e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Amasya
Antalya Şel.
Antarktika
Assos
Borçka - Şavşat
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Cezayir
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Ilgaz
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Karaköy
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Özbekistan-Darvaz
Palamutbükü-I
Palamutbükü-II
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Santorini
Sao Paulo
Sarıkamış
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Türkiye Kumsalları
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
Yenice
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Aktif Patara Uyuyan Güzel                                                                                         Faruk Üründül

 

 

 

Sibirya’dan gelmiş bir kamyonun kasasında eski Likya topraklarını dolaşıp, Avusturya kökenli Haflingerlerin sırtında Carette Carettaların ülkesine misafir olmayı ve Ksantoslularla aynı nehirde kürek çekmeyi düşleyebilir misiniz? Olanaksız gibi görünsede, Anadolu size bu olanağı sunuyor.

Akdağlar ile Akdeniz’in buluştuğu bu renkli rotalar kavşağı, Ksantos – Patara – Letoon - Antiphellos’un yer aldığı, Patara’dan Kalkan ve Kaş’a, ordan yukarı Akdağ yamaçlarındaki Bezirgan, Yeşil Üzümlü ve İslamlara uzanan eski Likya ülkesinde. Üstelik bir atlasın sunabileceğinden öte, gerçekle düş arası ince bir çizgide.

Bizim kamyonun kocaman tekerleklerine göre oldukça narin kalan bu ince çizgiye yol deniyor. Bir yanımızda Akdağ’ın dik yamacı, diğerinde Akdeniz’e uzanan derin uçurum, bulutlara doğru yükseliyoruz. Kamyonumuz görmüş geçirmiş 1970 model bir Ural. Sovyetler Birliği yapımı. Sibirya’yı, Afganistan’ı görmüş. Babacan tavrında sırtladığı tarihin ağırlığı var. Sadece tarihi değil, Patara ve Kalkan’da tura katılan turistleri de sırtlayıp beyaz tenteli kasasına atmış, Kaş’dan Yukarı Akdağlara tırmanıyor.

O tırmandıkça Kaş’ın beyaz boyalı evleri, koca karınlı yatları küçülürken, Akdeniz büyüyor. Akdeniz büyüdükçe, dantel örgülü kıyı şeridi ve küçük bir adacık atlastaki yerini alıyor. 3200 metre yükseklikteki zirvenin çok altındayız ama kıyıdaki sıcak havanın aksine, burada 800 metre rakımda hava biraz serin. Yazın ortalama 32°C olan sıcak havadan kaçanlar, dağın serin havasına sığınıyorlar.

 

Yayla Köyleri

Yörede gelenekleşmiş bir yayla hayatı var. Yazbaşında yaylalara göçen yöre halkı, Ekim’de tekrar evlerine dönüyor. Bu geliş gidişler yayla köylerine ayrı bir canlılık veriyor; bölgede hayvancılık ve tarımın yanısıra ticaretin de gelişmesini sağlıyor. Şimdiki yayla köylerinin yakınındaki asarlık denilen tarihi harabeler de bu hareketliliğin binlerce yıldır sürdüğünü gösteriyor. Evlerin yanıbaşında görülen üçgen alınlıklı kulübeler, ahşap tahıl depolarıdır. Likyalıların sarkofaguslarıyla aynı üçgen formu taşırlar. Estetik gelenek binlerce yılı aşabilmiştir. Ural kamyon, ağır ve olgun tavrıyla yolları arşınlarken sizi zamansız koyaklara götürüverir.

Gece, Patara’nın kafe ve restoranlarındaki canlılığa bakıp ertesi günün geç başlayacağını sanmayın. Kamyon safari, kano ve at turları güneşi ilk uyandıranlardır. Sabah 9 da başlayan hareket bütün gün sürer. İlk yola çıkanlar kanocular olur. Ksantos antik kentinin eteğinde Eşen’le buluşurlar. Günün programı ve emniyet konularını kapsayan kısa bir toplantının ardından kürekler çayın tatlısuyunu kulaçlamaya başlar.

 

Kanocuların Gözdesi Eşen Çayı

Bu topraklara can veren suyun adı Eşen Çayı. Antik adıyla Ksantos. Akdağlar’dan Akdeniz’e soluk soluğa koşturup, adını verdiği Likya kenti Ksantos’un gölgesinde biraz yavaşlıyor. Kanocular, burada küreklerini suya daldırıp nehirle denize akmaya başlıyorlar. Eşen, 8 km boyunca narin kıvrımlarla kanoculara yarenlik ediyor. Arada bir de çamur banyosu var. Rivayet nehrin alüvyonlu çamurunun tedavi edici özelliği üzerine. Bunun doğruluğunu bilemesekte, çamurdan heykellere dönüşen bedenlerin ilginç görüntüsü neşe kaynağı oluyor. Sazlıkların arasında yemek molasından sonra denize akmaya devam.

