|
Yaşam, aldığımız nefeslerin sayısıyla değil, nefesimizi
tuttuğumuz anların sayısıyla ölçülür…
Hiçbir zaman hiçbir şey yapmadan duramayız. Nasıl ki denize
atılan boş bir şişenin içi hemen suyla dolarsa, boş bir zihin de
hemen düşüncelerle dolar. Doğumdan sonraki ilk saatlerden
itibaren bilgileri istifleriz. Bu yığının içinde yol alabilmenin
hiç de doğal bir şey olmadığını, ancak belirli bir bilgi bir
türlü aklımıza gelmediğinde fark ederiz. “Dilimin ucunda ama…”
Bellek bir örgütlenme mucizesidir. Gelgelelim bellek daima
kendisine önemli görünmüş olan şeyi depolar. Bu yüzden sağlıklı
bir beyinde de anılar boşluklarla doludur. On yıllar içinde işe
ve yolculuklara hangi çantalarla gittiğimizi çoktan unuttuk.
Ancak ilkokul çantamızın rengini hâlâ çok iyi biliyoruz. Buna
“anımsama etmeni” deniliyor. İnsanlara yaşamlarının hangi
evresinden daha çok ve daha güçlü izlenimler kaldığı sorulursa,
bunların genellikle iki ile yirmi yaş arasındakiler olduğu
görülür.
Her sabah yataktan çıkıp güne başlamak kimileri için bir
eziyettir, bazılarıysa aynı saatte kendilerini enerji dolu
hissederler. Saatin gösterdiği zaman, güneş ışığı ya da kahve
ölçeği herkes için aynıdır. Demek ki bu zıtlık bizim içimizde
yer alıyor olmalı. Peki, neden bazı çağdaşlarımız durup
dinlenmeksizin, bir randevudan bir diğerine koşarken hiç
zorlanmadıkları halde, bazıları da gün içindeki bir ya da iki
işi bile oflaya puflaya yapıyorlar? Ünlü “emekli sendromu
denilen” sendromda, emekliler vakit yokluğundan yakınırlar ve bu
durum açıkça içsel, öznel zaman duygusuyla açıklanabilir.
Başarısızlığı önlemek ve stres reaksiyonundan kurtulmak için
inanılmaz basitlikte bir çare vardır. Nasıl olursa olsun hareket
etmek. Zebralar, koştukları için mide ülseri olmazlar. Amerikalı
stres araştırmacısı Robert Sapolsky aradaki bağıntıyı böyle
ifade etti. Bir set squash, bir tur koşu, hatta yoga bile stres
hormonlarının seviyesini yeniden konsantre olup çalışılabilecek
duruma getirebilir. Bu yüzden spor yaparak dengeleme, mal
olduğundan daha fazla zaman sunar.
Epidemiyolog Michael Marmot ve meslektaşları mevki ile yaşam
beklentisi arasında huzursuz edici bir bağıntı buldular.
Hiyerarşinin en alt kademesindeki memurlar, en üst kademedeki
şeflerinden üç kat daha fazla hasta oldukları gibi, şefleriyle
aynı yaşta olanların ölüm olasılıkları da üç kat fazla. Bir
memur grubu hiyerarşinin ne kadar alt sıralarında yer alıyorsa
tipik stres belirtileri de bir o kadar artıyor. Kan değerleri
kötüleşiyor, kalp krizi rizikosu artıyor, sağlık durumu genel
olarak tehdit altında oluyor. Bu farklılıklar sadece
hiyerarşinin iki kutbunun karşılaştırılmasıyla ortaya çıkmıyor.
En üst mevkiinin hemen altındaki memurlar, iyi maaş alan ve
büyük itibar sahibi kısım şefleri bile açıkça bütün bir
hiyerarşiye hükmeden amirlerinden daha kötü bir ruh hali
içindeler.
Her hücrede bir zaman ölçme mekanizması gizlidir. Sineğin ve
insanın hücreleri temel olarak aynı yapıya sahip oldukları için,
insan da içinde milyarlarca saat barındırır. Amerikalı
kronobiyolog Jay Dunlap, insan bedenini bazı saatlerin tik
taklarının açıkça duyulabildiği, bazılarının ise sessizce
çalıştığı devasa bir saatçi dükkânına benzetiyor. Ne var ki, en
dakik saatler bile hep yeni baştan kurulmadıklarında, günün
birinde tempolarını kaybediyorlar.
Yeniyetmeler Neden Gece Kuşudur? Hemen hemen tüm yeniyetmeler
tam bir baykuşturlar. Bunun kesin nedenleri bilinmiyor; her
halükarda; gece hormonu melatonin 18 yaşındaki gençlerin çoğunda
ancak saat 23.00’e doğru salgılanır, dolayısıyla uyku
gereksinimi de ancak bundan sonraki saatlerde ortaya çıkabilir.
