| |
Bebek doğduğunda, eğer sağlıklıysa, genellikle ilk sorulan
soru cinsiyeti, ikinci soru da boyu ve kilosu oluyor. Çocuk
büyürken, yine doktora sorulan en sık sorular “boyu kısa mı?
Kilosu normal mi?” gibi gelişimsel özellikleri. Bu soruların
cevabı önemli, çünkü iyi bir gelişim aynı zamanda sağlıklı olmak
anlamına da geliyor. Kişinin ideal kilo ve boy ölçülerine
kavuşması sadece sağlıklı bir gelişimin göstergesi olarak
kalmayıp kişilerin dış görünüşünü, ruhsal durumlarını, diğer
insanlar üzerinde bıraktıkları imajı ve hatta kendilerine olan
güvenlerini etkileyen bir unsur. Boy uzaması, kemiklerin uç
kısımlarındaki büyüme plakları denen kıkırdak dokunun
gelişmesiyle meydana geliyor. Ergenlik döneminin sonunda bu
büyüme plaklarının kapanmasıyla büyüme de duruyor ve kişi
erişkin boyuna ulaşmış oluyor. Büyümeyi etkileyen en önemli
unsur, kişinin genetik yapısı. Anne ve babadan geçen genler
birbirinden bağımsız olarak büyümeyi etkiliyor. Büyük ölçüde
genetik şifre, çocuğun ilerideki boyu, kilosu ve ergenlik
başlama yaşı gibi büyümenin temel hatlarını belirliyor. Büyümeyi
sağlayan diğer bir etken de beslenme. Beslenme, özellikle ilk
yaşlarda olmak üzere tüm yaşlarda büyümeyi etkiliyor. İyi bir
beslenme kişinin ilerideki boyuna olumlu katkıda bulunuyor.
Büyümeyi sağlayan başka bir etken de hormonlar. Beyindeki
hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonu, cinsiyet hormonları
ve tiroid hormonları büyümeyi düzenliyor. Bu hormonların
eksikliklerinde büyüme geriliği görülüyor.

Sperm hücresiyle kadının yumurtası birleştiği anda büyüme
başlıyor. Büyümenin ilk adımı, “hiperplazi” denen hücre
sayısındaki artış. Bunu, “hipertrofi”, yani hücre ölçülerinin
büyümesi izliyor. Her dokunun ve organın gelişim süreci farklı
seyrediyor. Doğumdaki beyin ağırlığı, erişkindekinin %25’iyken
10 yaşında %95’e ulaşıyor. Lenf dokularıysa çocukta, erişkine
oranla daha fazla yer kaplıyor. Uzuvların gelişimi de yaşa göre
oldukça farklılık gösteriyor. Bebeklerde baş kısmı oldukça büyük
oluyor. Yeni doğan bir bebeğin boyunun neredeyse üçte birini baş
oluşturuyor. Yaşın ilerlemesiyle birlikte baş-gövde oranı
küçülüyor. Altıncı aydan sonra göğüs kafesi hızla büyümeye
başlıyor. Kol ve bacaklarda uzamaysa 9-12. aylarda hızlanıyor.
Ergenlik döneminde bacak ve ayak uzunluğunda hızlı bir artış
görülüyor. Kızlarda kalçalar enine büyüyor, erkeklerdeyse göğüs
kafesinin çapı artıyor. Omuzlar genişliyor ve gövde uzunluğu
artıyor. Ergenlik sonrası, erişkin boya büyük ölçüde ulaşılıyor.
Kişinin hangi boya ulaşacağı büyük ölçüde genetik etkenlerin
kontrolünde. Ancak, beslenme, hormonal ve çevresel etkenler de
boyu önemli ölçüde etkileyebiliyor. Büyüme süreci anne karnında
başlıyor. Annenin iyi beslenmesi, sağlıklı bir gebelik süreci
çocuğun ilerideki boyunu etkiliyor. Bebeğin anne karnındaki
beslenmesi plasenta denen organ aracılığı oluyor ve bu dönemdeki
büyüme için sağlıklı ve işlevsel bir plasenta şart. Plasentanın
yapısındaki yetersizlikler bebekte gelişme geriliğine neden
oluyor. Annede yüksek tansiyon olması, alkol ya da sigara
kullanımı da bebeğin gelişimini olumsuz etkiliyor. Anneye ya da
plasentaya ait nedenlerle oluşan doğum öncesi büyüme
geriliklerinde, doğumdan sonraki koşullar sağlıklıysa ve normal
beslenme sağlanırsa bebeklerin çoğu iyi bir büyüme göstererek
yaşıtlarıyla aradaki farkı iki yaşına kadar kapatıyor. Bu durum
prematüre, yani erken doğan bebekler için de geçerli. Ancak,
bebeğe ait nedenlerle oluşan doğum öncesi büyüme
geriliklerindeyse bu fark genellikle kapanmıyor ve bu çocukların
boy ve gelişimleri yaşıtlarına göre hep geri kalıyor. Genel
olarak doğum öncesi büyüme geriliğiyle dünyaya gelen bebeklerin
% 15’i çocukluk ve erişkin yaşamda da kısa boylu olarak kalıyor.
Doğum öncesi dönemde büyümeye etki eden genetik faktörleri
kontrol etmek mümkün değil, ancak hamilelik süresince annenin
iyi ve dengeli beslenmesi, sigara ve benzeri alışkanlıklardan
uzak durması öneriliyor. Varsa hastalıklarının tedavisi,
fiziksel ve psikolojik streslerden mümkün olduğunca uzak durmak
ve doğum aralıklarının yakın olmaması bebeğin gelişimi için
önemli.
