e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antalya Şel.
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Bir Mucizeye Bakmak; Van                                                     Gökçe Çiçek Çetin

 


Bir mucizeye bakmak...

Sait Faik'in, "İçilmeyen suları gibidir her şeyi. Tadına ancak seyirle varılır," dediği Van'ı 'seyrettik'. Neler görmedik ki; kalesini, gölünü, hiçbir yere sığmayan göçerlerini... Alıyla, moruyla renklerin dansını; kısacası Doğu'nun baş tacını... 

Bu şehir kendisine aşık olmalı diye düşünüyor insan... Göle yansıyan siluetine bakmış ve tıpkı Narkissos gibi kendi güzelliğine vurulmuş olmalı. Süphan Dağı, bunun en büyük kanıtı; onca yıl alev alev boşuna mı yandı? Anlatılan masalların "sevda yüklü" olması boşuna mı... Hele gün geceye dönerken, alıyla, moruyla renklerin Van Gölü üzerindeki dansı... Adeta aşkın geçici delilik hali...

Tüm şehirler pek çok yönden birbirine benzer aslında. Kiminin yolları geniştir, kiminin dar ve tozlu.

Taş evlerin yerini kerpiç evler alır bazen... insanlar da benzer birbirine; hep sıcacık, hep güleryüzlü, hep misafirperver... Dünden bugüne Van'a baktığımızda, yeşilin, bağın, bahçenin yerini bir insan güruhunun aldığını görürüz.

Bir zamanlar "Doğunun Parisi" diye adlandırılan bu şehir, şimdilerde başka yerlere sığmayan insanların, göçerlerin kırık hikayelerini yazar, iç içe geçmiş apartmanlar, bunların arasına sıkışmış kerpiç evler. Dilenciler, seyyar satıcılar, işçiler, memurlar, üniversiteli aydınlık yüzler... Bunlar görmeye alıştığımız fotoğraflar. Ya bakmaya doyamayacaklarımız...

Güzellikler ayrıntılarda gizlidir, Van'a ait ayrıntıların her biri, bir şiire mısra olacak kadar güzel; peki bu şiiri okumaya nereden başlasak?

İlk dize Van   Kalesi'ni anlatıyor. Evliya Çelebi'nin "diz çökmüş bir deveye" benzettiği kale, yekpare bir kayanın üzerinde, tüm ihtişamıyla yükseliyor. Arka cephesinde yer alan eski Van Şehri, başka deyişle Tuşpa ne de inatçı; "Ben buradayım, ayaktayım" der gibi. Van Gölü'nün ve eski şehrin mağrur muhafızı sanki. Ne de olsa, "Düşmanı yendim, yine yeneceğim" diyen Urartu (Uruatri) hükümdarı Sarduri'nin izleri var burada. Bu topraklar nice medeniyetlere vatan olmuş. Ama en çok diğer tüm krallara hükmederek Büyük Urartu Devleti'ni kuran Urartularla özdeşleşmiş. Urartu, bir topluluğun değil, bir bölgenin adı aslında. "Dağlık yer" anlamına geliyor. Burası, çobanların, demircilerin, madencilerin, Nemrut Dağı eteklerindeki doğal camı bir sanat eserine dönüştüren ustaların, savaşçıların vatanı. Burada biraz Medlerin, Perslerin, Sasanilerin, biraz Ermenilerin, Müslümanların, Türklerin izleri var. Van'ın öyküsü bir anlamda onların öyküsü, sevdası, emeği...

Çocukluğumda, ilk bu şehrin ismini ezberlemiştim; üç harfli ya, ezberi kolay. Bulmacalarda üç harfli bir ilimiz diye sorulduğunda hala önce Van gelir aklıma. Peki nereden geliyor "Van"? Bir rivayete göre Urartuca "Biane" ya da "Viane"den dönüşmüş. Evliya Çelebi "Seyahatname"sinde, Büyük İskender'in, kaledeki "Vank" adlı bir mabedin adını şehre verdiğini yazıyor.

Peki ıslık çalınabiliyor mu Van'da? "Bu da nereden çıktı?" demeyin. Malum, Doğu demek, kar demek, kar ise soğuk. Van'da on ay kış, sadece iki ay yaz yaşanıyor. Soğukta dudakları büzüşür insanın, sesi soluğu çıkmaz olur. Ama öğrendim ki, Van'da ıslık çalınabiliyormuş. Gölün mucizesi burada da kendini göstermiş. Kışın soğuğunu, yazın sıcağını kırmış Van Gölü. Doğunun diğer illerine göre daha ılıman bir iklim vermiş Van'a. 3 bin 713 kilometrekarelik alana yayılan bu su kütlesine halk, "Doğu Denizi" diyor. Eski uygarlıkların dilindeyse, "Yukarı Deniz" ya da "Dalgalı Deniz" diye geçiyor. Mezopotamya döneminde  ise,  "Nayri  Deniz" adıyla anılıyor.

