| |
 |
|
“Bir köşesinde yüreğimin
Gider gelir Urla’nın denizleri
Kimin bu kıyıdaki ayak izleri
Bu
kum zambakları kimin
Bir
köşesi çayır, çimen
Yüzüne baksam esintilenir,
Analı, babalı bir evin
Uzanmış penceresinden
O
kırlar, o kıyılarda ben,
Tohumlar, soğanlar ektim.
Şimdi sevgiyim büyüyen
Barış isteği, mutluluk isteğiyim.”
Necati Cumalı |
Ne zaman geçmişi yansıtan bir şiir okusam ya da söylenmiş
herhangi bir söz duysam tarifi imkansız bir duygu seline
kapılıyor ve benden çok önce varolmuş eski zamanları düşünmeye
başlıyorum. Hiç bilmediğimiz bir tarihi büyüklerimizden
öğrenirken tüm o güzelliklerin günümüze tam teşekküllü
taşınamamış olmasına hayıflanıyor, hızla ilerleyen zamana
yetişememekten şikayet ediyorum. Zaman, neden bu kadar çabuk
ilerler ki?
Önce yıllar, sonra yüzyıllar geçiyor. Ve hayat durmadan akıp
gidiyor, gözümüzün önünden. Yaşamlarımız ise, süratli bir
şekilde değişip her geçen gün yeniden biçimleniyor. Ve bizler,
bu süratli akışa kapılmış rüzgar gibi bir yerden başka bir yere
savrulup duruyoruz. Yıllar sonra anılar, yaşanmış zamanlar,
kentler, sokaklar ve daha sayamadığımız bir çok şey, bir bir
dağılıp, yok oluyor hayatın içinde. Ve sonra yazılmış bir
hikayede, romanda ya da bir şiirde yeniden karşılaşıyoruz o
görüntülerle. Ve o an'a kadar yaşanılmış tüm zamanlar tarihe
dönüşüyor. Çok sonra o tarihler yüzyıllar sonra başkalarının
tarihleri oluyor. Tıpkı üzerinde yaşadığımız topraklar gibi.

Bir çok tarihi güzelliği barındıran kentlerimizden biri olan
İzmir'de, Ege Bölgesi'nin Troia'sı olarak kabul edilen çok eski
bir yerleşim merkezi var. Bu yer, bugünkü adı Urla olan antik
bir kent, Klazomenai...
İzmir ile Karaburun yarımadasının arasında kalan bir bölgede
yer alan Urla'nın bugünkü adının nereden geldiği, kesin olarak
bilinmiyor. Ancak, Bizanslı tarihçi Doukan'ın araştırmalarına
göre; önceleri, Bryela olarak geçen bu kent daha sonraları
Vriula, Vurla ve en son Urla olarak anılır.
Ege Bölgesi'nin en eski yerleşim merkezlerinden biri olan
Urla'nın tarihi geçmişi ise, M.Ö. 3000'li yıllara dayanıyor.
Kuruluşu ise, Dor ve Aka göçmenlerinin bu bölgeye akın etmesi
sonucunda İonlar tarafından gerçekleşir. Klazomenai adıyla
varolan bu kent, o dönemlerde bir çok alanda ilerlemeler
kaydeder. Özellikle taşıdığı arkeolojik yapılarıyla..
Tarihi özelliği nedeniyle Prehistorik bir yerleşime sahip
olan Klazomenai kentinde yıllardır süren kazı çalışmaları, ilk
olarak Prof. Dr. Hayat Erkanal'ın kontrolünde başlar. Ve bu
kazılar sırasında çok sayıda lahit ve tarih öncesi dönemlere ait
önemli kültür tabakaları ortaya çıkarılır.
