|
|
 |
1923 [nüfus kaydında 1926] yılında Göğceli [Gökçedam] köyü,
Osmaniye, Adana'da doğdu. Asıl adı Kemal Sadık Göğceli olup,
Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğluydu.
Aslen
Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye
ilçesine bağlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi
Birinci Dünya Savaşı’ndaki işgal yüzünden uzun bir göç
süreci sonunda Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite
(bugün Gökçedam) köyüne yerleşmişti. |
Küçük yaşta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybeden Yaşar
Kemal 5 yaşındayken babasının Hemite Camiinde namaz kılarken
öldürülmesine tanık oldu. Burhanlı köyü ilkokulunda
başladığı ilköğrenimini Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda
tamamladı. Adana’da ortaokula devam ederken bir yandan da
çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ortaokulu son sınıfta
terk ettikten sonra çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu
Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliği (1941), Adana
Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai
Mücadele’de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe
köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında,
batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında
kontrolörlük yaptı. Yirmiye yakın işte çalıştığı bu yıllarda
en uzun işi beş yıl üst üste yaptığı çeltik tarlalarında
kontrolörlük oldu. Bu arada 17 yaşındayken siyasi nedenlerle
ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. Askerlikten sonra 1946’da
gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz
kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir
süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptıktan sonra
arzuhalcilik yapmaya başladı, çeşitli güçlüklerle
karşılaştığı için bu işi de sürdüremedi. 1950’de Türk Ceza
Kanunu’nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak savıyla
tutuklandı ve bir süre Kozan Cezaevi’nde yattı. 1951’de
salıverilince İstanbul’a gitti.
Kısa bir işsizlik döneminin ardından Cumhuriyet gazetesinde
röportaj yazarlığı ile başladığı gazeteciliği fıkra yazarlığı ve
kurduğu yurt haberleri serisinin yönetimi ile sürdürdü
(1951-63). 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde Genel
Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez
Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963’te ayrıldığı gazetecilikten
sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967’de
haftalık dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu
olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel
Kitabı adlı yapıttan dolayı 18 ay hüküm giydi. Bu karar Yargıtay
tarafından bozuldu. Ant dergisindeki yazılarından dolayı çeşitli
kovuşturmalara uğradı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın
kuruluşuna katıldı ve 1974-75 yıllarında ilk genel başkanlığını
üstlendi. 1995’te Der Spiegel’de çıkan bir yazısı dolayısıyla
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, 20 ay hapis
cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi. PEN Yazarlar Derneği
üyesi. Halen İstanbul’da yaşamakta ve yazarlık ile yaşamını
sürdürmekte olan Yaşar Kemal bir çocuk babasıdır.
Yazar küçük yaşlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz
çalmaya, türkü söylemeye ve destanlar anlatmaya başladı.
Yöredeki halk ozanlarıyla karşılıklı atışmalar yaptı. İlkokulda
okurken şiir yazmaya başladı. Köy köy dolaşarak folklor ürünleri
derledi. Bu yıllarda şiirlerini Kemal Sadık Göğceli adı ile
Türksözü (1939), Yeni Adana (1939) ve Vakit (1940) gazetelerinde
ve Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, Beşpınar dergilerinde yayımladı.
1940’lı yıllarda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresindeki yazar
ve aydınlarla ilişki kurdu ve şiirleri o dergide de yayımlanmaya
başladı. Abidin Dino ve ağabeyi Arif Dino ile kurduğu yakınlık
onun düşünce ve edebiyat dünyasının gelişimini etkiledi.
Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde çalıştığı dönemde eski Yunan
klasiklerinden Çukurova tarihine kadar pek çok kitapla tanışma
olanağı buldu. Bu sıralarda Orhan Kemal’le de tanıştı. İlk
öyküleri “Bebek”, “Dükkâncı”, “Memet ile Memet” 1950’lerde
yayımlandı. İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi ise 1944’te Kayseri’de
askerliğini yaparken yazdı. Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde
konularını Çukurova ve Çukurova insanından aldı; bu yöre
insanlarının ekonomik sıkıntılar ve güç doğa koşullarındaki
savaşımını insan-doğa-çevre ilişkisi içerisinde ele aldı;
giderek uzun öykülere yöneldi.

Bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar (1943), o güne
değin hiç derlenmemiş ya da çok az ilgi gösterilmiş
tekerlemeleri ve ağıtları gün ışığına çıkardı. Bu ağıtları 16
yaşından itibaren derlemeye başlayan yazar, daha sonra
Karacaoğlan’ın yayımlanmamış şiirleri üzerine çalıştı. Söz
konusu derleme ve çalışmalar, yazarın ileride yazacağı romanlara
önemli ölçüde malzeme sağladı.
Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Yaşar Kemal imzası ile
yazmaya başladı. Bu dönemde Anadolu insanının iktisadi ve
toplumsal sorunlarını dile getirdiği dizi röportajları ile
tanınmaya başladı: “Yanan Ormanlarda Elli Gün” (1955), “Çukurova
Yana Yana” (1955), “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün”
(1955), “Peri Bacaları” (1957). 1952’de yayımlanan ilk öykü
kitabı Sarı Sıcak’ta da yer alan “Bebek” öyküsünün Cumhuriyet
gazetesinde tefrika edilmeye başlandığı dönemde yazarın imzasına
olan merak giderek artmaya başladı. 1953-54’te Cumhuriyet’te
tefrika edilen ilk romanı İnce Memed ise büyük ilgi uyandırdı.
Türkiye’de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak
nitelenebilecek 1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde
makineleşmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki ağalar
arası rant savaşımının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü
üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal’in romanlarının ilk evresinin
ana temasını oluşturmuştur denilebilir. Ağa baskısı karşısında
dağa çıkan eşkıya İnce Memed’le yazar, bir destan kahramanını
anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da
eleştirisini yapar. Roman, ağalara karşı Çukurova’nın yoksul
halkına arka çıkan İnce Memed’in halkı için savaşımını konu
alır. Roman kahramanının Toroslar’da beş köyün bütün
topraklarına sahip bir ağaya karşı direnişi ve çekişmeleri uzun
bir serüveni kapsar. Sonunda İnce Memed toprakları gerçek
sahipleri olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip
kayıplara karışır ve bir efsane kişisi haline gelir. Yazarın
kendi deyimiyle “mecbur adamın” öyküsüdür İnce Memed.
Yayımlandığı dönemde büyük yankı yaratmış olan İnce Memed’de
yazarın geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden
yararlanarak çağdaş düzeyde romantik bir öykü kurduğu gözlenir.
Teneke (1967), Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı
mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir
kaymakamın trajik öyküsünü işler, “aydının mücadele gücü”nü dile
getirir. Daha sonra bu romanı iki perdelik oyun biçiminde
sahneye uyarlamıştır.
Psikoloji ve simgesel öğelerin yer yer ağır bastığı “Dağın
Öteki Yüzü” üçlemesinin ilk kitabı olan Orta Direk’te (1960)
yazar, “Torosların arka yanındaki” bir köyün insanlarının, pamuk
tarlalarında ırgatlık yapmak için, Çukurova’ya doğru yola
koyuluşlarını, tabiatla dövüşe dövüşe Çukurova’ya varışlarını
anlatır. Roman destansı bir hava içinde ve bu havaya uygun bir
Türkçe ile kaleme alınmıştır. Bu “üçleme” yazarın, Orta Direk’in
önsözünde de belirttiği gibi, kendi yaşantısı ve tanıklığıdır.
