|

Vahşi yavrular
da tıpkı insan yavruları gibi ilk hayat derslerini anne ve
babalarından alıyorlar.
O kadar küçüktü
ki rahatlıkla avucumun içine sığabilirdi. İri gözlerini sonuna
kadar açmış etrafına bakınıyordu. Vücudunun üzeri beyaz
beneklerle kaplı, burnu ıslaktı. Bacakları ise küçük parmağım
kalınlığında idi. Elimi çekinerek uzattım, usulca dokundum,
okşadım. Kağıt kalınlığındaki kulaklarını elledim. 1995 yılında
Artvin’de ormanda dolaşan köylüler buldukları bu karaca
yavrusunu almışlar ve daha sonra yabancı bir turiste satmaya
çalışmışlardı. Biz onları gördüğümüzde resmi görevliler yavru
karacaya el koyarak koruma altına alıyorlardı. Hayatımda ilk kez
evcil olmayan hayvan yavrusu görüyordum.

İçimdeki vahşi
yaşam merakı beni Küre Dağları’na sürüklemişti. Kastamonu’da
Cide ormanlarında haftalarca elik (karaca) görme umuduyla
dolaşmıştım. Ormanlardaki çalılık arazilerde yavrulayan anne
karacaların yavrularından uzakta durduklarını ve bu suretle kurt
gibi yırtıcıların dikkatlerini yavrudan uzaklaştırdıklarını
biliyordum. Üzerindeki beneklerin yardımıyla kolayca kamufle
olabilen yavru, bir çalının altına girerek kıpırdamadan yerde
yatıyor ve annesiyle ses çıkararak iletişim kuruyordu. Mesela
ciyaklama “acıktım” anlamına geliyordu. Bütün bunları İstanbul
Üniversitesi Orman Fakültesi Araştırma Görevlisi Vedat
Beşkardeşler anlatmıştı. Uzun uğraşılar sonucunda tek yavrulu
bir anneyi izleme imkânı bulabilmiştim. Ne kadar da ürkektiler.
Besin zincirindeki görevleri otu ete çevirmek olan tüm ot
oburlar hayatları boyunca kurt, vaşak gibi et oburlardan
kaçacaklardı. Yavru karaca böyle bir hayata merhaba demişti.
İlk Ders:
“İnsanlar Tehlikelidir”
TRT ile Doğa
Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün (DKMP) birlikte
yaptığı ‘Bozkırın Çocukları: Anadolu Yaban Koyunu’ belgeseli
çalışmaları sırasında, 2006 yılının Mayısı’nda kulübelerden
gözlemler yapmıştık. Yavrulama sahasının tamamına yakınını
gözlüyor olmamıza rağmen bir kez bile doğum görememiştik. Doğumu
yaklaşan dişi, sürüden ayrılıp bir kuru dere yatağında veya kaya
gölgesinde doğuruyordu. Yavru doğumdan hemen sonra annesi ile
birlikte koşabilir hale geliyordu. Ortalık birkaç gün sonra
yaban koyunu yavruları ile doluydu. Renkleri ise sarıydı, çünkü
bozkır ilk sıcaklarla birlikte sararacaktı.

Yavrular
annesini emmek, yürümek gibi bilgilere sahip olarak doğarlar.
Ancak nelerin yenilip yenilmeyeceği, kimlerin düşman veya
zararsız olduğu gibi bilgileri sonradan öğrenirler. Bir
keresinde yavrulu yaban koyunlarının geçiş yerlerinde bir
kayanın boşluğuna gün ağarmadan girerek saklanmıştım. Yavrulu
grup geldiğinde güneş biraz yükselmişti. Bir taraftan otluyor,
diğer taraftan da yavaşça ilerliyorlardı. Yavrular annelerinden
10-15 metre kadar uzaklaşıyor, sonra tekrar gelip annelerinin
gölgelerinde dinleniyorlardı. Bir yavru annesinden uzaklaşıp
bulunduğum yere yaklaşınca beni gördü. Merakla bakarak biraz
daha yaklaştı. Bu sırada annesi olayı fark etti ve birkaç kez
meledi. Yavru oralı olmadı. Bunun üzerine anne geldi ve
yavrusunu götürdü. Bugünkü derslerinin konusu “İnsanlar
tehlikelidir” idi. Akşam konuştuğumuz yönetmen Ece Soydam “Tüm
derslerden geçmeleri gerekir. Yoksa tükenirler” diyordu.

