|
|
 |
Hakan
Gürsu 1959 yılında İstanbul’da doğdu. 1984 yılında Orta
Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı
bölümünü birincilik ile bitirdikten sonra 1987 yılında
Mimarlık Fakültesi Bina Bilgisi Ana Bilim Dalı’nda
Master Derecesini aldı. 1988 yılında başladığı Doktora
çalışmasına, 1991 yılında Japonya’da proje çalışmaları
ile devam etmiş ve 1996 yılında Doktora derecesini
tamamlamıştır. |
Mezun olduğu
1984 yılından itibaren katıldığı Ulusal ve Uluslararası
yarışmalarda, Mekan ve Ürün Tasarımları ile çeşitli ödüllere
layık görülmüştür. Moskova ve Tokyo’da İç Mimarlık, Şehircilik
ve Ürün Tasarım alanlarında değişik projelerde çalışmıştır.
Japon Endüstri Tasarımcıları Derneği ile Japon Hükümeti
tarafından Tokyo metrosu için geliştirdiği kentsel mobilya
projesi ile, her yıl bir yabancı tasarımcıya verilen Pioneer of
Design Ödülüne, ulusal ve uluslararası tasarım yarışmalarında
pek çok ödüle layık görülmüştür.

Üniversite
sanayi işbirliği çerçevesinde adına kayıtlı Endüstriyel ürün
tescili olan bir çok ürünün gerçekleştirilmesinde katkı
sağlamıştır. Hakan Gürsu halen ODTÜ’deki görevini ve
Designnobis’teki çalışmalarını sürdürmektedir.

Türkiye için
süper bir şey oldu. Moral olsun diye söylemiyoruz; gerçekten
süper bir şey: Aramızdan biri çıktı ve dünyanın en sivri, en
garip, en özgür zekalarının katıldığı bir yarışmada birinci
seçildi.

Bu öyle bir
yarışma ki para ödülü bile vermiyorlar. Çünkü hayallere para
biçmiyorlar. O yarışmada insanlar birbirleriyle devil,
birbirlerinin hayalleriyle yarışıyor. Aklına esenlerle...
Uykusunu kaçıranlarla... Düşünde gördükleriyle ve düşünü
gerçekleştirenlerle...

Bu yılın 100
küsur milletten "düş birincisi" ODTÜ Öğretim Üyesi Dr. Hakan
Gürsu... Gürsu önce bir tekne düşledi. Öyle bir tekne ki yakıtı
olmadan da gitsin. Yelkeni olsun ama rüzgar esmediğinde bile
yüzsün.

Gürsu
düşlediği bu tekneyi gerçekten yaptı. Hem de o kadar eşsizini
yaptı ki dünyanın bütün diğer özgür zekaları hayran kaldı.
Gürsu'ya 13 Ekim'de New York'ta Uluslararası Tasarım Ödülü'nü
(IDA 2007) verdiler. Üstelik iki dalda. Hem deniz araçları hem
de tüm ulaşım araçları dalında... Yani 1438 projenin içinde iki
kez birinci! Hatta birincilerin birincisi... Çünkü bu yarışma
"kazananların", daha önce birincilik almış tasarımların
müsabakası...

Bu kadarla da
bitmiyor. Asıl sorun başka. Ne olduğunu şimdi siz de tahmin
etmişsinizdir ama bakın o sorunu Hakan Gürsu nasıl anlattı...

"Volitan" adı nereden aklınıza geldi?
"Volitan" Latince "hızlı yol alan" demek. Bir de bizim Akdeniz
sahillerinde görülen bir uçarbalığın adı... Bu balığın çok
saygılı duyulacak bir performansı var. 200 metre falan suyun
üzerinde gidiyor. Balığı da, kelimenin anlamını da çok sevdik.
"Xmr21" gibi bir isim yerine "Volitan" dedik. Ayrıca
uluslararası yarışmalarda menşeinizi belirtecek her şeyden de
kaçınıyorsunuz. Bunu hem etik açıdan yapıyorsunuz hem de
stratejik...
Bu ödülü kazanan Zaha Hadid dışında
başka bir Müslüman var mıydı?
Literatürü bildiğim kadarıyla -ki takip ettiğim bir
literatürdür- başka yok. Bir de biz.

Tesadüf mü yoksa Müslüman ya da
Ortadoğulu olmak gerçekten ciddi bir engel mi
Kesinlikle engel. Bu bize bazı yarışmalarda off the record
söylendi de. "Katılmayın, size ödül vermezler" dediler. Biz buna
"handikap puanı" diyoruz. Yani birinci torbadan değil, üçüncü
torbadan geliyorsunuz. O yüzden de mükemmelin mükemmelini
yapmanız gerekiyor.

"Bize Doğu Avrupalı dediler"
En mükemmeli yapmak böyle bir önyargıyı kırmaktan daha mı
kolaydır?
Neredeyse... Bakın size çok ilginç bir şey anlatacağım: ABD'de
çok saygın, önemsenen bir internet sitesi var: Pure Contemporary
Behind the Curtain. Orada çok etkili bir kadın yazar var: Diane
Burley. Bu hanım bizim tasarımlarımız hakkında daha biz ödül
almadan önce bir makale yazmış, "Bu ekibe dikkat, bunlar bir şey
yapacak" diye... Ama asıl önemlisi şu: Bizi tanıtırken
"Ortadoğu" dememiş de "Doğu Avrupa" demiş. Çok şaşırdım. Kendimi
hiç Doğu Avrupalı gibi düşünmemiştim ama onlar beni orada
görmüş.
Sizce niye?
O
ürünleri Ortadoğu'ya yedirmek istemiyorlar. Belli kalitede bir
ürün yaparsanız "Bu Ortadoğu değil, olsa olsa Doğu Avrupa'dır"
diyorlar. Ve bir şekilde sizi Avrupalı diye kodluyorlar.