Dizinin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır (1963) bir köy
topluluğunun mit yaratması öyküsüdür. Yer Demir Gök Bakır’da,
güçlükler içinde bunalan, yaşama şartlarını değiştirmek için bir
umutları, bir düşünceleri olmayan köylülerin, insanoğlunun
çaresiz kaldıkça başvurduğu çözüme başvurarak, bir mit
yaratmalarını ve bu mite sığınışlarını anlatır. Üçlemenin son
kitabı Ölmez Otu’nda ise bir yandan değişen koşullar içinde bu
mitin yıkılışı anlatılırken, diğer yandan da bir kişinin bir
cinayet mitini yaratışı anlatılır. Üçlemenin ilk iki kitabında
korkunç sefalet koşullarında duygulanımlara kapılmadan, büyük
bir serinkanlılıkla ve bir romancı gözü ile köyün ekonomik ve
toplumsal gerçekliği, köylülerin yaşama ve çalışma koşullarını
veren Yaşar Kemal Ölmez Otu’nda nesnel koşulları geri plana
alarak doğrudan doğruya insana eğilir.
|
 |
“Irmak Roman” niteliğindeki “Akçasazın Ağaları” adlı dizinin
ilk iki kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve
Yusufcuk Yusuf’ta (1975) ülkenin tarihsel gelişimi
sürecinde Çukurova’daki toplumsal yapının değişimi
anlatılır: Derebeyi artığı ağa tipinin çöküşünü, yok
oluşunu ve bu yok oluşa koşut giden gelişmeyi; bir başka
yönüyle Demokrat Parti’nin kredi yardımları ile tarımdan
para kazanan ağaların sanayiye yatırım yapmalarını
anlatarak eski toprak ağalarının yavaş yavaş sanayici
olmaları sürecini betimler.
Ne var ki Yaşar Kemal bu toplumsal değişme sürecinin üzerinde
fazla durmaz; asıl göstermek istediği, bir düzenin
çöküşü ve yozlaşmasıdır. Bu romanlarında Çukurova’da
kapitalizmin gelişmesiyle yok olmaya yüz tutan bir
yapının son çırpınışlarını, toprak ağası iki ailenin
gerçeğinde verir. |
Hüyükteki Nar Ağacı’nda, Çukurova’da tarımdaki makineleşme
sonucunda ortaya çıkan işsizlik sorunu ele alınır. Çukurova’ya
çalışmaya inen kırsal kesim insanının bu yeni gelişme
karşısındaki dramını ve çaresizliğini işler. “Kimsecik”
üçlemesinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu yarı özyaşam öyküsü
niteliği taşımaktadır. Van Gölü kıyısındaki bir köyden yine
Çukurova’ya göçen bir ailenin karşılaştıkları sorunlar
çevresinde göç serüveni yansıtılır. Bu üçlemenin ortak noktasını
köy insanlarının, özellikle de bir köy çocuğunun duyguları,
düşünceleri, özleyişleri oluşturmaktadır. “Korku” teması bu
“üçleme”nin odağında yer almaktadır. Özellikle “üçleme”nin
ikinci kitabı Kale Kapısı “korkunun romanı” olarak
nitelenebilir. “Üçleme”nin son kitabı Kanın Sesi bir evdeki
kişilerin, daha çok da bir çocuğun, Salman’ın öyküsüdür aynı
zamanda, Salman’la birlikte bütün çocukların öyküsüdür. Kanın
Sesi “korkunun sesi”, “cinayetin sesi” olduğu kadar “sevginin
sesi”dir de.
Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve
masallarından yararlanmıştır. Halk öykücülüğünden yola çıkarak,
sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik
öykülerini Üç Anadolu Efsanesi (1967) adıyla yeniden kaleme
almıştır. Ağrıdağı Efsanesi’nde (1970) bir aşk olayından yola
çıkarak ve bu simgesel tema içerisinde baskı karşısında halkın
dayanışma gücünü; Binboğalar Efsanesi’nde (1971) ise Toros
eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçmeleriyle
ortaya çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş
yaşamlarına duydukları özlemi anlatır. Osmanlının son
dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa çıkmış bir eşkıyanın
yaşamını Çakırcalı Efe’de (1972) ele alır. Filler Sultanı ile
Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da ise yine bir halk öyküsünden
yola çıkar; alegorik bir üslupla sömürenlerle sömürülenler
arasındaki ilişkiler anlatılır.
