Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 
 

 



Yelken Eğitimi
2007 İlke Kararları
Genel Yarış Talimatı
Amat.Tekne Yöner.
Argolis Yachting
Ayda Ünver
Boylu Soylu Gemiler
Güzelyalı Y.D.İ.M.
Hendikap Hesapları
ISAF 2009-12
ISAF 2005-08
ISAF 2000-04
Örnek Olaylar
Rota Kartları
Türk Yelken Tarihi
TYF
Windsurf
Yarınımız Yelken
Yarış Çizelgeleri
Yarış Yazılımı
Yatçılara Gezi Reh.
Yelken Kulüpleri
Yelken Okulu
Yılın Antrenörü


Uygulamalar
Yelken Eğitimi I
Yelken Eğitimi II

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 

 

 

 

 

Windsurf

Gönen Gerzile  

 

Tenis, binicilik, golf, basketbol, voleybol, güreş, paten, yüzme, jimnastik, okçuluk gibi tehlikeli ve eğlenceli özelliğe sahip çeşitli spor dalları var. Ve bu spor dalları dünya'daki tüm önemli olayların ötesinde, herhangi bir maç ya da yarış söz konusu olduğunda, insanların dikkatini çekebilen bir durumu içerıyorlar. En ilginç yanları ise, dünyanın herhangi bir yerinde birbirini hiç görmemiş, tanımamış hatta birbirlerinin varlığından haberdar olmadan yaşayan birçok insanı televizyon başına, stadlara, olimpiyat salonlarına, kortlara ve daha birçok yere toplayan bir özelliği taşıyor olmaları. Böylesi bir doğal organizasyona sahip olan sporun tarihi geçmişi çok eskilere dayanıyor. Arkeolojik araştırmalara göre ilk oyunlar top ile oynanırmış ve bu oyunlar ilk Çin'de başlamış.

Bugün çok değişik alanlara sahip olan spor, tarihte en çok eski Mısır'da yaygındı. O dönemlerde yapılan avcılık, okçuluk, atlama ve güreş alanında gösterilen performans sayesinde Mısır, kazandığı başarılarla adını tarihe geçirmiştir. Eski Roma'daki savaş arabaları sayesinde gelişim hızlanmış ve atletizim, boks, cirit ve disk atma sporlarına ilgi duyulmuştur. Eski Yunan'da ise spor, ritüellere bağlı kalınarak, daha çok dinsel amaçlı yapılmıştır. O dönemlerde din ve sporun birleştirilerek yapıldığı en önemli etkinlik ise, tarihi I.Ö. 776 olarak kabul edilen Olimpiyat Oyunları olmuştur. Yunanlılar döneminde olan bu büyük gelişim sayesinde sporun kimliği değişmeye ve gelişmeye başlar, insanoğlu artık içinde bulunduğu duruma bağlı olarak farkında olmadan etkinliklerini arttırmaya yönelir. Özellikle bağımsızlık düşüncelerinin egemen olmaya başladığı Rönesans Dönemi'nde insanlar dinin dışına çıkarak, farklı alanlara yönelmeye başlar. Böylelikle 15. ve 16. yüzyıllarda dünya, asillerin tercih ettiği atlarla tanışır. Daha sonra Sanayi Devrimi ortaya çıkar, gelişir ve devrim, bibirinden farklı birçok etkinliğin çıkmasına neden olur. Böylece insanoğlu, bu çok çeşitli alanda kendine uygun olanı seçerek sağlıklı bir yaşam için spor yapmaya başlar. Ve sonra birçok kişi tüm dünyada düzenlenen yarışlara katılarak, rekor denemelerine girişir. Ancak yapılan denemeler zaman zaman tehlikeli olaylara ve kazalara yol açabiliyor. Ufak bir dikkatsizlik ya da denge kaybı gibi kazalar sonucu birçok kişi geçici sakatlanabiliyor yahut büyük kazalar yüzünden hayatlarını kaybedebiliyorlar.

