Yeni Yıl
Hesap Verebilir Olursa Mutluluk ve Güzellik İçinde Kutlanır
Yeni yıl
nedeniyle çok sayıda dost, arkadaş, tanıdıktan çok içten
duygular ile yeni yıla ilişkin mutluluk, sağlık, esenlikler
dileklerini ifade eden mesajlar alıyorum. Tabii günümüzde
mutluluk artık yaşam biçiminin bir yansıması olarak beyinden
yansıyan duygular yüzlerden okunmaktadır. Mutlu olmak önce
insanın beyninde gerçekleşmelidir. Beynindekiler
gerçekleşmiyorsa mutlu olması beklenilemez. Beyninizdekilerin
maddi ve manevi anlamda gerçekleşmesi için önce sağlıklı
olmanız, huzurlu olmanız, kimsenin sizin en temel insani
haklarınıza müdahale etmemesi, başınızı sokacak bir evinizin
olması ve bunların üzerinde de sosyal yaşantınızın düzenli
olması gerekir. Günümüzde dünyanın da içinden geçtiği ekonomik
kriz, artan işsizlik, milyonlarca insanın açlık sınırında
yaşaması, bölgemizde akan kan ve gözyaşları, artan çevre
kirliliği, küresel anlamda iklim değişimlerinin yol açtığı
çevresel etkiler insanın mutluluğunu gölgeleyen faktörlerin
başında gelmektedir.
Ancak buna
rağmen, bilim ve aklın öncülüğünde doğanın iyi anlaşılması,
doğanın yasalarının insanlık uğruna doğru planlanması ve
yönetilmesi halen insanın elinde olması nedeniyle dünya
istenirse daha yaşanılır duruma getirilebilir.
Mutluluk
Ancak Eğitim ve Sistematik Çalışma ile Sağlanır
Günümüzde
gelişmişlik, zenginlik ve refahın paylaşımı eğer bulunduğunuz
coğrafyada yer altı ve yer üstü zenginlikleriniz yok ise ciddi
bir eğitim ve sistematik çalışma ile sağlanmaktadır. İyi eğitim
ve sistematik çalışma disiplini de ancak ciddi bir demokrasi ve
eleştiri kültürü ile sağlanabilir. Cumhuriyetimizin kuruluşu ile
yakalanan eğitim seferberliği ve üretme coşkusu ne yazık ki
bugün sürdürülmekten uzak bulunmaktadır. Ülkemizin eğitime
dayalı yetişmiş insan gücü ile üretmesi, yaşamı anlamlı kılması
ve kaliteli yaşaması ise yeni yıldaki en büyük arzumuzdur.
Her Yeni Yıl
Geçmişi ve Geleceği Sorgulayıcı Olmalıdır
İnsanlığın
bulunduğu coğrafyalarda kendilerine göre yeni yıl takvimleri
bulunmaktadır. Kimimiz 31 Aralık akşamını, kimi14 Ocak, kimi 21
Mart, kimi de 15 Ağustosu ve diğer kültürlerde farklı zamanları
yeni yılın başlangıcı olarak görmektedirler. Dünyanın güneşin
etrafından bir defa dönmesi ile tamamlanan yıl doğal olarak
bizleri bir iç sorgulamaya zorlamaktadır. Ne yapıldı, ne
yapılmadı, gelecek ile ilgili ne yapılabilir? Bu sorgulamanın
kişiliği gelişmiş, birey olmuş, toplumda kendi yerini bulmuş her
aklıselim sahibi kişi tarafından yapıldığı düşünülür. Ancak
kurumsal olarak da yapılması daha da anlamlı olacaktır. Türkiye
gibi halen sistematik bir çalışma disiplini oluşmamış, kendi
içinde ekonomik ve değişik sosyal sorunları barındıran bir ülke
için mutlaka bir iç sorgulama yanında geleceğe ilişkin plan ve
programların yapılması gerekir. Yalnızca devletin TBMM’ inde
bütçe ve planlamanın yapılmasının yeterli olmadığı
görülmektedir. Toplumun da toplam bir bilince erişmesi gerekir.
Bu bilinç de ancak çağına uygun nitelikli bir eğitim ile
sağlanacaktır. Dünyanın biricik tecrübesi iyi eğitim alan, bilim
ve teknoloji üreten toplumların bireyleri daha donanımlı ve
sorun çözme becerisine sahip ve de refah içinde
yaşayabilmektedirler.
Bu bağlamda
yeni yılları insanların ve kurumların kendi kendilerini
sorgulamaları için hep bir fırsat olarak görürüm. Diğer kurumlar
kadar üniversitelerin bu sorgulamadan ve planlamadan kendilerini
daha çok sorumlu hissetmeleri gerekir diye düşünüyorum.
Üniversiteler
Her Yıldönümünde Kendilerini Sorgulamalıdır
Üniversitelerin bir toplumun en üst eğitim kurumu olmaları
yanında toplumun geleceğini şekillendirecek bireylerin
eğitildiği ortamlar olarak çağına karşı sorumlu olduklarından
plan, program ve eleştiri kültürünü en çok onların sağlaması
gerekir. Ancak ne yazık ki ülkemiz üniversiteleri sistematik
kurum kültürünü halen istenilen düzeyde sağlayamadı.