Yaşar Kemal 70’li yılların ortalarından itibaren yazarlığında
yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler
vermeye başlar. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuşlar da Gitti
(1978) ve Deniz Küstü (1978) romanlarında yazar ilk kez Çukurova
dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinir. Deniz
Küstü’de büyük kentin karmaşasını, yozluğunu işler. Deniz
insanının kentteki yaşam serüveninden yola çıkarak kente
yabancılaşmasını, deniz doğasının yok oluşunu yansıtır. Aynı
olguyu Kuşlar da Gitti’de çocukların dünyasından ele alır. Bir
deniz kasabasındaki insanların sorunlarını, uğraşılarını,
birbirleriyle ilişkilerini Al Gözüm Seyreyle Salih’te dile
getirir.
“Bir Ada Hikâyesi” üçlemesinin ilk kitabı olarak kaleme
aldığı Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’da Ege’de mübadele
hükümleri gereğince Yunanistan’a göç ettirilen Rumların
boşalttığı bir ada ekseninde Balkan Savaşı’ndan Sarıkamış’a
değin, yakın tarihte yaşanan acıları dile getirir. K. Şahin,
romanı değerlendirirken “Romanın asıl amacı, mübadele sonrasının
kıpırtısızlığında bu topraklarda yaşanan savaşlara, çoktan
unutulmuş olan, kimsenin sözünü bile etmediği, etmek istemediği
savaşlara dair bir şeyler anlatmak sanki” der.
Yazarın Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri
olan destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan,
türkülerden ve çağdaş roman tekniklerinden yararlanarak vardığı
birleşim ve üslup onu her bakımdan özgün bir çağdaş sanatçı
kimliğine ulaştırmıştır. Kurduğu imge ve mit dünyası,
benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı,
kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri,
yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan
özellikler olarak görünmektedir. Anlatımındaki özgünlük “düşle
gerçeği, doğayla insanı iç içe” vermedeki başarısından
kaynaklanmaktadır. Yarattığı dünyanın dış görünümünü etkileyici
bir biçimde çizer. Şiirsel üslubu, olağanüstü düş gücü, modern
romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu
özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir.
Yazarın İnce Memed adlı romanı yaklaşık 40 dile çevrilerek
yayımlandı. Diğer romanları da çok sayıda yabancı dile çevrildi;
kitaplarının yurtdışındaki baskısı 140’tan fazladır. Bu bağlamda
uluslararası bir üne sahip olan Yaşar Kemal ilgili kurum ve
kişilerce Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterilmiştir.
Roman ve öykülerinden yapılan uyarlamalarla çağdaş Türk
tiyatrosuna da katkıları oldu; Yer Demir Gök Bakır, “Uzundere”
adıyla 1965’te; Teneke yazarın oyunlaştırması ile Gülriz
Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından 1965’te ve Ağrı Dağı
Efsanesi 1974’te çeşitli tiyatrolar tarafından sahnelendi.
Birçok yapıtı da sinemaya uyarlandı. Bunlardan “Beyaz Mendil”i
1955’te Lütfü Akad; “Namus Düşmanı”nı 1957’de Ziya Metin;
“Alageyik”i 1959’da, “Karacaoğlan’ın Sevdası”nı 1959’da ve “Ölüm
Tarlası”nı 1966’da Atıf Yılmaz; “Ağrı Dağı Efsanesi”ni 1974’te
Memduh Ün; “Yılanı Öldürseler”i 1981’de Türkân Şoray; “İnce
Memed”i 1984’te Peter Ustinov ve “Yer Demir Gök Bakır”ı 1987’de
Zülfü Livaneli yönetti.

Yaşar Kemal Hakkında
Yaşar Kemal’i
Okumak
Altan Gökalp
Yetim, kekeme, tek gözlü: İskandinavların en görkemli tanrısı
Odin’i niteleyen bu üçlü Türk destanlarındaki kahramanların da
oluşumunda karşılaşılabilecek ve kahramanları güçlüler,
düşmanlar ve doğaüstü güçlerle savaşıma girişmeye itecek
“eksikliklerin” kökeninde yer alan bu özellikler, eşsiz bir
yazar olacak olan Yaşar Kemal’de de bulunur.