Bugün çok değişik ve de riskli sporların yapıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Ama spor dünyasında belli bir yol katetmiş kişiler, risklerin heyecanı arttırdığını ve kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyor. Ne kadar tehlike olursa heyecanın o derece artacağını dile getiriyorlar ve de başarının. 

Birçok alternatifin sunulduğu spor dünyasına yaklaşık 30 yıl önce eğlenceli ve bir o kadar da zor olan bir spor dalı eklendi. Rüzgarın ve dalganın olduğu her yerde varolan bu spor dalının adı, Windsurf.

Uzun bir tahtanın üzerinde dalgalara meydan okuyarak yapılan bu spor, dünyanın bir çok sahilinde en çok tercih edilen alanlardan biri haline gelmiş durumda. Bu sporu yapmak için çok büyük dalgaların olmasına gerek yok. Ancak rüzgarın olması şart. Esen şiddetli rüzgar, tahtanın üzerindeki kişiyi denizin üzerinde adeta dans ettiriyor. Özellikle Windsurf kullanmasını çok iyi bilen bir kişiyle karşı karşıyaysanız o zaman izlenmeye değer karelerle yüz-yüze geliyorsunuz. Geniş bir sahilde açıklardan kıyıya doğru gelen ve bir o yana bir bu yana dans eden sörf tahtasının üzerindeki kişi, bazen sert bir rüzgar yüzünden alabora olarak dengesini kaybedip, denize düşebiliyor. Ancak deneyimli bir sporcu büyük dalgaların arasından çıkıyor ve yaptığı hareketlerle ilginç sahneler sunuyor insanlara. 

Dalgaların üzerinde birbirinden ilginç görüntülere şahit olduğumuz Windsurfun hikayesi çok eski değil, ilk olarak 1970 yılında dünyanın en güzel sahillerinden biri olarak kabul edilen Kaliforniya'da ortaya çıkar. Dalga sörfcüleri olan; Hoyle Schweitzer ve Jim Drake'ın dalga olmadığı zamanlarda da sörf yapabilmek için bir Surfboard'ın üzerine yelken takmaları sonucu keşfedilir. Ve o günden sonra bu spor öyle çok tutulur ki, bir anda Dünya'nın tüm sahillerine taşınır. Keşfedilmesinden hemen sonra Hoyle Schweitzer lisansı ile çıkan Windsurf sporu; sailboard ya da boardsailing olarak tarihe geçer. 1974 yılında ise bugün kullanılan Windsurf adı daha ağır basarak bu isimle anılmaya başlanır.

  70'li yılların sonuna doğru Windsurf endüstrisi, büyük gelişimler göstermiştir ve bir çok Windsurf tahtaları ve yelkenleri oluşturulmuştur. Böylelikle rüzgarın estiği   her yerde rüzgarın etkisiyle savrulan yelkenler sayesinde sahiller, birbirinden güzel anlara    tanık    olmaya başlar.

Kıyıdan 90-900 metre açıklıkta ve kayaların ya da kumun oluşturduğu bir sığlığa sahip her yerde sörf yapılabileceğini dile getiren uzmanlara göre; sörf yapmak önce tahtanın üzerinde durmakla başlıyor. Bu nedenle öğrenciye ilk çalışmalar kıyıda anlatılıyor. Ve ön denemeler yine kıyıya çok yakın mesafelerde gerçekleştiriliyor. Bu çalışmalar kişinin gelecekteki durumu için çok önemli. Çünkü kişi, tahtanın üzerindeki duruşunu ve hareketlerini ne kadar iyi öğrenip uygularsa başarılı olması da o derece mümkün.