 

Buzul Çağından Günümüze

Çayağzında denize kavuşurken, nehrin sakinliği yerini hiç ummayacağınız bir canlılığa bırakıyor. Bir tarafta çayağzının bereketli sularına ağ atan, denize açılan balıkçılar; diğer tarafta kumun, denizin ve güneşin tadını çıkarmaya çalışan tatilciler ve onlara eşlik eden kanocular, biniciler... Bu renkli görüntünün altında daha da ilginç bir öykü yatıyor. Eşen ve kumsalın hikâyesi, çok eskiye, buzul çağına kadar uzanıyor. Eriyen buzullarla yükselen sular, önce Eşen Ovası’nın yer aldığı çöküntü alanını doldurur ve küçük bir körfez oluşturur. Ksantos da sonsuz bir sabır içinde, dağlardan sırtladığı alüvyonlarla bu körfezi doldurmaya uğraşır. Denizlerin yükselmesi altı bin yıl önce durulunca, Eşen Çayı’nın sabrı meyvelerini verir ve alüvyonlarıyla bir lagün oluşturur. Bu arada Akdeniz, onun alüvyonlarındaki mili yutarken kumları sahile yığar. Denizin güçlü soluğu ile kumlar, ovanın içlerine kadar yayılır. Rüzgârla işbirliği yapıp kum tepelerini oluşturur.

 

Atlı Turlar

Patara kumsalı, 18 kilometrelik uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun kumsalı. ‘Dünyanın En İyi Kumsalları’ listesinde de ilk sıralardaki yerini hep koruyor.

Atlı Patara turlarının başlangıç noktası burası. Altın yeleli Haflingerler, buradan kumsalla çam ormanı arasındaki rotalarına ilerliyor.  Haflingerlerin ataları, Avusturya’nın zorlu doğasından geliyor. II. Dünya Savaşı sırasında yük atı olarak kullanılan ve Türkiye’ye de gönderilen bu güçlü atlar, daha sonra Bursa Karacabey’deki harada yetiştirilmeye devam edilmiş. Altın sarısı rengi, uzun beyaz yelesi ve kuyruğu ile dayanıklı ve dost canlısı bu atlar, uysallıklarıyla tanınıyor. Binicilik deneyiminiz olmasa bile, kısa bir eğitimin ardından ilk turlarınıza başlayabiliyorsunuz.

Haflingerlerin rotası, çay ağzından sonra hemen çam ormanlarının serin güzelliğine dönüyor. Güçlü toynakların ürkek adımları sizi şaşırtmasın. Ağustos ve eylül ayları, Akdenizli dostlarımız Caretta caretta’ların yumurtlama zamanı. Batıdaki Dalyan kumsalı ve Patara, Caretta caretta’ların kalan son yurtlarından. Ve Haflinger’ler de bunun bilincinde; rotayı küçük dostlarının kuma gömülü yumurtalarına zarar vermeden içgüdüleriyle çiziyorlar. Çam ormanının ardından kum tepeleri başlıyor. Kervan, sarı kum yamaçlarında kocaman izler bırakıp, birbiri ardına sıralanıyor.

 

Uyuyan Güzel

Doğuda, kumulların ardında, arkeologların ‘Uyuyan Güzel’i Patara var. Likya’nın altı büyük kentinden biri ve en önemli limanı olan Patara’nın MÖ 5. yüzyılda başlayan hikâyesi, limanının güzelliğiyle zenginleşerek devam etmiş. Liman, deniz ticaretinin ve bazen de deniz filolarının ana üssü haline gelmiş. Roma İmparatorluğu zamanında, Likya eyaletinin başkenti olmuş Patara’nın 1600 metre uzunluğunda ve 400 metre genişliğindeki limanını zaman içinde kumlar doldurmuş. Böylece ticari özelliğini yitirirken, kumulların altında uykuya dalmış Patara.. Şimdi arkeologlar, bu güzelin üstündeki kumdan yorganı üfleyerek kaldırmaya çalışıyorlar. Arkeologların son armağanı, dünyanın en eski üç deniz fenerinden birinin bulunması oldu.

Görünen o ki, bu topraklarda yeni sürprizler bizi bekliyor. Düşün yollara. Ya Eşen Çayı’yla Akdeniz’e akın, ya bulutlarla Akdağ’ın yamaçlarına tırmanın, tarihin ve doğanın coşkusunu, bu ülkede yaşayan kültürlerin devingen gücünü damarlarınızda hissedin.

 

   Kaynakça:
   SkyLife
- Temmuz 2009

Yazı - Foto: Faruk Üründül    


Faruk Üründül
'e teşekkürlerimizle

Denizce

30.09.2009