http://www.yankiyazgan.com
“Yazarak rahatlıyorum, kendimi tedavi ediyorum” diyordu da
inanmıyordum. Oncologist dergisinin şubat sayısında Nancy Morgan
ve ark’nın yazdığı makalede, kemoterapi gören kanser
hastalarının tedaviye uyum ve yarar görürlüklerinin
izlenimlerini ve duygularını dile döktükleri ölçüde arttığı
bildirildi. Hastanede yatarken internet bağlantısı ile
blog’larını oluşturmalarına olanak sağlanmasının ardından,
kansere ilişkin hasta bloglarında bir patlama yaşandığı
belirtilen makalede, yazdıkça yazası gelen hastaların çoğunun
daha önce yazıp çizmeye fazla bir merakları da yok.
İnsan beyninde yazmaya özel bir merkez henüz tanımlanmadı,
ama yazının dilin gelişiminin bir ürünü olduğu düşünülüyor.
Yazmanın aşırısı olabilir mi? Bazı epilepsi türlerinde gözlenen
“aşırı derecede yazma” diye tanımlayabileceğimiz hipergrafi adı
ile bilinen belirtinin ise, beynin dil işlevlerinden sorumlu sol
temporal bölgesinin bir aksaklığı sonucunda ortaya çıktığını
biliyoruz. Aynı bölgede, örneğin bir damar tıkanıklığı olduğunda
ortaya çıkan sorunlu sonuçlardan birisi ise, karşısındakinin ne
söylediğini pek anlamaksızın “aşırı derecede (ve genellikle boş)
konuşma” oluyor (Wernicke afazisi). Çok yazan, çok konuşan
kişilerin ya rahatlama arzularının pek fazla olduğunu ya da
susmayı bilmediklerini de düşünebiliriz.
Nereden geldik buraya, tıp fakültesinde miyiz, diye düşünmeye
başlamış olmalısınız. Ama zaten herkesin ya fahrî doktor ya da
fahrî avukat (bu liste diğer meslek gruplarını kapsayacak
şekilde uzatılabilir) olduğu bir ülkede, bu kadar bilgiyi
kendinize çok görmeyin. Yazın, çizin, kendinizi anlatın. Ömrünüz
uzasın.