Sabahlara kadar eğlenmeye olanak veren bir gece hayatının
bulunmadığı ücra yerlerde bile gençler sabahları uykularını
alamamış oluyorlar. Genç insanlar ancak yirmili yaşlarında
sabahları yeniden dinç oluyorlar – sonunda günün birinde
yaşlanınca tam bir sabah kuşuna dönüşüyorlar. Bu da muhtemelen
bedenin yaşlılıkta genel olarak daha az melatonin üretmesinden
kaynaklanıyor.
Kendimizi bir işe verdiğimizde, günün yarısının geçtiğini
bize sadece açlığımız hatırlatır. Kahveleri içmemizin hemen
ardından dünya adeta daha hızlı döner. Genellikle bu etkiyi
görmezden geliriz, çünkü dikkatimizi ona vermeyiz; ancak
Amerikalı psikolog Richard Block kontrollü deneylerde bunu
kanıtlamıştır. 200 miligram kafein alındığında insanlar zaman
dilimlerini her zamankine göre yüzde 50’ye varan oranlarda daha
kısa algılamaktadırlar. Çünkü kahvedeki etkin madde genel
heyecanı artırır ve algılamanın bir yere odaklanmasına yol açar.
Yıllarla birlikte insanlar genellikle huzur bozucu bir
keşifte bulunurlar. Ne kadar yaşlanırlarsa zaman da o kadar
hızlı akıyor gibidir. Örneğin kendi çocukluğumuzda olağanüstü
uzun görünen, belirli bir bayram günü ile doğum günümüz
arasındaki süre, bugün göz açıp kapayıncaya kadar geçmektedir.
Bunun tek nedeni bayramların artık eskisi kadar önem
taşımamaları da değildir. Bütün yaşantılar birbirlerine
yakınlaşırlar, sanki hedefine doğru gittikçe hızlanan bir yarış
arabasının içinde gidiyor gibiyizdir.
Peki, insanlar neden yakın geçmişten ziyade gençliklerinden
bir şeyler hatırlarlar? En eski hatıraların daha çok silinmiş,
yenilerin ise daha taze ve daha zengin olması gerekmez miydi?
Bunun neden tersi olduğunu, yukarıda anlattığımız ve çok iyi
kanıtlanmış anımsama etmeni açıklamaktadır. Genç yaşlarda beyin
daha fazla izlenim kaydeder. Beynin nasıl yaşlandığı büyük
ölçüde bizim onu ne kadar çok çalıştırdığımıza bağlıdır. İdman
yapmak nöronların işlev görme yeteneğini ve böylelikle zekâyı da
ileri yaşlara kadar iyileştiriyor; son yıllarda yapılan büyük
araştırmalar bunu göstermiştir. Örneğin düzenli olarak kurslara
katılan yaşlılar bellek testlerinde, kendilerinden daha az aktif
akranlarına göre daha iyi sonuçlar elde etmektedirler; çapraz
bulmaca çözmenin bile ölçülebilir bir etkisi olmaktadır. Çok
meşgul insanlarda zihinsel etkinlik, Alzheimer hastalığını bile
durdurmaktadır.
Hareketlilik, zihindeki gerilemeyi bir ölçüye kadar telafi
bile edebilir. Yine de en iyisi gerilemenin başlamasına hiç izin
vermemektir. Çünkü zorlanmayan bir beyin daha 40 yaşında
gerilemeye başlar, bunun sonuçları daha sonra görülür. Buna
karşılık zihnini yaşamı boyunca kullananların, sağlam bir
bellekle yaşlanma şansları vardır. Bu kişiler yaşlılıkta zamanın
hızlanmasından da, başkalarına göre daha az şikâyetçi
olacaklardır. Yaşlılık yılları, zihinsel açıdan aktif olanlar
için daha yavaş akar.
ABD vatandaşlarının dörtte üçü elektronik postalarına günde 1
saatten fazla zaman ayırıyorlar. Araştırmaya katılanların yüzde
41’i sabahları maillerine ilk defa daha dişlerini fırçalamadan
önce bakıyorlar, bir o kadarı da, sırf bilgisayarlarındaki posta
kutularına bakmak için geceleri bir kez özel olarak yataktan
kalktıklarını itiraf ediyorlar. Yüzde dördü, eğer bir dizüstü
bilgisayarları varsa, tuvalette otururken bile e-postalarına
bakıyorlar.
Bestseller yazarı Dr. Stefan Klein'ın 1. Baskısı Ülkemizde Ocak
2011’de yayımlanan “ZAMAN (YAŞAMIN HAMMADDESİ)- Zeit Der Stoff
Aus Dem Das Leben Ist – Eine Gebrauchsanleitung” adlı eserinden
derlenmiştir.
Halit Yıldırım'a
teşekkürlerimizle
Denizce

09.06.2011
|