oy veren vermeyen ayrımına göre değil,
liyakate ve ürettiği bilimsel bilgiye göre yapılması)
konularındaki sorunları tartışmalı ve mümkün olduğunca
öğrencilerimize örnek davranışları göstermemiz gerekir.
Nihayet aldığım çok sayıda e-posta iletide değişik
üniversitelerimizde yığınla yönetsel sorun dile getirilmektedir.
Bütün dünyada olduğu gibi profesör arkadaşlarımızın zaman zaman
bulundukları idari ortamlarda herhangi bir beklenti içinde
olmadan eksik gördüklerini, yanlışları, varsa iyi yapılan işleri
yöneticilere iletmesi, düzelmiyorsa uyarıda bulunması da
üniversite ortamının bir gereği olarak dile getirmelidirler.
Üniversiteler öncelikle öğrencilerin olduğu için onların da
üniversite sorunlarına taraf olmaları önemsenmelidir.
Öğrencilerin temsilcilerinin de kurullarda yer alması ve
sorunlara sahip çıkması, gerektiğinde muhalefetini de uygun
dille yapması yararlı olacaktır.
Sonuç olarak bugün ülkemizde 130 üniversitede 2 milyon
civarında öğrenci ile eğitim-öğretim yapılmaktadır. Bizler
istemesek bile üniversite içi ve dışı dinamikler bizleri
doğrudan ve dolaylı olarak eğitmektedir. Bilimsel araştırma ve
eğitim yanında üniversitenin iç işleyiş yapısının sağlıklı
yürümesi için, gelecek kuşaklara örnek olmak için, akademik
yaşamın nüvesi olan düşünce özgürlüğü için gerektiğinde itiraz
etmeyi ve eleştirel olmayı bilmeliyiz. Yoksa kral çıplak mı,
giyinik mi, çocuklara sormak zorunda kalırız.
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Çukurova Üniversitesi
iortas@cu.edu.tr