Yapılan araştırmalar sonucunda, iskele mahallesindeki
Limantepe Höyüğü'nün Kalkolitik Çağa denk gelen bir dönemde
oluştuğu ortaya çıkar. Urla Belediyesi tarafından hazırlanmış
araştırma çalışmalarına göre, ele geçen bulgular arasında en
önemli olaylardan biri, "en eski limanın bu bölgede bulunması”
olmuştur.
12 İon kentinden biri olan Klazomenai kentinin başlangıçtaki
yeri bugünkü Urla iskelesinin hemen önündeki alan üzerine
kuruluydu. Ancak, Perslerin saldırısına uğramaktan korktukları
için, yerleşikliklerini iskelenin tam karşısında yer alan adaya
taşırlar. Kıyıya çok yakın olan ancak karayla hiçbir bağlantısı
olmayan bu bölge, o dönemlerde Karantina Adası olarak
biliniyordu. Önceleri anakarada olan antik kente ulaşım hiçbir
şekilde mümkün olmuyor, halk geçişini ancak sandallarla yapmak
durumunda kalıyordu. Ancak, Büyük İskender, adayla anakara
arasını doldurarak geçiş yolu açma projesini ortaya atar.
Başlangıçta altından deniz geçen bu yol, zamanla tamamen
doldurularak, bugünkü görünümünü kazanır. Etrafı büyük palmiye
ağaçlarıyla kaplı olan bu ada bugün Urla Devlet Hastanesi olarak
kullanılıyor. Oldukça büyük bir alanı kaplayan bu mekanda
hastalar için yapılmış büyük bir hastane bulunuyor. Urla
kıyılarını en güzel açılardan gören ada, bugün Sağlık Bakanlığı
denetimi altında. Bu nedenle, Karantina Ada'sını gezmek, ancak
özel izinle mümkün.
|
 |
|
Kent
İonlardan sonra sırasıyla Pers, Yunan, Roma, Bizans,
Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu egemenlığinde yaşamış ve
hüküm süren her uygarlık bu toprakları, bilim ve kültür
alanında etkilemiştir. Özellikle, Büyük İskender döneminde
en büyük ilerlemeyi kaydeder. Perslerin bu bölgeye tamamiyle
el koymak için yaptıkları saldırılara son veren İskender,
kentin gelişimine önem vererek ilerlemesini sağlar. |
Roma döneminde de büyük gelişmeler yaşayan Klazomenai, her
devirde bilim ve kültür alanında da çok büyük gelişimlere sahne
olur. Özellikle felsefe alanında..
Düşünceleriyle; Eurides'i, Sokrates'i ve tarihçi Thukydides'i
etkileyen Matematik ve Astronomi bilgini Anaksagoros sayesinde
kent, felsefi bilimle tanışır. Evrendeki hiçbirşeyin
doğmadığını, kendiliğinden varolduğunu ileri süren Klazomenai
kökenli Anaksagoras, doğa felsefesine Türkçe us (akıl)
diyebileceğimiz “Nous” kavramını getirir. Ona göre doğa, Nous
ile biçimlenmektedir. Ancak, inançlara karşı çıkan ve her olayı
akıl yöntemiyle halletmeye çalışan filozof, bir dönem Atinalılar
tarafından dinsizlikle suçlandığı için kenti terketmek zorunda
kalır. Ve İ.Ö. 428 yılında gittiği Lapseki'de hayata, gözlerini
yumar.

Urla, çağdaş bir kültür merkezi olmasının ötesinde, aynı
zamanda liman kenti olma özelliği ile her dönem gündeme gelmiş
ve tarih boyunca ilgi odağı olma durumunu hiç kaybetmemiştir.