Büyüme sürecinin en hızlı olduğu ilk 2 yaş. Doğumda yaklaşık
3 kg olan vücut ağırlığı, bir yılda üç katına yani yaklaşık 9-11
kg’a ulaşıyor. Yine doğumda ortalama 50 cm olan boy 12 aylık bir
bebekte yaklaşık 75cm’e ulaşıyor. Yaşamın ikinci yılında büyüme
hızı yarıya ve (yaklaşık 12 cm/yıl) azalmaya devam ederek 4
yaşından itibaren yılda 5-6 cm’e iniyor. Geç çocukluk döneminde,
yani 4 yaşından ergenliğin başlamasına kadar geçen sürede büyüme
hızı sabit ve uzama yılda 5-6 cm oluyor. Bu dönemdeki bir çocuk
yılda 4’cm den fazla uzamıyorsa mutlaka bir hekim tarafından
değerlendirilmesi gerekiyor. Büyümenin en hızlı olduğu ilk iki
sene büyüme hormonlarının etkisinin yanı sıra en önemli etken
beslenme. Yani ilk yıllardaki beslenme çocuğun ilerideki boyunu
önemli ölçüde etkiliyor. Üç yaşından 10 yaşına kadar olan
süredeyse çevresel etkenlerin yanı sıra boy uzamasını etkileyen
en önemli etken büyüme hormonları. Ergenlik dönemindeyse boy
uzaması steroid yapısındaki cinsiyet hormonlarının etkisinde.
Ergenlik sonrası boy uzaması bir süre için devam etse de
genellikle nihai erişkin boyu çok fazla etkilemiyor.
Ergenlik Dönemi
Ergenlik dönemi çocukluktan erişkinliğe geçilen bir süreç. Bu
süreç içerisinde çocuklarda önemli bedensel ve ruhsal
değişiklikler meydana geliyor. Ergenlik, hipofiz bezinden
salgılanan hormonların etkisiyle başlıyor ve kızlarda östrojen,
erkeklerde testosteron düzeyindeki artış sonucu fiziksel
özellikler şekilleniyor. Ergenlik döneminin en önemli
özelliklerinden birisi büyümenin hızlanması. Kız çocuklarında
göğüslerde büyüme, erkek çocuklardaysa testislerde büyüme genel
olarak ergenliğin ilk belirtileri arasında kabul ediliyor. Bunu,
kıllanmada artış ve diğer belirtiler takip ediyor. Nihayet
kızlarda adet görme, erkeklerdeyse sperm üretimi başlıyor ve
ergenlikten erişkinliğe geçiliyor.
Kızlarda ergenliğe başlama yaşı ortalama 10 yaş. Ergenliğin
başlamasından bitmesine kadar geçen süre ortalama 4.9 yıl.
Ergenlik başladıktan yaklaşık 2 yıl sonra adet başlıyor. Kız
çocuklarda hızlı boy uzaması erkeklere göre 2 sene daha erken
başlıyor. Kızlarda boy uzama hızı 11,5 yaşında en hızlı düzeye
ulaşıyor. Ergenliğin başlangıcından adet görene kadar geçen
sürede kızlarda boy uzama hızı senede 7-8cm. Adet görüldüğünde
kızların boyu büyük ölçüde nihai boyuna ulaşıyor. Adet sonrası
kız çocukların boyu ortalama 6cm (1-11cm) uzuyor. Nihai boyu
etkileyen en önemli faktör ergenliğe girişteki boy. Kızlarda
ergenlik öncesi ortalama boy 142cm. Ergenliğin başlamasından
tamamlanmasına kadar geçen süreç içinde toplam boy uzaması
kızlarda ortalama 16cm’yi buluyor. Kız çocuklar 14 yaşına
geldiğinde boy uzaması %96 oranında tamamlanıyor ve 163cm’ye
ulaşıyor. Kızlarda 16 yaşından sonra fazla uzama görülmüyor.
Erkek çocuklarda ergenlik ortalama 12 yaşında başlıyor ve 3,5
sene sürüyor. Ergenlik boyunca erkeklerin boyu yılda 10cm
uzuyor. Ergenlik süresince erkek çocuklar 26cm uzuyor ve
174cm’ye ulaşıyor. Erkekler 16 yaşında nihai boylarının %96’sına
ulaşıyorlar ve uzama genellikle 18 yaşında duruyor. Ergenlik
dönemine normalden önce giren ya da ergenliği çok hızlı
ilerleyip çabuk tamamlanan çocukların erişkin boyu, beklenenden
düşük kalıyor.
Anne Karnında
Boyu Belirleyen Etkenler
Anne karnındaki büyümeyi, rahim içi ortam, genetik etkenler,
hormonlar ve büyüme faktörleri etkiliyor. Embriyodaki
gelişimin ilk basamakları, esas olarak “homeoboks” denen bir
dizi gen tarafından programlanıyor. Bu genlerin görevini iyi
yapamaması sonucunda çeşitli boy kısalığı hastalıkları
görülüyor. Anne karnında ilerleyen günlerde, beslenme,
hormonlar, büyüme faktörleri ve bebeğe sağlanan oksijen miktarı
gelişmeyi etkiliyor. İnsüline benzer büyüme faktörleri (IGF),
hücre çoğalmasını artırıp, farklılaşmayı uyararak büyümeyi
sağlayan en önemli moleküller. Bu faktörlerin salgılanmasını
uyaran etkenlerse bebeğe giden oksijen miktarı ve beslenme. Kan
şekeri düzeyindeki artış, insülin salgılanmasına ve buna paralel
olarak da IGF sentezlenmesine yol açıyor. Bu faktörler dışında,
“epidermel büyüme faktörü”, “fibroblast büyüme faktörü”,
endotelin, ve insülin gibi moleküller de büyümeyi kontrol
ediyor. “Leptin” denen bir molekül, anne karnındaki bebeğin
beslenmesini düzenleyerek büyümesini kontrol ediyor. Bu
molekülün konsantrasyonuyla doğum ağırlığı arasında doğrudan bir
ilişki bulunuyor. Hamileliğin ikinci yarısında, testosteron ve
östrojen gibi hormonların büyüme üzerindeki etkisi görülüyor.
