e-mail    
denizce@denizce.com
 





Sinemalar
Tiyatrolar

Nobel Ödülleri
. Barış
. Edebiyat
. Fizik
. Tıp
. Kimya

Ressamlar
Fahri Kaptan
Amadeo Preziosi
Ayvazovski
Leonardo DeMango
Titian

Atatürk Müzesi
Beşiktaş D.Müzesi
Bursa Kent Müzesi
İst.Oyuncak M.
İstanbul'dan Geçen...
İzmir Arkeoloji M.
Pera Müzesi
Rahmi M.Koç Müzesi
Sakıp Sabancı M.
Süreyya Operası
Tahtakuş Et.Müzesi
Yesemek

Metropolitan M.

Cengizhan
Ebru
Lale D. Çeşmeleri
Osmanlı Müziği
Saray Tiyatroları
Sessiz Gemiler
Süleymaniye Küt.
Terracotta Army
Yazının Kaldığı...
Zeugma ve Mars
 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Kültür - Sanat    

  Heykel Tarlası Yesemek                                                                  Akgün Akova

 


Bir ilkbahar sabahı, Yesemek köyünde caminin kubbesine yuva yapan leyleği seyrediyorum. Kımıldamaksızın, sabırla yumurtasının üzerinde oturuyor. Tarlalar mor dağ sümbülleriyle kaplanmış, uzaklardan arıların vızıltıları geliyor. Mavi önlüklü ilkokul öğrencileri okula gidiyorlar ve Tahtaköprü Barajı'nın sularına yorgun bir pelikan sürüsü iniyor. Uyanan doğa, o bildik şarkısını yeniden söylüyor. Köye sırtımı dönüp küçük bir dereyi geçiyorum. Başımı kaldırdığımda bir başka eşsiz görüntü gözbebeğime düşüyor: Karatepe sırtının yamacında bir heykel tarlası; başka bir deyişle, Eski Yakın Doğu'nun en büyük heykel atölyesi... Tarihin suskun tanıkları, yarım bırakılmış halde, kimi ayakta, kimi yan yatmış bana bakıyorlar. 1890'da buranın kâşifi sayılan Felix von Luschan'a da böyle mi baktılar acaba? Peki, onları orada bırakıp sırra kadem basan ve gizleri hâlâ çözülemeyen Hitit taş ustaları, ayrılırken yarım kalmış aslanlarına son kez hangi duygularla baktılar? Tarihin en çekici yanı, böyle çözülmesi zor sorularla bizi olmadık düşlere sürüklemesi değil mi?

Ama şimdi, biz o düşlere dalmayalım ve Yesemek'le ilgili gerçekleri şöyle bir gözden geçirelim.

Ülkemizin en önemli tarihi ve turistik eserlerinden biri olan Yesemek Açık Hava Müzesi, tarihte bilinen ilk açıkhava heykel atelyesi. Yesemek, Gaziantep'in İslahiye ilçesine bağlı bir köy. İl merkezine 113 kilometre uzaklıkta. Yesemek heykel atölyesi ve taş ocağı, 300 x 400 metre ölçülerinde. Buradaki ilk sistemli kazılar, 1958-61 yılları arasında Prof. Dr. Bahadır Alkım başkanlığındaki bir ekip tarafından yapılmış. Araştırma sonuçlarına göre, ocak ve atölye bölgenin Hitit hâkimiyetine girdiği dönemde açılmış. Açılış tarihinin İmparator I. Suppilluma zamanında, MÖ 1375-1335 arasında olduğu sanılıyor. Yesemek taş ocağından çıkarılan malzeme, bazalt. Bu volkanik taş, menekşemsi koyu gri renkte. Kazılarda, Hurri taş ustalarının yaptığı 300'ün üzerinde heykel ve heykel taslağı saptanmış ya da ortaya çıkarılmış. MÖ 8. yüzyılda Friglerin kentlerini birer birer ele geçirmesiyle geri çekilmeye başlayan Hititler, Güneydoğu Anadolu'da feodal krallıklar kurmuşlar. Bunlardan biri olan Sam'al Krallığı, taş ocağını yeniden işler duruma getirmiş. Bu krallık da Asurlular tarafından yıkılınca, Yesemek'te çekiç ve balyoz sesleri kesilmiş.