Özellikle, 15. 16. yy'larda yaşamış olan Piri Reis, yazmış
olduğu Kitab-ı Bahriye'sinde Urla limanına yer vermiştir;
Urla'nın girintili çıkıntılı koylarını, rüzgarın hangi yönden
estiğini belirtmiş. Öte yandan adaların durumunu da dile
getirmiştir. Ancak bahsettiği adaların bugünkü adları oldukça
değişik; çeşitli kaynaklara göre, Piri Reis'in Urla hakkındaki
notlarından alınmış bazı bilgiler şu şekildedir; Kiliseli denen
bir Ada ve onun etrafındaki Kösten Adası, burası sarp kayalık
olduğu için karaca geyikleri yaşadığından, mermer direkli
sarnıçlardan gemicilerin su aldığından bahseder. Karantina Adası
da Yolluca olarak geçer. Piri Reis'e göre 'burası Anadolu
sahiline bir mil uzaklıktadır.’
|
 |
|
İzmir'den Çeşme otoyolu ile ya da eski yol olan deniz
kıyısından gidilerek ulaşılan Urla, bugün oldukça değişmiş
durumdadır. Ancak, varolan doğa güzelliği, verimli
toprakları ve görsel güzelliğe sahip engin deniziyle hala
insanları etkilemeye devam ediyor. Ve tabii ünlü katmeriyle.
Urla'ya özgü bir yiyecek olan katmer, iskele yolu üzerinde
yer alan bütün restaurantlarda bulunuyor. Eşsiz lezzete
sahip olan katmerin yapılışı ise oldukça ilginç. Yufkalar,
havada döndürülerek açılıyor. Ve içine isteğe göre;
peynir, maydonoz, kıyma ve yumurta koyularak, sunuluyor.
Yanında da Urla'nın meşhur yayık ayranı veriliyor. |
En son olarak da Sakız Adası'ndan getirilmiş sakızdan yapılan
muhallebi ve keşkül geliyor önünüze. Öte yandan sahil boyu yer
almış restaurant ve kafeteryalarda, her çeşit deniz ürününe
rastlamak mümkün.
Şehir merkezine giden uzun, ince yolda arabamızla ilerlerken,
yıllardır varolan büyük ağaçların altından geçiyoruz. Bu sırada
bulutların arasından göz kırpan güneşin kavurucu etkisini
hissetmiyoruz bile. Sonra birbirine dip dibe ekilmiş ve
kelimenin tam anlamıyla gölgelik görevini gören bu muazzam
ağaçların arasında olmaktan mutluluk duyuyoruz. Ve o anın hiç
bitmemesini dileyerek, yolculuğumuza ara verme ihtiyacı
duyuyoruz. Öte yandan esen hafif rüzgara kapılıp, kendimizi
ağaçların arasında temiz havayı içimize çekerken buluveriyoruz.
Uzun ağaçlıklı yol bittiği zaman ise, biraz hüzünleniyor ama
karşılaştığımız başka güzellikler sayesinde yeniden mutluluk
duymaya başlıyoruz.
Sonra birbirinden güzel kıyılara sahip Urla sahillerini
dolaşmaya başlıyoruz. Ancak Urla denizi, ne yazık ki İzmir
körfezinde varolan kirlilikten etkilenmiş durumda. Bu nedenle
artık Urla koylarından denize çok rahat girilemiyor. Ancak aşırı
sıcaklardan etkilenen halk, zaman zaman serinleme ihtiyacı
duyduğu için kendisini serin suların kollarına atıyor. Her
kıyıda farklı bir güzelliğe sahip olan Urla sahillerinde ilginç
enstanteneler ve hikayelerle karşılaşmak mümkün. Bunlardan biri
Gelin Kaya adıyla bilinen bir koy. Girintili çıkıntılı
olan bu koyun denizle çakıl taşlarının birleştiği noktasında
enteresan bir kaya var. Oldukça değişik bir görünüme sahip bu
kayanın herhangi bir hikayesi olmamasına rağmen burada yaşayan
halk, bu kaya için kendilerince bir hikaye üretmiş; bu hikayeye
göre, çok eski zamanlarda, sırtındaki çocuğuyla beraber
askerlerden kaçan bir kadın, kurtulamayacağını anlayınca
kendisini kurtarması için Tanrı'ya yalvarmaya başlar. Ve bir
süre sonra artık kaçamayacağını anlayan kadın, olduğu yerde dona
kalır ve taş haline dönüşür.