Östrojenler bebeğin kemik gelişimini hızlandırıyor. Erkek
bebeklerde daha yüksek düzeyde bulunan testosteron, erkeklerin
daha yüksek doğum ağırlığına sahip olmalarını sağlıyor.
Annenin beslenmesi, organların oluştuğu ilk 3 ayda oldukça
önemli. Bu dönemde kötü beslenen annelerin bebekleri daha düşük
doğum ağırlığına sahip oluyor ve bu bebekler ilk aylarda daha
sık enfeksiyonlara yakalanıyor. Bu bebeklerin yapısal
anormalliğe sahip olma riskleri de yüksek. Demir eksikliğine
bağlı kansızlığı olan annelerin bebekleri, demir depoları eksik
olarak doğuyor, iyot eksikliği olanlarınkiyse guatırlı doğuyor.
Rahim içerisindeki yapısal anormallikler de bebekte gelişme
problemlerine yol açıyor. Gebelik süresinde kullanılan ilaçlar,
röntgen ışınlarına maruz kalınması, darbeler, geçirilen
enfeksiyonlar, hormonal bozukluklar, yüksek tansiyon, kalp ve
akciğer hastalıkları da bebekte gelişme geriliğine yol açıyor.
Anne karnında bebeği besleyen ve ona oksijen sağlayan “plasenta”
bozuklukları da gelişme geriliğine, erken ya da ölü doğuma yol
açabiliyor.
Doğumdan Sonra
Boyu Etkileyen Unsurlar
Anne karnındaki gelişimi kontrol eden genetik etkenler, doğum
sonrasında boy uzamasını etkileyen unsurların başında geliyor.
Bu nedenle anne ve babanın boyu uzunsa çocukları da genellikle
uzun oluyor, kısaysa çocuk da kısa oluyor. Seks kromozomları
olan X ve Y üzerinde bulunan bazı genler büyümeyi ve boy
gelişimini düzenliyor. Onyedinci kromozomun uzun kolunda
“büyüme hormonu” sentezini kontrol eden ve benzer yapıda 5 ayrı
gen bulunuyor. Erişkin boyu etkileyen en önemli genler bunlar.
Çocuklar genellikle 18. aydan sonra boy eğrisindeki, genetik
olarak belirlenmiş olan yerlerini alıyorlar. Genetik unsurların
boy uzamasındaki etkisi değiştirilemiyor. Ancak beslenme ve
çevresel etkenler de nihai boyun belirlenmesinde oldukça önemli.
|
 |
Doğum sonrası boy uzamasında beslenmenin yeri oldukça önemli.
Normal büyüme ve genetik boy potansiyelinin en iyi şekilde
kullanılabilmesi için çocuğun yaşına uygun kalori alması ve
dengeli beslenmesi son derece önemli. Özellikle büyümenin
hızlı olduğu ilk iki yıl içindeki beslenme bozuklukları,
kronik kusma, kronik ishal ya da yanlış ve yetersiz
beslenme, büyümenin geri kalmasına neden olan en önemli
faktörler arasında. Yetersiz beslenme, IGF ve büyüme hormonu
düzeylerinde düşüşe yol açıyor. |
Normal kemik büyümesi için yeterli protein miktarının
alınması gerekiyor. Kemiklerin ideal sertliğe gelmesi için
kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin, A ve D vitaminlerinin
yeterince alınması çok önemli. Çinko ve bakır gibi elementlerde
boy uzaması için oldukça gerekli.
Vücuttaki salgı bezlerinden büyüme ve gelişmeyi düzenleyen
birçok hormon salgılanıyor. Büyümeyi düzenleyen hormonların
başında beyindeki hipofiz bezinden salgılanan “growth hormone”,
yani büyüme hormonu geliyor. Büyüme hormonu ve bunun etkisiyle
vücutta üretilen bazı büyüme faktörleri, kemik uçlarındaki
büyüme plaklarında kıkırdak hücrelerinin bölünmesini ve
çoğalmasını sağlayarak normal boy uzamasını temin ediyorlar.
Ayrıca tiroid hormonları, hücrelerdeki metabolik olayları
düzenliyor ve kemik olgunlaşmasını arttırarak büyümeyi
destekliyor. Kızlarda östrojen, erkeklerdeyse testosteron
özellikle ergenlik çağında görülen hızlı büyümeyi uyaran temel
hormonlar. Bütün bu hormonların eksikliğinde büyümede yavaşlama,
durma ve boy kısalığı görülüyor.
Boyum Niye Kısa?
Boy kısalığıyla doktora müracaat eden çocukların yaklaşık
%80’i yapısal ya da genetik etkenlere bağlanıyor. Bu tip boy
kısalıklarının temelinde bir hastalık bulunmuyor. Boy uzunluğunu
belirleyen en önemli etkenin genetik yapı olduğu belirtiliyor.
