| |

Bir mucizeye
bakmak...
Sait Faik'in,
"İçilmeyen suları gibidir her şeyi. Tadına ancak seyirle
varılır," dediği Van'ı 'seyrettik'. Neler görmedik ki; kalesini,
gölünü, hiçbir yere sığmayan göçerlerini... Alıyla, moruyla
renklerin dansını; kısacası Doğu'nun baş tacını...
Bu şehir
kendisine aşık olmalı diye düşünüyor insan... Göle yansıyan
siluetine bakmış ve tıpkı Narkissos gibi kendi güzelliğine
vurulmuş olmalı. Süphan Dağı, bunun en büyük kanıtı; onca yıl
alev alev boşuna mı yandı? Anlatılan masalların "sevda yüklü"
olması boşuna mı... Hele gün geceye dönerken, alıyla, moruyla
renklerin Van Gölü üzerindeki dansı... Adeta aşkın geçici
delilik hali...
|
 |
Tüm şehirler
pek çok yönden birbirine benzer aslında. Kiminin yolları
geniştir, kiminin dar ve tozlu.
Taş
evlerin yerini kerpiç evler alır bazen... insanlar da
benzer birbirine; hep sıcacık, hep güleryüzlü, hep
misafirperver... Dünden bugüne Van'a baktığımızda,
yeşilin, bağın, bahçenin yerini bir insan güruhunun
aldığını görürüz. |
Bir zamanlar "Doğunun Parisi" diye
adlandırılan bu şehir, şimdilerde başka yerlere sığmayan
insanların, göçerlerin kırık hikayelerini yazar, iç içe geçmiş
apartmanlar, bunların arasına sıkışmış kerpiç evler. Dilenciler,
seyyar satıcılar, işçiler, memurlar, üniversiteli aydınlık
yüzler... Bunlar görmeye alıştığımız fotoğraflar. Ya bakmaya
doyamayacaklarımız...
Güzellikler
ayrıntılarda gizlidir, Van'a ait ayrıntıların her biri, bir
şiire mısra olacak kadar güzel; peki bu şiiri okumaya nereden
başlasak?

İlk dize
Van Kalesi'ni anlatıyor. Evliya Çelebi'nin "diz çökmüş bir
deveye" benzettiği kale, yekpare bir kayanın üzerinde, tüm
ihtişamıyla yükseliyor. Arka cephesinde yer alan eski Van Şehri,
başka deyişle Tuşpa ne de inatçı; "Ben buradayım, ayaktayım" der
gibi. Van Gölü'nün ve eski şehrin mağrur muhafızı sanki. Ne de
olsa, "Düşmanı yendim, yine yeneceğim" diyen Urartu (Uruatri)
hükümdarı Sarduri'nin izleri var burada. Bu topraklar nice
medeniyetlere vatan olmuş. Ama en çok diğer tüm krallara
hükmederek Büyük Urartu Devleti'ni kuran Urartularla
özdeşleşmiş. Urartu, bir topluluğun değil, bir bölgenin adı
aslında. "Dağlık yer" anlamına geliyor. Burası, çobanların,
demircilerin, madencilerin, Nemrut Dağı eteklerindeki doğal camı
bir sanat eserine dönüştüren ustaların, savaşçıların vatanı.
Burada biraz Medlerin, Perslerin, Sasanilerin, biraz
Ermenilerin, Müslümanların, Türklerin izleri var. Van'ın öyküsü
bir anlamda onların öyküsü, sevdası, emeği...

Çocukluğumda,
ilk bu şehrin ismini ezberlemiştim; üç harfli ya, ezberi kolay.
Bulmacalarda üç harfli bir ilimiz diye sorulduğunda hala önce
Van gelir aklıma. Peki nereden geliyor "Van"? Bir rivayete göre
Urartuca "Biane" ya da "Viane"den dönüşmüş. Evliya Çelebi
"Seyahatname"sinde, Büyük İskender'in, kaledeki "Vank" adlı bir
mabedin adını şehre verdiğini yazıyor.
Peki ıslık
çalınabiliyor mu Van'da? "Bu da nereden çıktı?" demeyin. Malum,
Doğu demek, kar demek, kar ise soğuk. Van'da on ay kış, sadece
iki ay yaz yaşanıyor. Soğukta dudakları büzüşür insanın, sesi
soluğu çıkmaz olur. Ama öğrendim ki, Van'da ıslık
çalınabiliyormuş. Gölün mucizesi burada da kendini göstermiş.
Kışın soğuğunu, yazın sıcağını kırmış Van Gölü. Doğunun diğer
illerine göre daha ılıman bir iklim vermiş Van'a. 3 bin 713
kilometrekarelik alana yayılan bu su kütlesine halk, "Doğu
Denizi" diyor. Eski uygarlıkların dilindeyse, "Yukarı Deniz" ya
da "Dalgalı Deniz" diye geçiyor. Mezopotamya döneminde ise,
"Nayri Deniz" adıyla anılıyor.

