| |
Yaşlanma antik çağlardan beri bilinen ve zamanın ilerleyişi ve
fonksiyonların giderek kaybedilmesi ile karakterize edilen bir
süreçtir. Canlı yada cansız tüm varlıklar zaman içinde yaşlanır.
Bunların içinde sadece insanoğlu yaşlanmaya karşı direnmektedir. Çünkü
yaşamaktan memnundur. Canlılığın amacının sadece, sahip olduğu
özelliklerinin (genlerinin) bir sonraki nesile geçirmekten ibaret
olmadığını, başka tadların da var olduğunu farketmiştir. Ortalama
insan ömrünün, yaşlanmaya izin verdiği günümüzde ihtiyarlamanın
biyolojisini öğrenmek ve geciktirmek için çeşitli çalışmalar
yapmıştır. Özellikle son 30 yılda molekülsel biyolojideki ilerlemeler
sayesinde yaşlanmayla ilgili pek çok teori geliştirilmiştir.
Yaşam şartlarının uzun ömürlülüğü zorlaştırdığı eski
çağlarda ihtiyarlıktan pek bahsedilmezdi. Hatta mitolojik bir öyküde
pembe tırnaklı şafak tanrıçası Aurora (eos) kocası Tithanos için Zeus’dan
ölümsüzlük istemiş; ancak ölümsüz olan kocası zamanla yaşlanıp
küçülmüş ve sonunda terkedilmiştir. Çünkü Aurora, kocası için sonsuz
gençlik istemeyi aklına getirmemiştir. Sonsuz gençliğe kavuşabilmek
için daha sonraları Simyacılar tarafından pek çok uğraş verilmiştir.
Nihayet 1952’de DNA’nın yapısının aydınlanması ile başlayan biyolojik
devrim, bugün insan yaşlanmasının mekanizmalarını açıklamaya
başlamıştır. Yaşlanmanın sebebi ister insan evriminin doğal bir
sonucu, ister fazla kalori almanın keyfi, ister kullanılıp atılan
somatik hücrelerin varlığı, ister immun sistemin zaafı, ister
genlerdeki bir program, ister DNA kusurlarının ya da atık maddelerinin
birikimi, ister serbest radikallerin etkisi ve oksidatif stres, ister
telomerlerin kısalması hatta isterse hırçın parçacıkların yüzünden
olsun, sonuçta bir veya bir çok genin ya da onların ürünlerinin doğal
yapılarının bozulmasıyla gelişir. Ancak 1800’lerde istatistikçilerin
fark ettikleri ve günümüzde de tüm canlılar için yaşanan gerçek,
seksüel olgunluk sürecinde yaşlanma ve ölüme neden olacak
şanssızlıkların azlığıdır.
DNA teknolojisindeki ilerlemeler yaşlanmanın
geciktirilip ömrün uzatılabileceğini ima etmektedir. Bodnar ve
arkadaşlarının Science 279:349 (1988) de yayınlanmış çalışmasında
kültürdeki 3 farklı tip hücreye Myeloprolifertive sarcoma virüs
vektörü ile insan telomeraz alt biriminin geni tranfekte edildikten
sonra negatif kontrollerine göre telomerazı express eden hücrelerin 20
defa fazla çoğaldıkları görülmüştür. Eğer benzer neticeler invivo’da
da elde edilirse, bu gençleşmenin bedelini ölümsüzleşerek yani kanser
olarak mı ödeyeceğimizi zaman gösterecektir.
Yaşlanma belki geciktirilebilecek ama durdurulamayacaktır. Zira
termodinamiğin 2. yasasına göre kendiliğinden gelişen olaylarda
düzensizliğin artması kaçınılmazdır.
Prof. Dr. Demir Tiryaki'ye teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|