Yani, bir bebeğin ileride boyunun ne kadar uzun olacağı büyük
ölçüde doğduğunda belirlenmiş oluyor. Boy, anne ve babadan
çocuğa aktarılan genler tarafından kontrol ediliyor. Anne ve
babanın boyu uzunsa genellikle çocuk uzun boylu oluyor. Genetik
olarak kısa, anne ve babası kısa olan çocuklarsa genellikle
yaşıtlarına göre kısa oluyor ve erişkin boyları da kısa kalıyor.
Genetik olarak kısa kabul edilen bu kişilerde tedavi
uygulanmıyor. Yapılan bazı çalışmalar, büyüme hormonu
tedavisinin, nihai boyu en fazla 2-3 cm etkileyebileceğini
gösteriyor. Yapısal olarak kısa boylu olan çocukların çoğu temel
olarak geç gelişen kişiler. Bu çocuklara dengeli ve sağlıklı bir
beslenme temin edilirse, ergenlik sonrası genetik olarak
belirlenmiş olan ideal boylarına kavuşuyorlar. Yapısal olarak
kısa çocuklar 3-4 yaşlarına kadar yaşıtlarına göre kısa kalıyor;
ancak, daha sonra büyüme hızı artabiliyor. Bazı çocuklar
ergenliğe kadar sınıfın en kısasıyken ergenlik sonrası ortalama
boya ulaşabiliyor. Yapısal kısaların bir kısmı da, erişkinlikte
beklenen genetik boylarına ulaşamıyorlar. Yapısal olarak kısa,
yani büyüme geriliği olduğu düşünülen kişilere ergenliğe yakın
hormon tedavisi uygulanabiliyor. Yapısal kısalık genellikle
erkek çocuklarda görülüyor ve bu çocuklara testosteron tedavisi
uygulanabiliyor. Bu tedavinin sadece bir endokrinoloji uzmanının
gözetiminde uygulanması gerekiyor. Gereksiz yere, uygun olmayan
zaman ya da dozda verilen hormonlar, kemik uçlarındaki büyüme
plaklarının erken kapanmasına yol açarak boyu daha da
kısaltıyor.
Boy kısalıklarının yaklaşık %20’si tıbben anormal kabul
edilen durumlara, yani hastalıklara bağlanıyor. Bunlardan birisi
kemik gelişiminin genetik olarak bozuk olduğu “iskelet
displazisi” denen durumlar. Her onbin doğumda 4 kez görülen bu
hastalık grubu COL, COMP, FGRF, ARSE gibi bazı genlerdeki
bozukluğa bağlı görülüyor. Kromozom yapısında bozukluklardan
kaynaklanan bazı sendromlar da boy kısalığına yol açıyor.
Örneğin, Noonan, Russell-Silver, Prader-Willi gibi sendromlar,
sırasıyla 12,7 ve 15. kromozomdaki bozulmalara bağlı görülüyor.
Kromozom sayısındaki fazlalık ya da eksiklikler de boy
kısalığına sebep olabiliyor. Fazladan bir adet 21. kromozomu
olan Down sendromlu kişilerin de boyları, ortalamadan kısa
oluyor. Seks kromozomlarındaki anormallikler de boyu
etkileyebiliyor. Fazladan bir X kromozomu olan Klinefelter
hastalarının boyu ortalamaya göre uzunken, kromozom yapısı X0
olan Turner sendromu hastalarıysa ortalamadan 15cm daha kısa
kalıyor. Son yıllarda yapılan bir araştırma, SHOX adı verilen
bir genin yapısındaki bir bozukluğun kısa boyluluğa yol açtığını
gösteriyor. Almanya’da yapılan ve sonuçları “Nature Genetics”
adlı dergide çıkan araştırmada, kısa boylu ailelerin hatalı SHOX
geni taşıdıkları belirlenmiş. Ancak, bu genin mutasyonu tüm boy
kısalıklarının sadece bir kısmını oluşturuyor.
Boy kısalığına yol açan hastalıkların önemli kısmını büyüme
hormonu yetersizliği oluşturuyor. Büyüme hormonunun
sentezlenmesini kontrol eden ve beyinde bulunan hipotalamusun ya
da hipofiz bezinin çeşitli hastalıkları, büyüme hormonu
sentezini etkileyerek boy kısalığına yol açıyor. Büyüme hormonu
yetersizliğine bağlı boy kısalıklarının dörtte biri hipotalamus
ya da hipofiz bezinin bozukluklarına bağlı. Geri kalan dörtte üç
ise, nedeni belli olmayan büyüme hormonu yetersizliğinden
kaynaklanıyor. Büyüme hormonu eksikliği, her 4000 bebekte bir
görülüyor. Bu bebekler normal boy ve kiloda doğuyor. Ancak,
altıncı aydan sonra büyüme hızlarında azalma görülüyor. Bu
hormonun yetersizliği, ergenliğin gecikmesine yol açıyor ve
cinsel organlardaki gelişmeyi de olumsuz etkiliyor. Boy
kısalığının büyüme hormonu yetersizliğine bağlanabilmesi için,
kan seviyelerindeki düşüklüğün gösterilmesi gerekiyor. Eğer boy
kısalığı kesin olarak büyüme hormonu eksikliğine bağlanırsa,
büyüme hormonu tedavisine en kısa sürede başlanılması gerekiyor.
Büyüme hormonundan en fazla faydayı bu kişiler görüyor.