Kayıp Geyik
Yavrusu
Bolu’nun Seben
ilçesinde bir çoban ormanda bulduğu geyik yavrusunu annesini
kaybettiği düşüncesiyle eve getirmişti. Halbuki anne geyik
oralarda bir yerde idi. Daha sonra konu DKMP’ye intikal etmişti.
Doğa Derneği Memeli Araştırmaları Koordinatörü Özgün Emre Can’a
sorduğumuzda “Bulunduğu yere bırakılması halinde annesini bulma
ihtimali var” cevabını aldık. Annesi onu halâ arıyor olmalıydı.
Geçen 3-4 gün fazla bir süre değildi. Onu doğada alındığı yere
bıraktık.

Güneyde Urfa
bozkırlarında da benzer şeyler yaşanıyordu. Yavru toplama, kaçak
avcılık ve yaşam alanlarının daralması gibi problemler
birleşince türün ülkemizdeki varlığı tehlikeye girmişti. Urfa
DKMP’nin koruma çalışmaları sonucunda doğal alanlarda kalan son
birkaç gruptaki sayı artmıştı. 2006 yılında Ceylanpınar üretme
çiftliğinden yapılan takviyeler ile Urfa bozkırları yine ceylan
yavruları ile şenlenecek gibi gözüküyor.
Ailesini
Bekleyen Kara Akbaba Yavrusu
Yiyecek aramaya
giden anne-babası üç gündür gelmemişti. TRT’nin DKMP ile
birlikte yaptığı diğer belgesel ‘Dev Kanatlar: Kara Akbaba’
çalışmaları esnasında gözetlediğimiz yuvadaki yavru, gökte
gördüğü her uçan şeyi onlar sanıyordu. Tüylerini kabartarak ve
kanatlarını açarak şekil değiştiriyor sevincini belli ediyordu.
Onlar olmadığını anlayınca tekrar durgunlaşıyor, gözlemeye devam
ediyordu. Henüz gücünü yitirmemişti, ancak çok acıkmış
olmalıydı. Aniden dağın ardından gelen ebeveynini gören yavrunun
yiyecek isteyen çığlıkları ormanı doldurdu. Yuvaya konunca da
ayaklarını kanatlarını gagalıyor, çığlık çığlığa yalvarıyordu.
Ebeveyn kursağındaki yiyecekleri direkt olarak yavrunun ağzına
kusarak onu doyurdu. Sonra yiyecek aramak üzere tekrar uçtu.
Dağlarda geyik, karaca, tavşan azaldığı için işleri zordu. Domuz
ölüleri ve şehir çöplüklerindeki artıklardan besleniyorlardı.

Kastamonu da,
Cide ormanlarının derinliklerinde aylarca dolaşmama rağmen
sadece bir kez ayı ile karşılaşmıştım. Benden korkarak süratle
kaçmıştı. Yavrulu annelerle karşılaşmak ise tehlikeli
olabilmekteydi. Ancak çözümü bulmuştuk. Gürültü yaparak
ilerliyorduk ve anne ayıya yavrularıyla birlikte uzaklaşma
fırsatı sağlıyorduk. Kasım ayı civarında inine giren anne ayı,
yavrusunu kış uykusu esnasında doğurur. Baharla birlikte
yavruları ile birlikte inden çıkar. Artık 2-3 yıl sürecek olan
eğitim dönemi başlamıştır. Dönem sonunda anne ile çiftleşmeye
gelen erkek ayıdan korkan yavrular artık hayata kendi başlarına
devam ederler.

Konya’da
birlikte gözlem yaptığımız Ö. Emre Can “Dişi kurtlar yerde
kazılmış in ya da mağaralarda doğurduğu yavrularını 8-10 hafta
hiç dışarı çıkarmaz. İlk üç hafta kendisi de yuvadan ayrılmaz.
Yavrular avlanma esnasında uygulayacakları planları ve hileleri
sürünün içerisinde 2-3 yılda ancak öğrenirler” diyor.
Bozkırda gün
açmış, sis yükselmekte idi. Yaklaşık yarım saattir seyrettiğimiz
bir yaşını geçmiş iki kardeş kurt derinlerden gelen boğuk uluma
sesi üzerine tepeye doğru giderek gözden kayboldular.

Eşimin pencereyi
açıp evin bahçesine doğru seslenmesini hatırladım: “Eliif...
Haydi kızım… Vakit geç oldu, artık eve gel.”
Yazı - Foto:
Aykut İnce
Kaynakça:
SkyLife -
Haziran 2007
Aykut İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

20.06.2007
|