|

Yazının Kaldığı
Yerde...
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan
‘Doğu’dan Batı’ya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünyasından Anılar’
sergisi, kitabın zaman ve kültür içindeki yolculuğundan görkemli
bir kesit sunuyor.
Bir zamanlar bir sanat eseriymiş, o... Saraylarda onu yapan
ustalar en yüksek ücreti alır, en yüksek mertebede sanatkârlar
olarak kabul edilirlermiş. Her bir ayrıntısı farklı bir
uzmanlık, bilgi ve deneyim istermiş. Kolay taşınır, dünya
üzerinde tarih boyunca elden ele gezermiş. İçeriği ise, ona
sahip olan her insanın önünde bambaşka bir dünyanın kapılarını
açarmış. Sonra gün gelmiş devran dönmüş, zaman hep aleyhine
işlemeye başlamış. Elden değilse de git gide gözden düşmüş adına
kitap denen nesne; gün olmuş, gündelik olmuş ve çağa böylece
ayak uydurur hale gelmiş.
‘Doğu’dan Batı’ya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünyasından Anılar’
sergisini adımlarken ister istemez düşünmeye başlıyoruz
‘kitap’ın zaman ve kültür içindeki yolculuğunu. Sabancı
Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin bu yeni sergisinde en çok
‘bir sanat eseri olarak kitap’ fikrini anımsıyorsunuz çünkü.
Sergide yer alan el yazmaları, Kuran-ı Kerim’ler öylesine
etkileyici ki dilini bilmeyip anlamasanız bile
vuruluveriyorsunuz onlara; insanoğlunun çağlar boyu yarattığı
kültürün en estetik, en büyüleyici yanına...
Kitap Tutkunu
Bir Koleksiyoncu
Sakıp Sabancı Müzesi İstanbul’u sallayan Picasso sergisinin
ardından, dünyanın en büyük koleksiyoncularından birine,
Calouste Gulbenkian’ın koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor bu
sefer. Lizbon Calouste Gulbenkian Müzesi’nden 111 seçme eseri
ağırlayan müzenin müdiresi
Dr. Nazan Ölçer, Gulbenkian’ın iki önemli özelliğinin bu
serginin çıkış noktası olduğunu vurguluyor: İstanbul doğumlu
olan Gulbenkian’ın koleksiyonunda yer alan Osmanlı-İslam sanatı
eserlerinin, Doğu kültürü açısından büyük önem taşıması ve
koleksiyonda sadece en iyinin de iyisine yer verilmesi...

Yaşamını Portekiz’de sürdüren ve topladığı eserler
Lizbon’daki müzesinde sergilenen Gulbenkian, bu topraklarda
doğmuş ve tipik bir gayrimüslim Osmanlı ailesi içinde yetişmiş.
Dolayısıyla zevkleri de bu doğrultuda gelişmiş. Koleksiyonunu
19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın ilk yılları arasındaki
belli dönemde toplayan Gulbenkian’ın en önemli özelliklerinden
biri koleksiyonuna kattığı eserlerin kaynaklarını, hatta onları
elde ederken yaptığı yazışmaları bile açıkça ortaya koyması. Çok
katı prensipler etrafında, ikinci sınıfa hiç yer vermeden
toplanan bu koleksiyonda kötü durumda olan ve tarihe yenilen
hiçbir eser yok. Üstelik Doğu Batı sanatı ayrımı gözetilmeden
oluşturulmuş bir koleksiyon bu. Yine de içinde esen Osmanlı
rüzgârını göz ardı etmek imkânsız. Nazan Ölçer’e göre Gulbenkian
koleksiyonunun sergilenmesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin misyonuna
tam olarak denk düşüyor: “Biz bu müzede Batı sanatının seçkin
isimlerini sergilemeye çalışıyoruz; Picasso gibi, Haziran ayında
gelecek olan Rodin gibi. Ama diğer yandan da Osmanlı, Türk
sanatıyla, tarihiyle de ilgili sanat eserlerini getirmeyi
sürdürüyoruz. Bu çerçevede bizim iki türlü bir bakış açımız,
sergileme siyasetimiz var diyebilirim. Gulbenkian koleksiyonu da
bu anlamda bizim için çok büyük önem taşıyor.”
Bir Sanat Eseri
Olarak Kitap
Sergide, Gulbenkian Müzesi’nde bile fazla sergilenemeyen,
hassas yapılarından dolayı her zaman sergilenmesi de doğru
olmayan kitaplar var. 13. yüzyıldan 20. yüzyıla gayet nadir
kitaplardan oluşan bir koleksiyonla karşılaşıyoruz. Bunun içinde
Avrupa kralları için hazırlanmış özel nüshalar, ünlü ressamların
resimlediği kitaplar, çok önemli İslami el yazmaları ve Kuran-ı
Kerim’ler yer alıyor. Ayrıca 20. yüzyıla yaklaştığımızda Japon
kitaplarını, yanında art nouveau, art deco gibi sanat akımlarını
yansıtan ciltleri görüyoruz. Ayrıca ünlü İznik çinileri,
kadifeler, işlemeler ve çatmalar da kitaplara belli bir sayıda
eşlik edercesine sergileniyorlar. İşte böylece 111 eserlik
‘Lizbon Calouste Gulbenkian Müzesi’nden Başyapıtlarla Doğu’dan
Batı’ya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünyasından Anılar’ başlıklı
sergi ortaya çıkıyor.