Sörf yapmak için derin sularda oluşan büyük dalgaların arasından kayıp gitmek her ne kadar uzaktan bakan bizlere güzel görünse de aslında oldukça zor ve zahmetli. Çünkü sörfçülerin böylesi bir özelliği kazanmaları için düzenli ve sistemli bir çalışma ortamına sahip olmaları gerekiyor. Bunu yapmak için de tüm vakitlerini denizde harcamaları gerekmiyor. Ancak sörfü yapabilmek için belli kuralları ve de hareketleri yapmak önemli, işin püf noktası; sörf tahtasına çıkıp düşmeden yelkeni kaldırmak ve rüzgarın yardımıyla kaymaya çalışmak. Ama bunu yapabilmek için güçlü kol ve bacak kaslarına sahip olmak gerekiyor. Bu sporu öğrenmek için girişimde bulunanlar başlangıçta, yapamayacaklarını düşünüyorlar. Ama eğitmenler acemi bir kişinin 2-3 günlük bir süre içinde bu sporu çok kolay öğreneceklerini dile getiriyorlar. Onlara göre bir öğrencinin başarılı olması için sabırlı olması gerekiyor. Ve de çok çalışması. Böylece öğrenme aşamasında defalarca denize düşen kişi sabırlı olabildiği sürece başarılı olmaması imkansız. 

Tüm dünyanın ilgi odağı durumunda olan Rüzgar sörfü, sörf tahtasına takılan üç   bölümden oluşuyor. Bunlar yelken direği, yelken ve tutma çatalıdır. Sörf tahtası, suda yüzecek kadar hafif olması için polyester ya da polietilen gibi bir malzemeden yapılır ve içi köpükle  doldurulur. Tahtanın üst kısmı, sörfçünün ayağının kaymaması için   pürüzlü olarak hazırlanıyor. Arka yüzü ise, suda hızlı gitmesi  için pürüzsüz yapılır. Öte yandan tahtanın altında, ortasında, denge oluşumunu sağlayan denge kanatçığının takıldığı bir yank bulunur. Sörf tahtasının ön yüzünde yelken direğinin girdiği bir delik vardır. Rengarenk görünümlerden oluşan yelkenin direği ise kullanımı kolaylaştırmak amacıyla çok esnek olarak yapılır. 

Bu nedenle, bugün Dünya'da ve Türkiye'de bu spor için birçok okul açılmış durumda. Ancak son yıllarda sörf malzemeleri oldukça pahalı olduğu için bu alana ilgi ve öğrenme isteği biraz azalmış durumda. Yine de dünyanın pek çok yerinde hala en sevilen spor olma özelliğini koruyor. 

Kıyılarda sert rüzgarlarla karşılaşan sörfçüler, denizin üzerinde bir masal kahramanı gibi dalgalarla oynamaları sayesinde her an sahillerin aranan yıldızları oldular. Ve öyle çok sevildiler ki yapılan yarışlara ilgi çok yüksek oldu. Yaz aylarının başlamasıyla beraber eğlenmek ve de tatil yapmak amacıyla gittiğimiz koylarda esen rüzgarın ihtişamına kapılarak güzel görüntüler sunan sörfçülerle karşılaşıyoruz çoğu zaman. Öyle ki yaptıkları hareketleri seyrederken biz yaşadığımız o an'ı unutarak sanki televizyonda bir film izliyormuşuz gibi onları takip etmeye başlarız. Her nereye gidiyorlarsa biz de gözlerimizle peşlerinden gideriz. Uzaklardan gelen büyük bir dalgayla karşılaşan sanki kendimizmişiz gibi tepkiler veririz. Ve yaptıkları her başarılı atraksiyona alkışlarımızla karşılık veririz. Ya da düşmeler halinde üzülürüz. Bizi böylesine etkileyen bu ilginç sporun yapıldığı en güzel yerler ise: Fransa'da Tenerif sahilleri, Güney Amerika kıyıları, Haiti ve Kanarya Adaları. Türkiye'de ise; Çeşme'de Ilıca ve Alaçatı, Çanakkale'de Güzelyalı, Bodrum, Yalıkavak ve Gümbet sahilleridir. Ve bu yerler düzenlenen sörf yarışları sayesinde, her yıl dünyanın birçok yerinden gelen yarışçıların yaptıkları şovlarla daha da canlanıyor.

 

 

   Kaynakça:
   Varan'la Yol Boyunca

    Sayı: 74  Eylül-2002

 

 

Gönen Gerzile'ye teşekkürlerimizle

Denizce