Karaciğer ve böbrek yetmezlikleri, ağır kalp ve akciğer
hastalıkları da boy uzamasını engelleyen durumlar arasında. Uzun
süreli enfeksiyonlar, kansızlık, vitamin eksiklikleri de
gelişmeyi yavaşlatıp boyu kısaltan sebepler sayılıyor. Örneğin,
küçük çocuklardaki sık tekrarlayan idrar yolu ya da boğaz
enfeksiyonları boy kısalığı yapabiliyor. Bazı hastalıkların
tedavisinde kullanılan steroidler, radyoterapi ve kemoterapi de
boy uzamasını azaltabiliyor. Aile içi huzursuzluklar, aşırı
stres ve ruhsal hastalıklar da kişinin hormonal dengesini bozmak
ya da beslenmesini azaltmak suretiyle boy uzamasını
durdurabiliyor. Kişinin nihai boyu esas olarak genetik
etkenlerin kontrolünde olsa da çevresel etkenler, hastalıklar,
stres, hormonlar ve beslenme durumu erişkin boyun
belirlenmesinde oldukça önemli yer kaplıyor.
Büyüme Hormonu
Tedavisi
Büyüme hormonu tedavisi, genellikle bu hormonun eksikliği
belirlenen kişilerde kullanılıyor. İlk olarak 1950’li yıllarda
kadavraların hipofiz bezinden elde edilen büyüme hormonu, hayati
beyin hastalığına yol açtığı için 1985 yılında yasaklandı. Daha
sonra, Creutzfeldt Jakob olarak adlandırılan bu hastalığın,
prion denen, hipofizden hormon elde ederken ilaca karışan ve
hastalığı bulaştıran protein parçacıklarından kaynaklandığı
anlaşıldı. Yaklaşık 15 yıldır, bu hormon laboratuvar
koşullarında üretiliyor. Tedavi genellikle akşam saatlerinde tek
doz olarak uygulanıyor. Tedavi sayesinde 3-4 cm olan yıllık boy
uzama hızı 12 cm’ye ulaşıyor. Büyüme hormonu, iğne ya da
püskürtme şeklinde vücuda verilebiliyor. Tedavinin yıllık
maliyetiyse 15.000 dolar civarında. Son yıllarda geliştirilen
yeni bir doz stratejisiyle, büyüme hormonunun etkinliği
arttırıldı. Yeni yöntemde, büyüme hormonunun etkinliğini anlamak
için kan IGF-I düzeyleri ölçülüyor. IGF-I, büyüme hormonunun
etkisini göstermede aracılık eden bir protein. Tedavi sırasında,
büyüme hormonunun dozu, yeterli IGF-I seviyesi elde edilene
kadar yükseltiliyor. Bu yöntemle uygulanan tedavi sayesinde
sabit doz uygulamasına göre %50 daha fazla boy uzaması elde
ediliyor. Büyüme hormonu tedavisinden en çok fayda görenler, bu
hormonun eksik olduğu kişiler. Ayrıca, Turner sendromu, böbrek
yetmezliği, ve bazı kemik gelişimi hastalığı olanlarda da
oldukça büyük faydası var. Boy uzamasının durduğu ergenlik
sonrası dönemde ya da erişkinlerde, büyüme hormonu boyu
uzatmıyor. Ancak, büyüme hormonu eksikliği olan erişkinlerde de
tedavinin yararları bulunuyor. Bu kişilerde büyüme hormonu boyu
uzatmasa da kemik yoğunluğunu arttırıyor, yağ dokusunu
azaltıyor, kalp kasılmasının destekliyor, egzersiz kapasitesini
arttırıyor ve kişinin ruh halini iyileştiriyor.
|
 |
Büyüme hormonu tedavisinden sadece bu hormonun eksikliği olan
kişiler faydalanmıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar
sağlıklı çocuklarda da bu hormonun boy uzattığını
gösteriyor. Stanford üniversitesindeki bir grup bilim
adamının 121 çocuk üzerinde yaptığı araştırmada büyüme
hormonu tedavisinin, normal hormon seviyesine sahip
çocuklarda da oldukça faydalı olduğu gösterildi. Toplum
ortalamasına göre en kısa %3’lük bölümde yer alan bu 121
çocuğun uzun süreli takiplerinde 80’inin hesaplanan boy
uzunluklarını 5- 6 cm geçtiği gözlendi. Halen büyüme
hormonu, bu hormonun yetmezliğinde, Turner sendromunda ya da
kronik böbrek yetmezliği olan çocuklarda kullanılıyor. Ancak
yapılan yeni çalışmalar sağlıklı, ancak boy kısalığı olan
çocuklarda da büyüme hormonu tedavisinin fayda
sağlayabileceğini gösteriyor. |
Büyüme hormonu tedavisinin bazı yan etkileri bulunuyor. El,
yüz ve ayaklarda orantısız büyüme, kan basıncında artış, aşırı
kıllanma, büyüme hormonun en sık görülen yan etkileri arasında.
Boyum Kısa mı?
