| |
Almanya’da yaşadığımız yıllar. Zeki, yerinde duramayan,
yeniliklerden mutlu olan ve devamlı üreten bir arkadaşım var.
Sedat. Sedat 5 yaşında… En keyif aldığımız oyunlardan biri
hazine aramak. Sedat ile birlikte Pazar günü hazine aramaya
karar verdiğimiz köye, ben ve eşim Güven Cumartesi gününden
gidip belli yerlere hazineler yerleştiriyoruz. Hazine dediğimiz
bitpazarından aldığımız eski oyuncak, alet, kitap gibi şeyler.
Genelde 2 tane olmasına dikkat ediyorum. Bulunca paylaşacağız.
Hazine yerlerini işaretlediğimiz haritaları çizdiğimiz kağıdı
eskitip rulo haline getiriyoruz. Sedat “haritaları nereden
buluyorsun” diye sıkıştırıyor bizi. “Bu bir sırdır
söyleyemeyiz.” Deyip geçiştiriyoruz.
Pazar günü gittiğimiz köyde kahvaltımızı yapıp başlıyoruz
hazinemizi aramaya. Sedat’ın anne ve babası mutlu. Güven mutlu.
Biz her bulduğumuz hazineden sonra daha da mutluyuz. Bazen
hazine paylaşımında ciddi ciddi kapıştığımız olmuyor değil ha.
Mesela büyücülerin kullandığı cam küreler vardır ya. Onlara
benzer bir küre bulmuştuk bir gün. Bulmuştuk diyorum çünkü o
küreyi oraya biz yerleştirmemiştik. Yani gerçekten bulunan bir
hazineydi o. Ve ben, küreyi Sedat’tan kurtarabilmek için o gün
benim payıma düşen tüm hazinelerden vazgeçmek, tümünü Sedat’a
vermek zorunda kalmıştım. Ne halta yarayacaksa o küre bozuntusu.
Üstelik de boyaları çizilmiş, kenarları çatlamış, örselenmiş bir
büyücü küresi. Çocukluk işte…
Ve ne halta yaracaksa o küre sarıp sarmalanarak İstanbul’a
getirilmişti bir de.
O günler aklıma geldi bu gece. Küreyi arayıp buldum hobi
dolabımda. Alıp çalışma masama getirdim. Tozlanmış, sildim
temizledim, avuçlarımın arasına aldım, dikkatlice bakmaya
başladım içine. N’oldu bir tahmin edin… Edemezsiniz. Mümkünatı
yok neler olduğunu düşünemezsiniz. Gözlerinizle görseniz,
gözlerinize inanamazsınız ama bana inanmak zorundasınız dostlar.
Kürenin merkezinde ebemkuşağının tüm renkleri olağanüstü bir
güzellik ve parlaklıkla belirmeye, ışık kümeleri muhteşem bir
müzik eşliğinde dans etmeye başladı. Ben nefes almaktan korkarak
bu şöleni izliyorum. Hiç bitmesin istiyorum ama renkler yavaş
yavaş azalıp yerini sislere bıraktı ve sisler arasında yüzlerce
yıl yaşanmışlığı pamuk saçlarından, kırış kırış olmuş yüzünden
ve kocaman ve dostça gülümseyerek bana bakan gözleriyle yaşlı
bir nine belirdi. Ben gözlerimi ovuşturup 2 tane de tokat attım
yanağıma, yine baktım küreye nine hala orada… Şelalede dökülen
su sesleri gibi bir ses duydum. Nine konuşmaya başladı. “Korkma
Korhan” dedi. “Şaşırma da. Ben Doğa Ana’yım. Aylardır beni
hatırlamanı bekledim. Benden bir şeyler istemeni, sormanı
bekledim.” Ben şaşkın ve zavallı. “Yok.” Dedim. “Yok sağol.
İstediğim, öğrenmek istediğim hiç bi şey yok.” Nine daha bir
sevecen baktı. “Peki Korhan’ım merak ettiğin, kendin için
istediğin bir şey yok. Doğru mu anlamışım.” “Evet, doğru…”
dedim. Nine biraz daha yaklaşarak sordu. “Pekiiii, arkadaşların,
sevdiklerin, dostların için de mi hiçbir isteğin yok.” Ne
salaklık değil mi benim ki. Telaşlandım birden. “Var.” Dedim.
“Dostlarım için var. 2010 yılında O’nlar için bir şeyler
yapabilir misin.” Nine bu kez mutlu oldu. “Evet. “ dedi. “Onlar
için yapabileceklerim var. Öncelikle sağlıklı bir yeni yıl
sağlayabilirim onlar için. Sonra mutluluk, başarı, bol kazanç…
Kazanç deyip geçme haaa. Kazanç çok geniş kapsamlıdır. Sadece
para değil. İstenilen ve ulaşılamayan her şeye ulaşmış olur
kazanç sahibi. Bebek, ev, araba, seyahat, iş, müşteriler…” Ben
şaşkın bakarken sisler yoğunlaşmaya başladı. Birden aklıma
geldi. Sordum heyecanla. “Bir de kazanacak süper loto, sayısal
loto veya piyango bileti numarası söylesen…” Nine sisler
arasında kaybolurken baktı “Söylerim Korhan’cığım. Yaz” dedi
kaybolurken. “20–10 …” Nine’nin söylediği son numaraları
duyamadım. Küreyi yeniden sildim. Yeniden salladım. Avazım
çıktığı kadar “Nineeeeeeeeeee…” diye bağırdım….
Sonra Güven’in beni sarsarak uyandırmasıyla kendime geldim…
Tüm Mutlu Rüyalarınız Yeni Yılda Gerçek Olsun…
Sevgi ve dostluğumuzla…
Korhan - Güven YURTSEVER
Korhan ve
Güven Yurtsever'e
teşekkürlerimizle
Denizce

09.01.2010
|
|