| |
http://www.yankiyazgan.com
Bir kitabın kapağında “Sır” gördüğünüzde, uzun
yaşamanın, ya da mutlu olmanın sırrı sanırsınız. Oysa, iş dönüp
dolaşıp çok para kazanmanın sırrına geliyor. Dokunduğunu altın
etmenin yollarını anlatan değişik kitapların sonuncu kuşağı, bir
sır perdesini kaldırıp, altından bir çekim yasası çıkartıyor. Bu
kitap kuşağının İngilizce orijinalleri, tercümeleri ve Türkçe
kopyaları aynı minvalde, nasıl olur da işinizi gücünüzü
arttırır, paranıza para katarsınızın teorisini yapıyorlar.
Beynimizin yaydığı enerjinin pozitifliğinin evrendeki diğer
pozitif enerjileri çekeceğini öne süren ve bunun “bilimsel”liği
için de, nereden geldiği belirsiz doktor ya da filanca uzmanı
dışında bir “kanıt” getirmeyenlere bakarsanız, olumlu düşünün,
her şey olumlu olsun. Ah keşke...
Manyetik alan. Peki, beynimizin enerjisini ve
manyetik alanını hesaplamaya kalkalım dilerseniz. Her elektrik
akımının olduğu yerde bir manyetik alan varsa, ki beyin
hücreleri arasında elektro kimyasal bir iletişim sistemi olduğu
bir “sır” değil, o zaman beynimizin de bir manyetik alanı
vardır. Bu alanıın yaydığı “enerji”nin kafatasımızın engelini
aştıktan sonra geriye kalan kısmı 10-15 (on üzeri eksi onbeş)
Tesla (oldukça zayıf) bir güçtedir. Dünyanın çekim gücünün 10-5
Tesla olduğunu düşünürseniz, bu gücün zayıflığı, pratik olarak
saç telini bile etkilemesinin pek mümkün olmadığı görülebilir
(Aradaki 10 kat fark çok çok büyük). Üstelik, farkın küçük
olması bir yana, güç kaynağından uzaklaştıkça, yani dibinde
olmadıkça, çekim kuvveti aradaki uzaklığın karesi ile ters
orantılı olarak düşer. Olmayan bir çekim kuvvetinin çekiminden
söz ediyoruz.
Pozitif pozitifi çeker’in fiziksel
geçersizliğini orta 2’deki science hocamız Godzi bile
bilebilirdi (Hocam, bağışlayın). Benzer elektriksel yükler
birbirini iter. O zaman ben pozitif düşününce, pozitif düşünceyi
itmiş olmayacak mıyım? Bu arada düşüncenin beyin işleyişinde
yarattığı elektriksel yükü, içeriği ile aynı olmak zorunda
değil. Pozitif düşünce, negatif elektrik yükü ile de temsil
edebilir. Örneğin, uyarıcı bir beyin aktivitesi, durdurucu bir
hücreyi uyarıyorsa, net etkinin uyarma değil durdurma olması
gibi... Kafalarınızı karıştırıp, hayatın sırrını elinizden
alıyor gibi yaptığımın farkındayım. Bu keyif kaçırıcı
davranışımı bir tür “kral çıplak” demek olarak görebilirsiniz.
Kral’ın çıplak olduğunu görmek istemediğimiz, daha doğrusu
görmeye zihnimiz müsait olmadığı için, söylenene dudak bükeriz.
Hayatın bir sırrı olduğunu, bu sırrın ilk
getirisinin de para kazanmak olacağını vaat eden bir kitabın
sadece ABD’de 3 milyon satmasını ciddiye alıyorum. Böyle bir
sırrın olamayacağını söyleyene kulak vermek, hayatın yapısına
aykırı. Yine de, konuşayım. Özünde iyimser olan zihinlerimiz,
hayatın tehlikelerini azımsayarak, tehditleri küçümseyerek ve
eninde sonunda olacak olanı hiç akla getirmeyerek bütün bu
tatsızlıklardan kaçınabileceğimizi hissettirirler. Bu da bize
hayata tahammül edebilmemizi, biteviye bir ayakta durma
mücadelesi vermemizi sağlar.
İstersek yaparız mı? Ama abartmayalım. Sanki
her şeyi “istersek yaparız”mış gibi düşünmek bir an için iyi
gelebilir Her yapamadığımızı, istemediğimizden değil,
yapamadığımız için de yapamıyor olabiliriz. İrademizle,
istersek, her şeyi yapabileceğimizi bize telkin eden fikirlerin
sahiplerine bakarsanız, fakirler pozitif düşünemedikleri için
fakirleşiyorlar. Evlenmek istedikleri halde bunu yeterince güçlü
istemeyenler (Telli Baba’ya kadar gidip tel bağlamaya
üşenenler), tabii ki, evlenemiyorlar.
Oysa, hayatın bir sırrı olsa, bunu bir kitaptan
okuyup öğrensek, kısmetimizin açılması bir an meselesi olabilir.
Hayatın sırrı, bence, ölümü unutturan her düşüncede gizlidir.
Kralın çıplak olduğunu göre göre, onu giyinikmiş gibi algılayan
düşünceyi üreten zihnimiz, zaten pozitif düşüncelerle doludur.
Zengin olmayı ya da daha basitçe (1970’lerin fantezisi) Prenses
Caroline’le ya da Nastasya Kinski ile (anneanne olmuştur
herhalde) sevgili olmayı hayal eder, gerçeğini bulmadan da,
idare etmemizi sağlar. Hayal gücümüz, hayatın, yaşamanın
sırrıdır. Bazen istediğimizin gerçekleşmesi değil,
gerçekleşmemesi bizi hayata bağlar. Gördünüz mü, alın size bir
sır daha...
Prof. Dr. Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

03.07.2007 |
|