İnsanın gelişimi sırasında en çok merak edilen konulardan
biri, boyunun normal olup olmadığı. Annelerin çocuk doktoruna
sorduğu soruların başında “çocuğumun boyu kısa mı, kilosu normal
mi?” geliyor. Kilo düşüklükleri genellikle sonradan telafi
edilse de boy kısalığı toplumda daha önemli bir sorun olarak
görülüyor. İnsanların boyu, toplumlara, ırklara göre farklılık
gösteriyor. Japonya’daki ortalama boyla Hollanda’daki ortalama
boy arasında önemli farklılıklar var. Bu nedenle kişilerin boy
uzunluklarını, o toplumun normal ölçülerine göre değerlendirmek
gerekiyor. Toplumdaki boy uzunluğu dağılımı, bir çan eğrisine
uyuyor. Yani, aynı yaştaki bir grup insanın sayısını dikey
eksende, boy uzunluğunu da yatay eksende gösterecek şekilde bir
grafik çizilirse bunun şekli çan’ı andırıyor. Bu çan eğrisinin
tam ortasındaki değere 50 persantil deniliyor. Grafiğin bu
bölümünde bulunan kişiler tam olarak ortalamada kabul ediliyor.
Grafiğin sağ tarafına gittikçe ortalamadan uzun boy kabul
ediliyor. Grafiğin sol tarafına gidildikçe boy kısalıyor. En
soldaki %3’lük kısmıysa dikkate alınacak kadar kısa kabul
ediliyor. Diğer bir deyişle, en uzundan en kısaya kadar yüz
kişiyi sıraya koyduğunuzda, ortadaki kişi 50 persantilde, ve
sondaki 3 kişiyse 3 persantilde kabul ediliyor. Boy ölçüm
grafikleri her toplum için ayrı çiziliyor ve kişinin boyunun
normal olup olmadığını anlamak için kişinin yaşının
karşılığındaki boya bakmak yeterli. Bu grafikte 3 persantilde
olan kişilerin normalden önemli ölçüde saptığı ve tıbbi öneme
sahip olduğu kabul ediliyor.
Boy ölçümünün yaşa ve cinse göre % 3’ün altında olması
dışında, büyüme hızının düşük olması da anormal kabul ediliyor.
Uzmanlar, bir yıl boyunca büyümeyen ayak numarası, değişmeyen
elbise bedeni ve kısalmayan pantolon boylarının anne-babaların
gelişme geriliğinden şüphelenmeleri için yeterli olduğunu
belirtiyorlar. Çocuğun yıllık boy uzaması 5 santimetrenin
altındaysa ya da normal seyrindeyken bir anda duruyorsa bu durum
anormal sayılıyor ve mutlaka doktora başvurulması gerekiyor. Boy
normal eğriler içinde olsa bile ailesel hedef boya göre
belirlenen eğrinin altında olması da bazen gelişme geriliğinin
belirtisi olarak kabul ediliyor.
Boyumu Nasıl
Uzatabilirim?
Binlerce yıl önceki atalarımızla yapısal anlamda en önemli
farklılıkların başında boy geliyor. Yüzbin yıl öncesindeki
insanın boyuyla günümüzdeki insanın boyu arasında en az 30
cm’lik fark var. Öyle görünüyor ki, her yeni neslin boyu bir
öncekine göre biraz daha uzuyor. ABD’de yayınlanan bir rapora
göre 1960’lara göre insan boy ortalamasında yaklaşık 2cm’lik
artış var. Zaman içerisinde meydana gelen bu uzamanın nedeninin
yalnızca rastlantısal bir gelişme ya da ortama uyum sağlamak
olmadığı düşünülüyor. Gelişen toplumların yeme
alışkanlıklarındaki değişiklikler, daha çok çeşitli gıdanın,
sağlıklı ve bilinçli tüketilmesinin boy uzamasındaki önemli
etkenlerden birisi olabileceği belirtiliyor. Yapısal özellikler,
genlerin yapısındaki değişikliklerle, sonraki kuşaklara
aktarılıyor. Bu nedenle kişinin boyunu belirleyen en önemli
etken, genetik şifre. Kişinin ileride ulaşacağı boy, anne ve
babasının boyuyla orantılı. Bir çocuğun ulaşacağı nihai erişkin
boyu, anne ve babanın boyuna göre hesaplamak mümkün. Bir erkek
çocuğun ileriki boyunu hesaplamak için, anne ve babanın boyu
toplanıp buna 13 ekleniyor ve çıkan rakam ikiye bölünüyor. Bu
formülle elde edilen rakam, erkek çocuğun ileride ulaşacağı
nihai boy oluyor. Kız çocuğun erişkin boyunu hesaplamak içinse,
anne ve babanın boylarının toplamından 13 çıkartılıp ikiye
bölünüyor. Bu şekilde hesaplanan nihai boy, kişinin genetik boyu
olarak kabul ediliyor ve ortalama 5cm farklılık gösteriyor.
Yani, beslenme, spor ve tüm sağlıklı yaşam önerileri, genetik
boyu 5-10 cm etkiliyor. Bu durumda, erişkin boyu 150 cm olarak
hesaplanan bir kişinin boyunun 170 cm olması mümkün değil. Tabii
bu tür hesaplamalar, altta yatan bir hastalık ya da hormon
yetmezliği olmadığı durumlarda yani sağlıklı kişilerde geçerli.
Boy kısalığı için, büyüme hormonu eksikliği gibi altta yatan bir
sebep varsa, zamanında yapılan tedavi sonrası 20cm’nin üzerinde
boy uzaması sağlanabiliyor.
Kişinin nihai boyunu etkileyen en önemli etken genetik şifre
olsa da, tüm dünyada boy kısalığının en önemli nedeni beslenme
yetersizliği. Beslenmenin boy uzaması üzerindeki etkileri, bilim
adamlarınca yoğun olarak araştırılıyor. Çocuğun boyunun uzun ya
da kısa olmasında anne ve babanın kalıtsal etkilerinin yanı
sıra, doğumdan ergenlik çağına kadar olan dönemdeki beslenmenin
etkisi de oldukça önemli. Araştırmacılar, gıdaların boy
üzerindeki etkisinin anne karnında başladığını ifade ediyorlar.
Annenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi, alkol ve sigaradan
uzak durması gerekiyor. Hamilelik sırasında sıkı diyet
uygulanması ve kilo vermek önerilmiyor. Aşırı alınan kilolar da
sağlıklı bir gebeliği tehlikeye sokuyor. En uygun beslenme
tarzı, sebze, meyve ve proteinlerin dengeli alınması. Sağlıklı
bir gebelik sonunda genellikle kız çocukları 48, erkek çocukları
50 cm boyunda doğup süratle boy atmaya devam ediyorlar.
Gelişimin ilk iki yılı ilerideki boyu önemli ölçüde etkiliyor.
Genetik boy potansiyelinin en iyi şekilde kullanılabilmesi için,
özellikle yaşamın ilk iki yıl içerisinde uygun kalori alması ve
dengeli beslenme oldukça önemli. Normal kemik büyümesi için
yeterli protein miktarının alınması gerekiyor. Buna ek olarak,
A, C ve D vitaminleri, kalsiyum, fosfor ve iyotlu gıdaların
büyüme çağında yeterli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor. Çinko
ve bakır gibi elementler de boy uzaması için oldukça gerekli.
Protein ve gerekli elementlerin yeterince alınabilmesi için et
ve süt ürünlerinin, çocukluk ve ergenlik döneminde düzenli
olarak tüketilmesi öneriliyor. Boy uzaması için vücudun ihtiyacı
olan vitaminlerse, sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunuyor.
Çiğ yenebilecek sebze ve meyvelerin mümkün olduğunca
pişirilmeden yedirilmesi gerekiyor. Her türlü katı gıdayı
alabilen çocuklarda ek vitamin takviyesine gerek olmuyor. Yani,
çocukluk ya da ergenlik döneminde düzenli olarak alınan
vitaminlerin boy uzamasına etkisi olmadığı belirtiliyor.
Gereğinden fazla alınan protein ve kalori de boyu uzatmıyor.
Çocukluk çağında iyi bir gelişme için uykunun önemi büyük.
Düzenli uykunun, zihin ve vücut gelişimi için önemi, bilimsel
olarak kanıtlanmış bir gerçek. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu
ilk aylarda bebekler neredeyse günün yarıdan fazlasını uyuyarak
geçiriyor. Bu süre giderek azalsa da, düzenli uyku tüm çocukluk
çağı boyunca önemini koruyor. İyi bir vücut gelişimi,
dolayısıyla, ideal bir boy için, çocuğun uyku ihtiyacını
yeterince gidermesi gerekiyor. Uykusuzluk dışında, aşırı ruhsal
stres de gelişimi olumsuz etkiliyor. Yoğun psikolojik stres
altında olan çocukların gelişimi, huzurlu ve mutlu bir ortamda
yaşayanlara göre daha geri kalıyor. Bu nedenle, çocuğun ideal
boyuna ulaşması için düzenli uyku ve huzurlu bir ortam
sağlanması oldukça önemli.
Boy uzamasında, düzenli yapılan, basketbol ve yüzme gibi
sporların faydası olduğuna inanılıyor. Ancak basketbol ya da
voleybolun boyu uzattığına dair kesin bir bilimsel veri
bulunmuyor. Bazı araştırmacılar, bu tür sporların boy üzerindeki
etkisinin ikincil bir etki olduğu, yani kişinin genel sağlığına
yaptığı olumlu etkilerin sonucunda genel vücut gelişimini
etkilediğini, bu nedenle boyun uzamasına katkıda bulunduğunu
söylüyor. Ancak, tüm spor türleri boyun uzamasına katkıda
bulunmuyor. Örneğin, halter, güreş, ve vücut geliştirme gibi,
kemik uçlarındaki büyüme plaklarına stres uygulayan sporlar, tam
aksine boy uzamasını yavaşlatabiliyor. Ancak, bu sporlarda
uygulanan ağırlık çalışmalarının mı yoksa kullanılan “anabolik
steroid” denen ilaçların mı kemik uçlarındaki büyüme plaklarının
erken kapanmasına yol açtığı kesin olarak ortaya konulmuş değil.
Sonuç olarak, dengeli beslenme ve düzenli spor, vücut gelişimini
olumlu etkileyerek boy uzamasına da katkıda bulunuyor. fiunu
unutmamak gerekiyor ki bu tür önlemler belirli bir yaşa kadar
etkili. Kızlar 14, erkekler 16 yaşında nihai erişkin boylarının
%96’sına ulaşıyor. Boy uzaması, iskeletin son halini alması,
yani kemik uçlarındaki büyüme plaklarının kapanmasıyla, kızlarda
16, erkeklerdeyse 18 yaşında büyük ölçüde duruyor. Bu yaşlardan
sonra en fazla 1-2 cm’lik uzama görülüyor.
Büyüme hormonu dışında boy uzamasını sağlayan bir vitamin ya
da ilaç yok. Boy kısalığına yol açan bazı hormon
yetmezliklerinde ve hastalıklarda, testosteron ya da tiroid
hormonu desteği gerekebiliyor. Bu nedenle boy kısalığına yol
açan sebebin bulunması, boyu uzatmak için atılması gereken en
önemli adım. Boy kısalığına yol açan nedenlerin erken teşhis ve
tedavisiyle boyu uzatmak mümkün. Büyüme hormonu eksikliğinde
uygulanan tedaviyle, istenilen büyüme hızına ulaşmak mümkün
olabiliyor. Bu hormonun normal düzeylerde olduğu ve altta yatan
bir hastalık bulunamayan, yani sağlıklı kısalarda da büyüme
hormonu 5-6 cm’lik uzama sağlayabiliyor.