Kekemedir, ancak dilin en büyük ustalarından biri olur; tek
gözlüdür, ancak olağanüstü bir imge ve renk yaratıcısı olur.
Yetimdir ve bu yoksunluğun gizleri kişisel dostluklarından
politikaya, savaşımlarından özellikle yazma dürtüsüne dek uzanan
geniş bir alanda kavranabilir.
Bir “ilk sahne” (scéneprimitive) olarak görülebilecek ve
yazarın birçok kez andığı olayın ağırlığı bilinir. 1 Üvey
kardeşi, on yaşına kadar kekeme kalacak olan küçük Kemal’in
gözleri önünde camide namaz kılmakta olan babalarını öldürür. Bu
kardeşin sanki doğrudan Kutsal Kitap’tan çıkmış bir kökeni
vardır: 1915’te Rus ordusunun Van gölü kıyılarına kadar
ilerlemesinden kaçan ailenin izlediği yolun kenarında bulduğu
kundak bezine sarılmış terk edilmiş bir bebektir. Baba
olmadığından, sonradan ortaya çıkan Kabil benzeri bu üvey
kardeşin gizi ve acı verici varlığı çok sayıda metinde sık sık
ortaya çıkar: Yağmurcuk Kuşu bu baba öldürme eylemini bir
“açıklama” çabasıdır. Levirlik (kayınalma) geleneğinde anne
ölenin erkek kardeşiyle evlenir. Çok güçlü, buyurgan bir kadın,
babanın yerini de dolduracak bir anne olacaktır.
Babanın yokluğu, çalınmış çocukluk, Kabil ve Habil’in izleri
çoğunlukla aldatıcı, kimi zaman da en beklenmedik biçimlerde bir
romanın başlığında ya da bir anlatının içinde ortaya çıkarak Y.
Kemal’in imgeleminde sürekli yer alır.
Yaşar Kemal’in
Romanları
Raymond Williams
Herhangi bir şey olabilen romanla her şeyin yapılabileceği
söylenir. Gerçekten de, “roman” bir biçim değil de biçimler
topluluğu olduğundan, olağanüstü bir olaylar ve yaşantılar
yelpazesini kapsayıp dile getirmesine olanak sağlayan bir
esnekliği olduğu görülür. Bütün bunlara karşın, romanın
toplumsal değişimin anlatımı için tek uygun biçim olduğuna
inanmak da olanaklıdır. Ben bu inançtayım. Yıllar önce The Long
Revolution (Uzun Devrim) adlı kitabımda bunu betimlemeye
çalışmış, romanı “Toplumun temelde kişisel açıdan, kişilerin de,
ilişkiler aracılığıyla, temelde toplumsal açıdan görüldüğü” bir
yazı türü olarak tanımlamıştım. “Bütünleme denetlenicidir, ama
kuşkusuz, irade yoluyla sağlanması söz konusu değildir. Eğer
yapılabilmişse, bu yaratıcı bir buluş olur...” demiştim. O
günden bu yana ne zaman bu türden çağdaş bir romancı örneği
vermem istense, aklıma gelen ilk ad Yaşar Kemal olmuştur.
Türk Köy Romanı
Bağlamında Yaşar Kemal
Güzin Dino
Köy yazını özellikle Yaşar Kemal’in ilk yazılarıyla yeni bir
boyut kazanacaktı. Adana yöresinden olan Yaşar Kemal, 1952’de
Sarı Sıcak’ta topladığı dikkat çekici öykülerle yazmaya başlar.
1955’te İnce Memed’le ün kazanır. Epik türde, hızlı bir ritmle
yazılmış, gerçeklerle fantazmları birleştiren romanlar birbirini
izleyecektir.
Yaşar Kemal’in romanları genellikle Çukurova ya da Toros
dağlarında geçer, son derece geniş boyutlu bir sorunsalı içerir:
Kendini, ansızın kapitalist modern düzene geçmiş, yeni toprak
sahipleri, doğanın yok edilmesi, Doğu ve Batı şoku, eski ve yeni
söylenceler, ideolojilerin çarpışması, tüm bir dünyanın değişimi
gibi yeni durumların karşısında bulan eskiye bağlı bir köy
toplumunun geçirdiği dönüşümleri anlatır.