Kimi tarihçiler, taş ustalarını Asurluların sürüp götürdüklerini ve kendi anıtlarının yapımında kullandıklarını iddia ediyorlar. Peki, Asurlular bu değerli ustaları birer köle gibi mi çalıştırdılar? Gerçekten de öyleyse, bir sanatçı için ne büyük trajedi! Heykel atölyesinde, otlar üzerinde bir yürüyüş yaptığınızda, yapıtların sfenksler, kapı aslanları, dağ tanrısı kabartmaları ve mimari parçalardan oluştuğunu görüyorsunuz. Sfenksler kadın başlı, aslan gövdeli yaratıklar. Alacahöyük ve Hattuşaş'da olduğu gibi şehir kapılarında koruyucu olarak yer almışlar. Bugüne kadar işçiliği bitirilmiş bir tek sfenks bulunmuş. Kapı aslanları da, sfenksler gibi şehirleri çevreleyen surların kapılarını koruyorlar. Bunların en ilginçleri, Eski Yakın Doğu sanatında az rastlanan kanatlı kapı aslanları. Kanatların cepheden tasvir edilişi, onları benzersiz kılıyor. Yesemek, Lu Hartagga adlı ayı adamı da karşınıza çıkartıyor. Ayı kafalı, insan gövdeli bu yaratığın kökeninde, dini törenlerde Hitit tapınak memurlarının çeşitli hayvan maskeleri takmaları yatıyor.

Kazıbilimciler, bu yaratığın ısmarlama bir iş olabileceğini de düşünüyorlar. Yesemek heykellerinde üç işçilik evresi görmek mümkün. Birinci evrede taslakların kabaca biçimlendirilmesi, ikincisinde yer yer perdahlama yapılarak bazı ayrıntıların işlenmesi, son evrede de ince perdahla birlikte heykel taslaklarının nakledilecek duruma getirilmesi söz konusu. Bir heykelin hangi evrelerden geçerek şekillendiğini görmek ilginç. Heykellerin ince ve son işçilikleri ise, gönderildiği yerde yapılıyormuş. Bu tonlarca ağırlıktaki taş bloklar kimbilir nerelere, ne şartlarda yolculuklar yaptılar? Yesemek'te dolaşırken, aklıma sorular, sorular, sorular geliyor. Çoğunun yanıtı yeraltında gizli. Her biri 500-8000 kilo arasında değişen ağırlıktaki bu taş bloklar nasıl çevrilip kaldırıldı sorusuna yanıtı, o zamanlar birer sedir ve meşe deryası olan Amanus Ormanları'nın ağaçları verebilir ancak.
Yapılan ahşap manivelalar insan gücüyle desteklenince, taşlar yerlerinden oynatılabilmiş ama, nasıl taşındıklarına ilişkin en küçük bir ipucu bulunamamış Yesemek'te.

Felix von Luschan ve arkadaşlarının buldukları Hadad heykelini, Gerçin'den Zincirli'ye seksen kişiyle naklettiklerini ve mesafenin yalnızca yedi kilometre olduğunu düşünürsek, bu işin ne denli güç olduğunu anlamak kolaylaşıyor. Aylar sonra, kafamdaki sorulara yanıtlar aramak için yeniden Yesemek'e gittiğimde, kurutulmak için yerlere serilen biberlerin kırmızılığıyla karşılaşıyorum. Aslan heykellerinden birine sırtımı dayıyorum ve güneşin dünyanın günlüğüne yazdığı son ışık demetlerini izliyorum. Tepeler kızıl, mor, turuncu renklerin eşliğinde yitip gidiyor. Biber toplamaya gelen işçilerin çadırlarında lambalar bir bir yanıyor, ateşler canlanıyor , yufkalar saca yayılıyor. Çıt çıt yanan yıldızların altında, aslanların soluk almaya başladığını duyuyorum. Onlar, tarihin karanlıklarına gömülen gecelerde, kendilerini yaratan Hititli taş ustalarını anımsayıp iç çekiyorlar. Belki de, geri dönüp kendilerini tamamlamalarını bekliyorlardır, kimbilir...

 

   Kaynakça:
   Skylife  
Ocak-2001
 


Akgün Akova
'ya teşekkürlerimizle

Denizce