"Edremit
Van'a bakar, içinden Şamran akar". Edremit, Van'ın en önemli
sayfiye yeri. Bağları, bahçeleri, sahil lokantaları, piknik
alanlarıyla çekici... Van Gölü kıyısındaki ve şehre 20 km,
uzaklıktaki Edremit'ten biraz ileriye uzandığınızda Gevaş
çıkıyor karşınıza. Hiç yabancı gelmiyor değil mi? Hafızanızı
biraz zorlayın, "Vizontele" filmi nerede çekilmişti? Gevaş,
Akdamar Adası'na geçişi sağlayan önemli noktalardan biri ayrıca.
Karşı yakadan, Türkmen çobanın haykırışı değiyor kulağıma; "Ah
Tamara!"
Vaktiyle bir
Türkmen çobanı, Van'a hakim olan Ermeni Kralı'nın kızı Tamara'ya
aşık olur. Kral bu durumdan hoşlanmaz. Kızını Van Gölü'nün
ortasındaki kaleye hapseder. Gönül ferman dinler mi? Tamara, her
gece kıyıda fener yakarak, bulunduğu yeri çobana bildirir; o da
yüzerek adaya gelir ve hasret giderirler. Ancak kral bu durumu
öğrenir. Fırtınalı bir günde, adamlarından birini kayığa
bindirir, feneri yaktırır. Fenerin ışığını gören çoban suya
dalar. Bu arada kayıktaki adam hızla uzaklaşır. Çoban yüzmekten
bitap düşer; "Ah Tamara!" diyerek kendini azgın sulara bırakır,
O günden sonra da adanın adı "Akdamar" olur.

Adada
aynı adı taşıyan ve "Kutsal Haç"a ithaf edilen
bir kilise bulunuyor. Bin yıl önce Kral 1. Gagik tarafından
mimar - kesiş Manuel'e yaptırılmış. Kızıla boyalı
kilisenin duvarları, konusunu İncil ve Tevrat'tan alan
kabartmalarla bezeli. Adem ve Havva'nın cennetten kovulması,
Yunus Peygamberin denizden kurtuluşu, İbrahim
Peygamberin oğlunu kurban etmesi bunlardan birkaçı. Ah, bir de
restore edilebilse... Gün batıyor... Renkler, renkler,
renkler... Bu görsel şölen için kime teşekkür etmeliyim? Kol
kola girmiş boydan boya uzanan dağlara mı, Van Gölü'ne mi, yoksa
Urartu Güneş Tanrısı Shivini'ye mi? Gölün kenarına oturmuş,
yöreye özgü otlu peynirle müküs balını, tazecik köy ekmeğine
katık yapmış yiyen, tokaçlarıyla çamaşır yıkayan kadınlar
takılıyor gözüme; ürkek, nahif ve güleç yüzleriyle... Van
Gölü'nün sodalı suyu, değme deterjanlara taş çıkarıyor.
Kadınlar, bu yüzde yüz doğal deterjanın kerametini gölün
kimyasına değil, meleklere bağlıyor. Van'a gitmeden önce bir
arkadaşım, "Dikkat et, orada nefesin kesilir!" demişti. Bunu
şehrin güzelliğine yormuştum.
|
 |
Meğer dediği
başkaymış; burada rakım öyle yüksek ki, nefes alırken
hakikaten zorlanıyorsunuz. Egzamadan mantara, sinüzite
pek çok hastalığa iyi geldiği söylenen Van Gölü'nün
sodalı suyunda, maalesef çok az canlı yaşayabiliyor.
İnci Kefali de bunlardan biri. Özellikle Temmuz, Ağustos
aylarında tadına doyum olmuyor.
Denize,
dağlara, güneşe bir daha bakıyorum. Burada bir büyü var. Burası
insanı sevdaya düşürüyor. Yılmaz Erdoğan bir şiirinde, "Sana
bakmak/ Suya bakmaktır/ Sana bakmak/ Bir mucizeyi anlamaktır"
diyor. Van'a bakmak da işte öyle bir şey,. |
Bunları Unutmayın!
• Van
Gölü'nde günbatımı da gündoğumu da harika. Gittiğinizde hava
açıksa ikisini de kaçırmayın. Günbatımını Van'dan, gündoğumunu
ise, Tatvan'dan izleyeceksiniz.
• Van'da çok
sayıda, kahvaltı veren dükkan göreceksiniz. Güne, buraya özgü
kahvaltı salonlarından birinde başlayın. Manda sütünden kaymak,
otlu peynir gibi her yerde bulun
mayan tatları
deneyin.
• Kent
merkezinden Gürpınar'a doğru gidip Başkale yolundaki
Çavuştepe'yi gezin.
Buradan,
aşağı tepedeki Tanrı - Kral Irmuşini'nin tapınağını
göreceksiniz; gerçekten çok güzel!
Kaynakça:
ULUSOY Travel Eylül-2005
http://akdamar.sitemynet.com
Gökçe Çiçek Çetin'e
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|