|

Yerküre milyonlarca yıldır eğiliyor, bükülüyor, bazen sıkışıp
bazen geriniyor. Bu kendine özgü dansıyla doğa harikası heykellerini
yaratıyor.

Erzurum Tortum Gölü’nün kıyısından geçenler, gölü çevreleyen
kayaçlara şaşkınlıkla bakakalırlar. Yüzlerce metre kalınlığındaki
katmanlarında milyonlarca yıl öncesinin izlerini taşıyan kayalar,
bazı kesimlerde öylesine kıvrılmıştır ki; onları bu şekle sokabilen
gücün ne olduğunu merak etmemek elde değil. Çok değil, göle 100
kilometre mesafedeki, Narman’ın kırmızı peri bacaları ise doğanın
bir başka yönünü anlatır. Kapadokya’da doğa, tarih ile iç içe geçer,
kutsal hikâyeler fısıldar. Pamukkale, doğanın saflığını vurgular.
Kaçkar dağlarındaki buzul göllerinin öyküsüyse, binlerce yıl
öncesine götürür bizi...
İnsan, Kültürel;
Doğa, Jeolojik Bir Miras Bırakır
Doğada gözümüzle görebildiğimiz olayların sayısı oldukça
azdır aslında. Her şey biz farkında olmadan akıp gider, oluşur veya
değişir. Bizden önce yaşamış insanların bıraktığı kültürel mirası
inceler, anlamaya çalışır ve koruruz. Çok eski tarihli bir tableti
çözümleyerek binlerce yıl öncesinde yaşayanlar hakkında detaylı
bilgiler edinebiliriz. Çünkü birileri, bir miras niteliğindeki
öyküleri bir yerlere kaydetmiştir. Bu kültürel koleksiyonu oluşturan
her eser, binlerce yıl öncesinden insanların mesajlarını günümüze
aktarır.

Yaklaşık dörtbuçuk milyar yıl yaşındaki yeryuvarı da
oluşumundan günümüze dek başından geçen her öyküyü kayaçlara
kaydetmiştir. Ve her jeolojik oluşum ile geçmişi hakkındaki birçok
bilgiyi bugüne taşır. Bu kayıtları, bazen bir tortul kayacın
bünyesine, bazen de magmadan gelen bir mineralin bünyesine gizler.
Doğanın Gizli
Mesajları
Magmatik, başkalaşım ve tortul kayaçları inceleyen
yerbilimciler, yerkürenin geçmişi hakkında değerli bilgilere
ulaşabiliyorlar. Özellikle tortul kayaçlarda bulunan fosiller, canlı
yaşamına ait önemli kayıtlar olarak değerlendiriliyorlar.
Yaşadıkları dönemin tanıkları olarak her türlü bilgiyi günümüze
aktarıyorlar. Kayacın oluştuğu dönemin iklimi, o dönemdeki biyolojik
çeşitlilik, tortul kayaçların yaşı, çeşitli tektonik olaylar
fosiller sayesinde ortaya çıkarılabiliyor.

Deniz Tabanı Yayılması sırasında oluşan yastık lavlar ise,
bir zamanlar o bölgenin okyanus diplerinde bir açılma yaşandığının
en ilginç kanıtlarından biri olarak görülüyor. Toroslar’da,
Himalayalar’da ve diğer yüksek dağlardaki kayaçların içinde deniz
canlısı fosillerinin görülmesi, bir zamanlar buraların denizlerle
kaplı olduğunun en büyük delilleri olarak karşımıza çıkıyor. Ya da
kıvrılmış kayaç katmanları geçmiş dönemlerinde bölgenin bir sıkışma
yaşadığının en güzel kanıtları oluyorlar. Günümüze ulaşmayı başaran
bazı jeolojik oluşumlar, bir mesaj olmanın yanı sıra, görünüşleri
ile de insanları cezbetmeye devam ediyor.
Jeolojik Heykeller
Yerkürenin gelişiminin belli bir döneminde meydana gelmiş,
gerek oluşum, gerekse bulunuş şekli ile ender bir doğal anıt
görünümünde olan ve korunmaya alınmadığı takdirde yok olma tehlikesi
altında olan bölgeye, kayaçlara, fosil, mineral ve yer şekillerine
‘jeolojik miras’ diyoruz.