“Kitap sergilemek zordur, hem korunma koşulları, hem de son
derece dar bir kesimin ilgisini çekmesi bakımından. Ama ben bu
sergide bunun değişeceğine inanıyorum. Çünkü sergide yer alan
kitapların ciltlerindeki güzellik, bezeme, günümüzde
teknolojiyle birlikte artık çoktan unuttuğumuz estetik hazzı
hatırlamamızı sağlıyor. Kitap hem bir sanat eseri olarak hem de
içeriğiyle bizi besler. Örneğin Osmanlı sarayında da en değerli
nesne kitaptır. Kitap sanatlarıyla ilgili kişilerin maaşları
herkesten daha fazladır. İçeriği, cildi, tezhibi, kaligrafisi
ile başlı başına bir sanat dalı olarak kabul edilir ve
yüceltilir. Bu sergi bize bunu, kitabın aslında bir sanat eseri
olduğunu hatırlatmaya yarayacaktır” diyen Ölçer’e göre bu sergi,
kitapla tarih içinde değişen ilişkimiz üzerine de ayrıca
düşünmemizi sağlayacak.
İki İşadamının
Buluşması
Sergiyi gezerken Gulbenkian’ın kişisel beğenisi doğrultusunda
insanoğlunu güzelin, estetik olanın peşine düşüren tutkuyu,
koleksiyoncunun tutkusunu anlamamak imkânsız. Doğu’da ya da
Batı’da olsun güzel olan her türlü yaratımın yitirilmemesi,
toplanması gerektiğini gözlerinizle görüyorsunuz. Diğer yandan
da Gulbenkian koleksiyonunun Osmanlı’nın o pek çok dilden,
dinden, kültürden oluşan renkli topluluğunun yüzyıllar içinde
ortaya koyduğu ortak ruhu, ortak beğeninin tüm karakteristik
özelliklerini üzerinde taşıması sergiyi gezenlerin gözünden
kaçmayacaktır.

Koleksiyoncunun tutkusunu anlamak demişken, serginin bir
diğer dikkat çekici özelliğini de söylemeden geçmeyelim.
Gulbenkian çok zengin bir kişi. Petrol ticaretiyle uğraşmış,
Musul petrollerinden aldığı yüzde beşlik payla adından çok fazla
söz ettirmiş, çok tanınmış bir tüccar. Tıpkı Sakıp Sabancı gibi.
Sergi bu iki ilginç, tanınmış işadamının, iki tutkulu
koleksiyoncunun da buluşması niteliğini taşıyor.
Nisan ayının on beşinde açılan sergiyi, 28 Mayıs’a kadar
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde görebilirsiniz.

Kaynakça:
SkyLife Mayıs 2006
Oylum Yılmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

|