"Edremit Van'a bakar, içinden Şamran akar". Edremit, Van'ın en önemli sayfiye yeri. Bağları, bahçeleri, sahil lokantaları, piknik alanlarıyla çekici... Van Gölü kıyısındaki ve şehre 20 km, uzaklıktaki Edremit'ten biraz ileriye uzandığınızda Gevaş çıkıyor karşınıza. Hiç yabancı gelmiyor değil mi? Hafızanızı biraz zorlayın, "Vizontele" filmi nerede çekilmişti? Gevaş, Akdamar Adası'na geçişi sağlayan önemli noktalardan biri ayrıca. Karşı yakadan, Türkmen çobanın haykırışı değiyor kulağıma; "Ah Tamara!"

Vaktiyle bir Türkmen çobanı, Van'a hakim olan Ermeni Kralı'nın kızı Tamara'ya aşık olur. Kral bu durumdan hoşlanmaz. Kızını Van Gölü'nün ortasındaki kaleye hapseder. Gönül ferman dinler mi? Tamara, her gece kıyıda fener yakarak, bulunduğu yeri çobana bildirir; o da yüzerek adaya gelir ve hasret giderirler. Ancak kral bu durumu öğrenir. Fırtınalı bir günde, adamlarından birini kayığa bindirir, feneri yaktırır. Fenerin ışığını gören çoban suya dalar. Bu arada kayıktaki adam hızla uzaklaşır. Çoban yüzmekten bitap düşer; "Ah Tamara!" diyerek kendini azgın sulara bırakır, O günden sonra da adanın adı "Akdamar" olur.

Adada  aynı  adı  taşıyan  ve "Kutsal Haç"a ithaf edilen bir kilise bulunuyor. Bin yıl önce Kral 1. Gagik tarafından mimar - kesiş  Manuel'e yaptırılmış.  Kızıla boyalı kilisenin duvarları, konusunu İncil ve Tevrat'tan alan kabartmalarla bezeli. Adem ve Havva'nın cennetten kovulması, Yunus Peygamberin denizden kurtuluşu,  İbrahim  Peygamberin oğlunu kurban etmesi bunlardan birkaçı. Ah, bir de restore edilebilse... Gün batıyor... Renkler, renkler, renkler... Bu görsel şölen için kime teşekkür etmeliyim? Kol kola girmiş boydan boya uzanan dağlara mı, Van Gölü'ne mi, yoksa Urartu Güneş Tanrısı Shivini'ye mi? Gölün kenarına oturmuş, yöreye özgü otlu peynirle müküs balını, tazecik köy ekmeğine katık yapmış yiyen, tokaçlarıyla çamaşır yıkayan kadınlar takılıyor gözüme; ürkek, nahif ve güleç yüzleriyle... Van Gölü'nün sodalı suyu, değme deterjanlara taş çıkarıyor. Kadınlar, bu yüzde yüz doğal deterjanın kerametini gölün kimyasına değil, meleklere bağlıyor. Van'a gitmeden önce bir arkadaşım, "Dikkat et, orada nefesin kesilir!" demişti. Bunu şehrin güzelliğine yormuştum. 

Meğer dediği başkaymış; burada rakım öyle yüksek ki, nefes alırken hakikaten zorlanıyorsunuz. Egzamadan mantara, sinüzite pek çok hastalığa iyi geldiği söylenen Van Gölü'nün sodalı suyunda, maalesef çok az canlı yaşayabiliyor. İnci Kefali de bunlardan biri. Özellikle Temmuz, Ağustos aylarında tadına doyum olmuyor.

Denize, dağlara, güneşe bir daha bakıyorum. Burada bir büyü var. Burası insanı sevdaya düşürüyor. Yılmaz Erdoğan bir şiirinde, "Sana bakmak/ Suya bakmaktır/ Sana bakmak/ Bir mucizeyi anlamaktır" diyor. Van'a bakmak da işte öyle bir şey,.

 

Bunları Unutmayın!

• Van Gölü'nde günbatımı da gündoğumu da harika. Gittiğinizde hava açıksa ikisini de kaçırmayın. Günbatımını Van'dan, gündoğumunu ise, Tatvan'dan izleyeceksiniz.

• Van'da çok sayıda, kahvaltı veren dükkan göreceksiniz. Güne, buraya özgü kahvaltı salonlarından birinde başlayın. Manda sütünden kaymak, otlu peynir gibi her yerde bulun

mayan tatları deneyin.

• Kent merkezinden Gürpınar'a doğru gidip Başkale yolundaki Çavuştepe'yi gezin.

Buradan, aşağı tepedeki Tanrı - Kral Irmuşini'nin tapınağını göreceksiniz; gerçekten çok güzel!

  Kaynakça:     ULUSOY Travel  Eylül-2005
                         http://akdamar.sitemynet.com

 

Gökçe Çiçek Çetin'e teşekkürlerimizle

Denizce