Jeolojik mirasla ilgili çalışmalar ilk kez Avrupa’da başladı
ve Fransa’nın Digne kenti, 1991 yılında Jeolojik Mirası Koruma
Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Bu sempozyumda alınan kararlar
yayımlanarak, tüm ülkelere jeolojik mirası koruma hususunda çağrı
yapıldı. Bugün dünyada hemen her ülkede jeolojik mirası korumak için
gönüllü, yarı resmi ve resmi kuruluşlar bulunuyor. Türkiye’de de bu
amaçla 1999 yılında bazı duyarlı yerbilimcilerin önderliğinde
JEMİRKO (Jeolojik Mirası Koruma Derneği) kuruldu. Dernek,
Türkiye’deki jeolojik miras envanterini çıkararak, ‘jeolojik miras’
olabilecek doğal anıtları koruma altına almayı hedefliyor. Son
yıllarda, Maden Tetkik Arama Enstitüsü de bir çalışma grubu
oluşturdu ve konuyla ilgili araştırmalarını başlattı.
Türkiye’nin Jeolojik
Mirası
Jeolojik miras kabul edilen oluşumları iki farklı ketegoride
değerlendirmek mümkün. Fazla görsel değeri olmayan ama bilimsel
değeri yüksek olan birinci grup; bir fosil yatağı veya bir mineral
oluşumu bu gruba örnek verilebilir. Bilimsel değerinin yanı sıra,
görsel değeri de yüksek olanlar ise ikinci grubu oluşturur. Türkiye
her iki grup açısından da oldukça zengin bir ülke. Kuzeyden güneye,
batıdan doğuya her bölgede jeolojik miras olabilecek doğal anıta
sahip. Kapadokya, İscehisar Peri bacaları, Narman Kırmızı Peri
bacaları, Kuşca Peri bacaları, Pamukkale, Tuz Gölü, Meke Gölü,
Tortum Gölü, Nemrut Kalderası, Kula Volkanları, Damlataş Mağarası,
Ballıca Mağarası, Karaca Mağarası, Dupnisa mağarası, Tortum
Şelalesi, Muradiye Şelalesi, Marmaros Şelalesi (Gökçeada), Kestanbol
Antik Granit Ocakları, Boyabat Sütün Bazaltları, Çamlıdere Fosil
Ağaç Ormanı, buzul gölleri, Kaçkar, Cilo ve Aladağlar buzulları,
Saklıkent ve Vala kanyonları en çok bilinen doğal anıtların başında
gelir. En önemli özelliği, görsel olarak da ilgi çekici olmalarıdır.
Bunların yanı sıra, ülkemizde jeolojik miras olabilecek yüzlerce
başka alan daha bulunuyor.
Doğa Sanatın ta
Kendisi
Her bir jeolojik miras öğesi önce ilginç oluşum öyküleri ile
dikkat çeker. Peri bacaları volkanizma sonucunda çökelen volkanik
küllerin jeolojik zaman içinde aşınmasıyla meydana gelir. Doğanın
sanatçı yönünü en çok burada fark ederiz. Şelaleler ve derin
kanyonlar, aslında geçmişte meydana gelmiş büyük ölçekli
depremlerin; buzul gölleri ve buzullar, günümüzden birkaç bin yıl
önce ülkemizde meydana gelmiş son buzul devrinin izlerini taşır
günümüze. Mağaralar ise hem muhteşem görüntüler sunarlar, hem de
sağlık açısından da ilgi çekicidirler. Başta Damlataş Mağarası olmak
üzere birçok mağaranın astım hastalığına iyi geldiği bilinir.
Yerkürenin Öyküsünü
Korumak
Dünyanın birçok bölgesinde, özellikle Avrupa ülkelerinde
jeolojik miras özellliği taşıyan oluşumlar koruma altına alınıyor.
Korumanın ilk amacı, bu doğal anıtların zarar görmemesine
odaklanıyor. Jeolojik miras kapsamına alınan bölgelerde jeoparklar
yapılarak bu bölgeler turizme açılıyor.

Jeolojik mirasla ilgili çalışmaların yapılması, yüzlerce
milyon yıl öncesinden günümüze kadar gelen birçok bilginin korunması
anlamına geliyor. Bu bilgileri koruyarak, gelecek kuşakların
yerkürenin öyküsünü kendisinden dinlemelerini sağlayabiliriz.

Yazı - Fotograf: Yıldırım Güngör
Kaynakça:
SkyLife - Nisan 2008
Yıldırım Güngör'e
teşekkürlerimizle
Denizce

02.07.2010
|
|