Bir Türk ve Müslüman için Avrupalı
dedirttiğinize göre demek ki gerçekten zor iş başarmışsınız.
Valla bu
ödül için "Tasarımın Oscar'ı" diyorlar. Tabii ödülü alanın böyle
bir şeyi söylemesi çok zor ama ben bir aydır birçok kişiden
"Orhan Pamuk'un Nobel'inden sonraki en büyük ödül" sözünü
duydum.
Bu ödülü aldığınızı kaç kişi biliyor?
Çok da
bilinmiyor.
Komşularınız biliyor mu?
Galiba
onlar biliyor.
"Bir teşekkür bile yok"
Köşk? Siyaset? Herhangi bir kutlama?
Hiç! Yok
öyle bir şey! Bir tek Deniz Kuvvetleri'nden gelip tebrik
ettiler, projeyi incelediler ve benden bir brifing istediler.

Dünya farkında mı?
Olmaz
mı! Daha da farkında olacaklar çünkü bu yarışmada ödül yerine
sizin bir yıllık tanıtımınızı üstleniyorlar. En saygın müzelerde
Volitan sergilenecek; 100 bin tirajlı bir kitap basılıp dünyaya
dağıtılacak. Ama bizde bir teşekkür bile yok.
Deniz olmayan bir şehirde yaşayıp dünyanın en müthiş teknesini
yapmak... Nasıl oluyor bu?
Çünkü
ben aslen Kalamışlıyım. Üstelik Kalamış'ın marina olmadığı
zamanlarda Kalamışlıydım ve o zamanlar çocuklar top yerine suyla
oynardı. Bütün çocukluğum yelkenlilerde, teknelerde geçti...
Hâlâ ne zaman İstanbul'a gitsem asla köprüyü kullanmam, vapura
binerim. Ne zaman boş kalsam gidip suyun kenarında otururum
"Çocukluğum yelkenlilerde geçti"

Deniz olmayan bir şehirde yaşayıp
dünyanın en müthiş teknesini yapmak... Nasıl oluyor bu?
Çünkü
ben aslen Kalamışlıyım. Üstelik Kalamış'ın marina olmadığı
zamanlarda Kalamışlıydım ve o zamanlar çocuklar top yerine suyla
oynardı. Bütün çocukluğum yelkenlilerde, teknelerde geçti...
Hâlâ ne zaman İstanbul'a gitsem asla köprüyü kullanmam, vapura
binerim. Ne zaman boş kalsam gidip suyun kenarında otururum.
Volitan nasıl bir tekne?
-
Volitan'ın en üstün özelliği çok çevreci olması. Hiçbir
petrol ürünü yakıt kullanmıyor, asla karbondioksit atığı
üretmiyor.
-
Herhangi bir limana girip yakıt almasına gerek olmadığı için
Volitan'la hiç durmadan dünya turu yapabilirsiniz.
-
İçme
suyu almanıza gerek yok çünkü tekne bir yandan giderken bir
yandan deniz suyunu tatlı suya çeviriyor.
-
Volitan sonuçta bir yelkenli ama rüzgar esmediğinde de
gidiyor. Çünkü üzerindeki o iki katı yelken aynı anda iki
işe yarıyor: Rüzgar varsa yelken vazifesi görüp tekneyi
yüzdürüyor. Rüzgar yoksa da tekneyi güneş götürüyor.
-
Güneşle tekne gider mi? Volitan gidiyor. Çünkü teknede güneş
enerjisiyle çalışan iki adet elektrikli motor var. Güneş
varken o tepedeki iki panel sayesinde şarj oluyor ve rüzgar
çıkmasa da, güneş batsa da tekneyi götürüyor. Hemen
belirtelim motorun aküsü de öyle kurşun pil falan değil; o
da çevreci, yani jel akü.
-
Volitan'ın hareket kabiliyeti inanılmaz. Olduğu yerde nokta
dönüşü yapabilen ilk deniz aracı.
-
Volitan bir de kapanabiliyor... Üstte paneller, altta
kanatları falan görünce "Ben geldim, boşaltın bu limanı"
havasına hiç bakmayın çünkü sudaki kanatlarını teknenin
altına toplayıp, yukarıdaki panellerini de tek parça
yapabiliyor.
-
Çevreciliğin kurallarından biri de dayanıklı tüketim malı
yapmak: Volitan'ın ömrü 80 yıl.
-
Volitan keyfine düşkün. 12 kişinin çok rahat yaşayabileceği,
lüks yat kıvamında konfora sahip.
-
Volitan'ın tek eksiği pek romantik bir havasının olmaması...
"Mehtaplı bir gecede Burgaz açıklarında demirleme" hissi
vermiyor. Ama zaten ABD'liler de "2040'ın teknesi" diyorlar
Volitan için.
Hakan Gürsu ve ekibini kutluyor,
başarılarının devamını diliyoruz
Denizce

24.01.2008 |