Özet olarak, normal boy grafiğinde en kısa %3’lük kısmına
giren kişiler, tıbben kısa boylu olarak kabul ediliyor ve
incelemeye alınıyor. Boy kısalığına sebep olan bir hastalık
varsa, bu sebebin tedavisiyle normal boya ulaşmak mümkün
olabiliyor. Ancak bu tür kısalar, doktora müracaat eden
kısaların sadece %10-20’sini oluşturuyor. Bu kişilerde boy
kısalığının erken teşhisi önemli. Bu nedenle ailelerin oldukça
iyi bir gözlemci olmaları gerekiyor. Gelişme çağında, kısalmayan
pantolonlar ve küçülmeyen ayakkabıları alarm işareti olarak
kabul etmek gerekiyor. Kısa boyluların %80-90’ında altta yatan
bir sebep ya da hastalık bulunamıyor. Bunların bir kısmı, yani
yapısal kısalar kendiliğinden normal boya ulaşırken, genetik
kısa olarak adlandırılan diğerleriyse kısa olarak kalıyor.
Herhangi bir nedene bağlanamayan boy kısalıklarında, yapılması
gerekenler, alınması gereken önlemler çocukluk çağında başlıyor.
Ancak, sağlıklı beslenme ve düzenli spor yapılmasına karşın bu
kişiler genetik olarak belirlenmiş boylarını en fazla 5-10 cm
aşabiliyor. Yani bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar, daha fazla
uzamaları mümkün değil. Beslenme, düzenli spor, uyku ve huzurlu
ortam, özellikle erken çocukluk ve ergenlik döneminde etkili.
Kemik gelişiminin tamamlandığı ergenlik bitiminden sonra ne
yapılırsa yapılsın boyu 1-2cm’den fazla uzatmak mümkün değil.
Ameliyatla boy uzatmaksa sadece bazı doğuştan olan orantısız kol
ve bacak kısalıklarında uygulanıyor. Bu tür ameliyatlar oldukça
zor ve riskli. Sonuç olarak, boy kısalığında genetik yapı
oldukça etkili olsa da, kısalığa sebep olan unsurların
belirlenmesi, sağlıklı beslenme, spor ve düzenli yaşam sayesinde
ideal boya kavuşmak ya da belirlenmiş boyun bir miktar üzerine
çıkmak mümkün.
Ameliyatla Boy
Uzatmak
İnsanın boyu ameliyatla uzatılabiliyor. Çeşitli doğuşsal
anormalliklerde, ya da kişinin gündelik hayatını devam
ettiremeyecek kadar kısa boyu olan kişilerde ameliyatla boy
uzatılabiliyor. Bu tür ameliyatlar tüm vücuda değil, sadece kol
ve bacak kemiklerine uygulanıyor. Eğer omurga eğriliğine bağlı
boy kısalığı varsa, omurgayı düzeltmek suretiyle boy
uzatılabiliyor. Bu tür omurga eğriliklerinde, tüm omurga boyunca
yerleştirilen metal çubuklar sayesinde kişinin boyu 10-15 cm
kadar uzatılabiliyor. Gerek doğuştan, gerekse sonradan meydana
gelen bacak ya da kollardaki orantısız kısalıklar kozmetik sorun
oluşturacağı gibi işlevsel bozukluklara da yol açıyor. Bu tür
sorunların çözümlenmesi bazen kişinin günlük işlerini
yapabilmesi için çok önemli olabiliyor. Bu durumlarda ameliyatla
kol ya da bacak boyunu uzatmak mümkün. Uzatılması istenen
kemiğin her iki ucuna yerleştirilen metal çivilerden ve bu
çiviler arasındaki metal bağlantıdan oluşan bu yöntem, kemiği
adeta bir kafes gibi kaplıyor. Kemiğin her iki ucundaki
çivilerin arasındaki metal bağlantı sayesinde çivilerin
birbirine olan mesafesi ayarlanabiliyor. Aradaki bağlantıyı
uzatarak çivileri birbirinden uzaklaştırmak mümkün. Çiviler,
metal ara bağlantı sayesinde birbirinden uzaklaştırıldıkça,
bağlı bulundukları kemik parçalarını da yavaş yavaş birbirinden
ayırıyor. Kısa olan kemiğin her iki ucu birbirinden
uzaklaştıkça, aradaki boşluk yeni kemik dokusuyla doluyor.
Aradaki kemik dokusunun oluşumuna zaman kazandırmak için kemiğin
her iki ucu birbirinden çok yavaş uzaklaştırılıyor. Sağlıklı bir
kemik uzaması için, her iki kemik ucunun günde 1 mm’yi
geçmeyecek şekilde birbirinden uzaklaştırılması gerekiyor. Bu
yöntem sayesinde kemiklerde 15-20cm’ye varan uzamalar
sağlanabiliyor. Bu tür kemik ve boy uzatma yöntemleri, ancak
zorunlu tıbbi gereklilik hallerinde ortopedi uzmanları
tarafından yapılabiliyor. Hormonal sebeplere bağlı ya da aileden
gelen boy kısalıklarında bu tür cerrahi yöntemler önerilmiyor.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Kasım-2005
Doç. Dr. Ferda Şenel'e
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|