e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Yaşlanmanın Evrimi ve Biyolojisi

Prof. Dr. Demir Tiryaki     

 

Yaşlanma antik çağlardan beri bilinen ve zamanın ilerleyişi ve fonksiyonların giderek kaybedilmesi ile karakterize edilen bir süreçtir. Canlı yada cansız tüm varlıklar zaman içinde yaşlanır. Bunların içinde sadece insanoğlu yaşlanmaya karşı direnmektedir. Çünkü yaşamaktan memnundur. Canlılığın amacının sadece, sahip olduğu özelliklerinin (genlerinin) bir sonraki nesile geçirmekten ibaret olmadığını, başka tadların da var olduğunu farketmiştir. Ortalama insan ömrünün, yaşlanmaya izin verdiği günümüzde ihtiyarlamanın biyolojisini öğrenmek ve geciktirmek için çeşitli çalışmalar yapmıştır. Özellikle son 30 yılda molekülsel biyolojideki ilerlemeler sayesinde yaşlanmayla ilgili pek çok teori geliştirilmiştir.

 

Yaşam şartlarının uzun ömürlülüğü zorlaştırdığı eski çağlarda ihtiyarlıktan pek bahsedilmezdi. Hatta mitolojik bir öyküde pembe tırnaklı şafak tanrıçası Aurora (eos) kocası Tithanos için Zeus’dan ölümsüzlük istemiş; ancak ölümsüz olan kocası zamanla yaşlanıp küçülmüş ve sonunda terkedilmiştir. Çünkü Aurora, kocası için sonsuz gençlik istemeyi aklına getirmemiştir. Sonsuz gençliğe kavuşabilmek için daha sonraları Simyacılar tarafından pek çok uğraş verilmiştir. Nihayet 1952’de DNA’nın yapısının aydınlanması ile başlayan biyolojik devrim, bugün insan yaşlanmasının mekanizmalarını açıklamaya başlamıştır. Yaşlanmanın sebebi ister insan evriminin doğal bir sonucu, ister fazla kalori almanın keyfi, ister  kullanılıp atılan somatik hücrelerin varlığı, ister immun sistemin zaafı, ister genlerdeki bir program, ister DNA kusurlarının ya da atık maddelerinin birikimi, ister serbest radikallerin etkisi ve oksidatif stres, ister telomerlerin kısalması hatta isterse hırçın parçacıkların yüzünden olsun, sonuçta bir veya bir çok genin ya da onların ürünlerinin doğal yapılarının bozulmasıyla gelişir. Ancak 1800’lerde istatistikçilerin fark ettikleri ve günümüzde de tüm canlılar için yaşanan gerçek, seksüel olgunluk sürecinde yaşlanma ve ölüme neden olacak şanssızlıkların azlığıdır.

 

DNA teknolojisindeki ilerlemeler yaşlanmanın geciktirilip ömrün uzatılabileceğini ima etmektedir. Bodnar ve arkadaşlarının Science 279:349 (1988) de yayınlanmış çalışmasında kültürdeki 3 farklı tip hücreye Myeloprolifertive sarcoma virüs vektörü ile insan telomeraz alt biriminin geni tranfekte edildikten sonra negatif kontrollerine göre telomerazı express eden hücrelerin 20 defa fazla çoğaldıkları görülmüştür. Eğer benzer neticeler invivo’da da elde edilirse, bu gençleşmenin bedelini ölümsüzleşerek yani kanser olarak mı ödeyeceğimizi zaman gösterecektir.

Yaşlanma belki geciktirilebilecek ama durdurulamayacaktır. Zira termodinamiğin 2. yasasına göre kendiliğinden gelişen olaylarda düzensizliğin artması kaçınılmazdır.

 


 

 

 

                                                      Prof. Dr. Demir Tiryaki'ye teşekkürlerimizle

                                                                                Denizce