|
|
 |
Suskunluğum her şeyi kabullendiğim anlamına gelmez. Erdemimdendir
de diyemeyeceğim. Karar aldım kendi kendime sanal alemde de artık
büyük yazı karakteriyle , muhtelif noktalama işaretlerini
ekleyerek birbirine bağırmayacağım öyle ulu orta.
Evet, kararlıyım. Bana gelen herhangi bir maildeki yazıyı,
şiiri ya da ince espriyi altına –netten- ibaresi ekleyip
yollamayacağım sana. Düşüncelerimi, bana ait olan hislerimi
benimle birlikte toprak olup gitmeden paylaşacağım seninle arada
bu satırlarda.... |
İlkbahar geldi tüm güzelliğiyle İstanbul’a, nasıl
yakıştı bir bilsen. Yeşillikler içinde, tomurcuklarını henüz patlamaya
hazırlanan çiçeği burnunda gelinlik kız misali süslenen bir ağaca
yaslanıp, boğazın müthiş manzarasını izledim dün akşam gün batımında.
Sitem dolu olmayacak anlatacaklarım, dedim ya
bahar geldi, med-cezirler yaşatmak istemiyorum satırlarımda.
Şu an işyerimdeyim.Tahmin edeceğin gibi yine
dayanamadım mola verip laflamak istedim seninle biraz. Bir yandan da
kapitalizm işte, işlerimi toparlıyorum. Frene basıyorum sıkça bu
aralar. Kelimelerimi tartıp öyle konuşuyorum. Daha az başım ağrıyor
inan.
Bazen yelkenleri suya indiriyorum, yüreğimdeki
martıların çığlıklarını duyuyorum. İnsanları anlamak ne kadar güçmüş
meğer. “Ben olduğum gibiyim, isteseniz de istemeseniz de değişemem”
diye bağırıyor o martılar. “ Gereğinden fazla değer verdiğim insanlar
oluyor. Zamanla bana değer vermediklerini görünce de bırakıyorum kendi
hallerine kendi değerleriyle kalıyorlar.
Yelkenleri suya indirmemeye çalışmak zafer değil,
bilakis bence asıl marifet yeniden yelken açabilmektir yalnızlıklar ve
karamsarlıklardan sıyrılıp sonsuz umut dolu, sınır tanımayan
okyanuslara. Başaracağım galiba ben de. Baksana, istemekle kalmadım,
yelken açtım bile bu satırlarda o uzak diyarlara...
İtiraf ediyorum, iç dünyamdaki özüm ferman
dinlemiyor, sınır tanımıyor. Hayat benim kime ne? doyasıya tadını
çıkararak yaşamaksa en doğal hakkım... İçim cıvıl cıvıl, bahar dalları
gibi kabına sığmıyor yüreğim. Gökkuşağı gibiyim desem yeridir,
çiçekler açmak üzereyim... Aldım başımı gidiyorum canım, yelken açma
vaktim geldi çattı yine, korkarım kimse tutamaz beni...
Fırtınalar misali esip geçmeyeceğim artık. Çünkü
her seferinde o anlarda ağzımdan çıkan her söz, yalçın kayalara çarpan
dalgalar misali vuruyor kıyılarıma. İşte o anlarda dudaklarım bal
demek isterken balta çıkıyor ağzımdan ve olanlar oluyor. Bu sıralarda
koşuşturmayı bırakıp biraz durup soluklandım ve bekledim arkamdan bana
yetişmeye çalışan öz benliğimi. Ruhum da duruldu dingin denizler
misali. İşte o yüzden yeniden doğmuş gibiyim. Karamsarlık limanından
çoktan demir aldım. Ufkum da, bahtım da açık. En azından öyle
hissediyorum.
“Susmuştun. Bu ne şimdi böyle?” diyeceksin.
Haksız sayılmazsın. Ben böyleyim işte. Gördüğün gibi hayat gemimle
yaptığım seferimi seyir defterime işliyorum. Soru işaretlerime birer
birer çelme taktım, ünleme ya da sıra noktalara dönüştüler. Ufkum
öylesine açık ki, umurumda değil dünya.
Seferdeyim şimdilerde, eşsiz güzelliklerle süslü
keşfedilecek yeni rıhtımlara. İçimde sensiz kalma korkusu da yok
artık. Aksine seni sensiz yaşamaya da alışmanın yeni filizlenen
tutkusu ve varolmanın verdiği o eşsiz güzellik hakim benliğimde.
Elim erdikçe işleyeceğim düşüncelerimi nakış
misali bu seyir defterime. Hayat dediğim bu seferde deniz fenerim
olacaksın. Işığını gördükçe beni kayalıklardan, karamsarlıktan
koruduğunu bileceğim. Ardından gülümseyip, açığından geçerken saygıyla
selamlayacağım.
Her ne kadar ayrı limanların iklimlerinde seyir
halinde olsak ta;
Ben senin ben de tiryakilik yapan ışığınla
aydınlanmak isterim her zaman,
Yalnızlık rıhtımından yelken açtığım
okyanuslarda...
Nil’den İnciler.... 08.04.2005
Nilgün Taş'a teşekkürlerimizle
Denizce

|