Eserleri
ÖYKÜ
1952 Sarı Sıcak
1975 Bütün Hikâyeler
ROMAN
1955
İnce Memed, 1. c.
1969
İnce Memed, 2. c.
1984 İnce Memed, 3. c.
1987
İnce Memed, 4. c.
1955
Teneke
1960
Orta Direk
1963
Yer Demir Gök Bakır
1968
Ölmez Otu
1974
Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti
1975
Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf
1976
Yılanı Öldürseler
1976
Al Gözüm Seyreyle Salih
1978
Allahın Askerleri
1978
Kuşlar da Gitti (uzun öykü)
1978
Deniz Küstü
1982
Hüyükteki Nar Ağacı
1980
Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I
1985
Kale Kapısı / Kimsecik II
1991
Kanın Sesi / Kimsecik III
1997
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
2002
Karıncanın Su İçtiği
2002
Tanyeri Horozları
DESTANSI ROMAN
1967
Üç Anadolu Efsanesi
1970
Ağrıdağı Efsanesi
1971
Binboğalar Efsanesi
1972
Çakırcalı Efe
RÖPORTAJ
1955
Yanan Ormanlarda 50 Gün
1955
Çukurova Yana Yana
1957
Peribacaları
1971
Bu Diyar Baştan Başa
1974
Bir Bulut Kaynıyor
DENEME - DERLEME
1943
Ağıtlar
1961
Taş Çatlasa
1974
Baldaki Tuz (1959-74 gazete yazıları)
Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu
ile)
1980
Ağacın Çürüğü: Yazılar-Konuşmalar (der. Alpay Kabacalı)
1985
Yayımlanmamış 10 Ağıt
1997
Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri (haz. Alpay
Kabacalı)
1995
Ustadır Arı
1995
Zulmün Artsın
ÇOCUK ROMANI
1977
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
ÇEVİRİ
1977
Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile)
ÖDÜLLERİ
1955 “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün”
adlı röportaj dizisi ile
1955
Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı
1956 İnce Memed ile 1956 Varlık Roman Armağanı
1966 Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile
1966 İlhan İskender Armağanı
1966 “Teneke” oyunu ile 1966 Uluslararası Nancy
Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü
1974 Demirciler Çarşısı Cinayeti ile 1974
Madaralı Roman Armağanı
1977 Yer Demir Gök Bakır ile 1977 Fransa
Eleştirmenler Sendikası En İyi
Yabancı Roman
Ödülü
1978 Ölmez Otu ile 1978’de Fransa’da En İyi
Yabancı Kitap Ödülü
1979 Binboğalar Efsanesi ile 1979 Fransa “Büyük
Jüri” En İyi Kitap Ödülü
1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü
1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur
payesi
1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü 1985 Sedat
Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
1986 Kale Kapısı ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü
1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü
1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts
et des Lettres Nişanı
1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur
Doktorası
1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı
1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası
1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü
1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı
1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü
Ödülü
1996 Kanun Sesi ile 1996 Akdeniz Yabancı Kitap
ödülü (Perpignan, Fransa)
1996 VIII Katalunya Uluslar arası Ödülü
(Barcelona, İspanya)
1996 Human Right Watch Hellman-Hammet "Baskıya
Karşı Cesaret Ödülü"
(New York,
ABD)
1997 Premio Internazionale Nonino Ödülü (İtalya)
1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü
(Uppsda, İsveç)
1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü
(Danimarka)
1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka
ile ortak
1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar
Birliği ödülü
1998 Frei Üniversitesi Berlin fahri doktora
1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat
ödülü
2002 Bilkent Üniversitesi fahri doktora
2003 Z. Homerus Şiir ödülü
2003 Savanos ödülü (Selanik)
2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek
ödülü.
Kaynakça:
http://yasarkemal.net
|