Gezdiğimiz,
gördüğümüz bütün dünya ülkelerinde bizden geri ülkelerde bile
yıllık bilimsel faaliyetler izlenir, her öğretim üyesinin ve
birimin yıllık faaliyetleri izlenir. Yıllık planların
gerçekleşme durumu ve geleceği irdelenirken ülkemizde maalesef
bu sorgulama yapılmamakta; bu durum üniversitelerde verimsizliğe
neden olmaktadır. Uzun zamandır her yıldönümünde izlediğimiz
manzara günü kurtarmanın ötesine geçemediğimiz yönündedir.
Yıllık olarak konulmuş hedefler ve gerçekleşme durumunun
sorgulandığı hiç bir üniversitemizi şu ana kadar göremedik.
Bunun birinci nedeni üniversitelerin özerk olamamasıdır.
Üniversiteler iç eleştiri güçlerini kaybettikleri için
yöneticiler de kendilerini topluma hesap vermek zorunda
hissetmiyorlar.
Üniversitelerimiz Dünya Sıralamasında İstenilen Yerde
Değillerdir
Bugün
üniversitelerimizin içinde bulunduğu durum dünya
üniversitelerinin durumundan çok çok farklı konumda
bulunmaktadır.
Ülkemizde
planı programı, alt yapısı, öğretim kadrosu olmayan çok sayıda
kamu ve vakıf üniversitesinin açılması, on binlerce öğrencinin
üniversitelilik umudunun kırılmasına neden olmuştur. Özerklik
konusunda AB standartlarında 8 üzerinden 1.5 değer alan, dünyada
ilk 500 sıralamasında bir tek üniversite bile olmayan ülkemiz
üniversitelerinin bu vesileyle yeniden kendilerini bir iç
sorgulamadan geçirmeleri ve gelecekte Türkiye'nin dünyanın
gerisinde kalmaması için üzerlerine düşen görevi yapmaları
gerekir.
Tarihçi
E.H.Carr ‘Geçmişini anlamayan, onu bir kez daha yaşamak zorunda’
der. Anadolu’da çok güzel bir söz vardır “Geçmişini bilmeyenin
geleceğine de başkası karar verir”. Üniversiteler düzenli olarak
kendilerini sorgulayarak yenilemedikleri için uzun zamandır
kısır bir döngü içinde hareket etmekte ve günden güne de
üniversite dışı güçlere daha bağımlı hale gelmektedirler.
Halen bilim
politikası ve misyonu olmayan veya kâğıt üzerinde var olup da
hayata geçiremeyen, kendi yöneticilerini belirleyemeyen, en
küçük bir program oluşturma faaliyetini YÖK’ün bilgisi dışında
sağlayamayan bir üniversite ne bilgi üretir ne dünyada ilk 500
sıralamasına girer ne de yaşama katkıda bulunup dönüşüm
sağlayabilir. Bu bağlamda her şeyden önce 2009 yılında ülkemizin
önceliği eğitime, bilime ve yeni bir yüksek öğretim ve
üniversite yasasına vermesi gerekir.
Yeni Yıl
Bilinç ve Bilgi ile Kutlanırsa Anlamlıdır
Her yılın
sonuna doğru toplumda yeni yılın nasıl kutlanacağı telaşı sarar.
Bilinçli ve sistematik olarak, çalışalım, üretelim aynı zamanda
yeni bir yılı tamamlamanın mutluluğu ve huzuru ile kutlayalım.
Yaşanan ekonomik kriz, çevremizde başta Filistin ve Irak olmak
üzere akan kan ve gözyaşları insan olarak hepimizi derinden
üzmektedir. Dünyanın her gün artan ve artık taşınamaz
sorunlarına yeni bir model ve yaklaşımın hakim olması
kaçınılmazdır. Nüfusu 7 milyarı bulan, çarpık gelişme ve açlığın
kol gezdiği dünya artık zorlanmaktadır. Ülkemizde keza artan
gelir dağılımı dengesizliği, yaşam kalitesinin düşmesi, sosyal
ve kültürel farklılıkların yarattığı etkiler ve yönetsel
sorunlar beraberinde sosyal sorunları da doğurmaktadır. Her şeye
rağmen yeni yılda aklın egemenliğinde sağlıklı, mutlu, onurlu ve
barış dolu bir evren kette yaşamak zor olmakla beraber
mümkündür. Yeni yılı içtenlikle kutlayalım ancak biraz da hep
beraber sağlıklı sistematik bir toplum ve dünya yaratma
konusunda ne yapabiliriz sorusunu da kendimize soralım. Biraz
doğa ve insan hakları bilinci ile yer yüzeyinde aynı toprakta
kökleri ile besin alabilen değişik bitkilerin yan yana yaşadığı
gibi bizler de yer yüzeyinin bolluğundan yararlanabiliriz. Bu da
doğal olarak herkesin dünyayı tanıyacak zihin açıklığına
kavuştuğu bir eğitim ortamı ile mümkün olacaktır. Ülkemiz ve
dünya insanının yeni yıla bu bilinç zenginliği ile girmesi ve
yaşama ve olaylara bütünsel bakabilmesi umudu ile hepinize yaşam
boyu sağlık, mutluluk ve barış dolu, coşkulu ve anlamlı güzel
yıllar diliyorum.
Sağlıcakla
kalınız.
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Çukurova Üniversitesi
iortas@cu.edu.tr