Daha sonra, küçük ama sevimli olan bu kasabanın içinde
dolaşmaya başlıyoruz. Ve çok eski yıllardan kalma tarihi eserler
ve binalarla karşılaşıyoruz. Muazzam görüntülere sahip bu
yapıların büyük hasar görmeden günümüze kadar gelmiş olmasına
hayret ediyor ve kendimizi kocaman taşlardan yapılmış binaların
içinde buluveriyoruz. Kentin hemen her yerinde var olan bu taş
binalar her ne kadar sağlam bir görüntüye sahipmiş gibi
görünseler de, çok eski zamanlardan geldikleri için bugün artık
kullanılmayacak durumda. Ancak, bazı evler ve binalar orijinal
özelliğine bağlı kalınması koşuluyla restore edilerek halkın
hizmetine sunulmuş.
|
 |
|
Bu evlerden biri, yazar ve şair Yorgo Seferis'in doğup,
büyüdüğü ev. Yıllarca Urla'da yaşadıktan sonra Yunanistan'a
dönen Sayın Seferis'e ait olan bu ev, Urlalı bir kişi
tarafından restore edilmiş ve halkın hizmetine açılmıştır.
Bugün Yorgo Seferis olarak adlandırılmış bu sokak birçok eski
iki katlı evlerle dolu. Ancak diğer kentlerde olduğu
gibi burada da varolan sahipsiz evler ya da sit alanı
kapsamına giren yapılar ne yazık ki, çivi bile çakılamayacak
koşulunu içerdiği için yarı yıkık bir halde ayakta durmaya
devam ediyor. Ama öyle binalar var ki, muazzam
görüntüsüyle göz kamaştırıyor. Ve bunların bir kısmı un
deposu ya da zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. |
Öte yandan şehrin merkezinde, restore edilmiş bir başka taş
evle karşılaşıyoruz. Geniş bir bahçeye sahip bu iki katlı ev,
aslında Türk Edebiyatı’nın çok yakından tanıdığı, şair ve yazar
Necati Cumalı'ya ait. Bugün müze olarak kullanılan bu evin
içinde Sayın Cumalı’ya ait özel eşyalar, yazdığı kitaplar ve
aldığı ödüller sergileniyor. Sayın Cumalı'nın evinden çıkıp da
şehrin temiz havasını içimize çekmek için sahil kenarınca
dolaşmaya giderken, kadife sesli şarkıcı Tanju Okan'ın heykeli
ve hemen önünde yer alan Urla Belediyesi tarafından Tanju Okan
adına düzenlenmiş park ile karşılaşıyoruz. Sahil kenarında yer
alan bu sessiz mekan, çocukların sesleri ve oyunlarıyla
hareketleniyor.
Sahip olduğu doğal yapısı ve yaşilliğiyle ayrı bir güzelliğe
sahip olan Urla’yı tüm güzellikleriyle bırakıp ayrılırken,
etrafında yer almış olan Hastane (Karantina), Taş, Güvercin,
Eşek, Yassı gibi bazı adaları ve köyleri dahil olmak üzere bütün
Urla'yı görebileceğimiz bir yüksekliğe çıkıyoruz. Ve çok eski
bir kültürü günümüze kadar taşıyan bu antik kente tepeden bakma
firsatını buluyoruz. İnanılmaz bir görüşe sahip olan bu tepe,
doğa'nın yarattığı tüm güzellikleri gözlerimizin önüne seriyor.
Yazı ve Fotograflar: Gönen Gerzile
Kaynakça: Varan’la Yol Boyunca
Eylül 2002 S:74
Gönen
Gerzile'ye teşekkürlerimizle,
Denizce

|
|