e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi   

  Yılmaz Dağcı  / Deniz Turizmi
 

DİN TURİZMİNDE KİLİSELER
DENİZ TURİZMİNDE MARİNALAR
Geleneksel turizmdeki başarılarımıza  ?!. din ve deniz turizmi de eklenecekmiş. Ancak din turizminde işe  “Efes”, ”Bergama” v.b. baha biçilmez yerlerden değil de kazılar yapılıp yeni “antik kentler”  “harabeler” bulduktan sonra başlanacakmış ?!..
Katoliklerin merkezi Vatikan Katolik bir ülke olan İtalya’dadır ve her yıl milyarlarca dolar girdi sağlar.. Ortodoks kiliselerinin merkezi kabul edilen Patrikhanenin Müslüman bir ülkede olması  durumu Vatikan’dan  daha cazip ,daha enteresan hale getirmektedir ve  ülkemize büyük   gelir kaynağı olur ama   bunu vurgulamaktan ,  öne çıkartmaktan kaçınıyoruz? Halbuki dinimiz diğer bütün dinlere de saygıyı emreder..? O halde neden meyvelerini belki  milyonlarca dolar ve emek sarf ettikten sonra toplayabileceğimiz projelere yönelmek istiyoruz? Neden her  Rus’un, Yunanlının  her Ortodoks’un düğün ,nikah , vaftiz  gibi  hem de senenin 12 ayı İstanbul’a gelip  milyonlarca dolar bırakacağı  bize maddi ve manevi prestij sağlayacak  kaynaklarla  işe başlamıyoruz ?

Deniz turizmine gelince ;
Dünyanın  en güzel kıyıları ,en makul iklim şartları ,en bol ve çeşitli meyveleri , en enteresan tarihi ve kültürel varlıkları, en temiz suları  bizde olmayabilir fakat bunların hepsinin fazlası ile ve bir arada bulunduğu TEK ülke biziz.Dolayısı ile Deniz Turizmi için gerekli tüm kaynaklara  sahip  sayılı ülkelerden birisiyiz.Buna  Avrupa kıtasının bir parçası  olmamızı  ve modern marinalarımızı da  ilave ediniz ve ortaya çıkan bu rakipsiz ve muhteşem tabloya rağmen neden 350 milyonluk AB’nin , 250 milyonluk Rus Devletler birliğinin  yüzme, dalma  gibi su sporlarının, yelken, motor  yarışlarının, rally, regatta vb. aktivitelerin yani deniz turizminin merkezi değiliz? Neden elindeki  en mükemmel malzeme ve imkanlara rağmen   helva yapamayan helvacı veya bindiği dalı kesen geri zekalı gibiyiz ?
Bu imkanların kenarından ,kıyısından  ve sadece bir  kısmına sahip ülkelerin deniz turizmini nasıl canlandırdıklarını görünce üzülüyor şaşırıyor fakat yukarıdaki sorularıma   cevabı da burada buluyorum.
Bizler denizi sevmiyor ,anlamıyor ,kıymetini bilmiyoruz  ve kedi yetişemediği ciğere “pis” dermiş kabilinden onu seven, hisseden anlayanları hor görüyor, alaya alıyoruz.
Norveç’te kötü hava şartları yüzünden denize açılamayan balıkçılara  devlet tazminat öder !..  Çünkü balıkçılığın  ülke ekonomisine ülke toprakları dışından (pozitif ithalat) katma değer getirdiğini bilir... Zaten çok ağır şartlarda çalışan bu insanların denize çıkamadıkları zamanda da giderlerinin devam ettiğini  ,faizlerinin işlediğini dolayısı ile sadece balıkçının değil  ülkenin zarara uğradığını  kabul eder ve balıkçıya yardım elini uzatır..
Gemicilere (toprak altında çalışan maden işçileri gibi) ağır ve zor bir meslekte yıprandıkları için  diğer mesleklerde çalışanlardan tam 7 yıl evvel emeklilik  hakkı tanır ... Norveç’te Kıyak Emekliliğe Milletvekilleri değil onu gerçekten hak eden maden işçileri ve denizciler layık görülmüştür.
Armatörlerine dünya denizlerinde eşit şartlarda rekabet edebilmeleri için inanılmaz vergi  indirimleri ,muafiyetleri getirmiştir..
Deniz sporları, yatçılık, yelkencilik bir LÜKS değil en doğal bir ihtiyaç kabul edilir.. Bu nedenle de eksi elli dereceyi aşan soğuklar ,karanlık  geceler ve 8 aydan uzun kış mevsimi ile Dünyanın en ağır iklim şartlarına rağmen ve sadece 4 milyon nüfusla 750.000 civarı deniz aracı ve 500  yüzme havuzu mevcuttur..
Çevre, su sporları, yelkencilik, yani deniz kültürü ilk okullardan itibaren eğitimin bir parçası olmuştur. Anneler  çocuklarını; dikkat et denize düşersin, boğulur ölürsün  teraneleri ile  korkutmazlar. Denizi sevme ve  saymasını, yüzmesini su ile haşır neşir olmalarını  bebeklikte öğretmeye  başlarlar.
Marinalar birkaç büyük şirketin, özel teşebbüsün  elinde değildir. Ticaret ve deniz odaları, tekne  sahiplerinin kurduğu kooperatifler, vakıflar ve denizcilik ve çevre ile ilgili dernekler tarafından yönetilir.. Belediyeler Çevre ve İç işleri Bakanlıkları tarafından denetlenir.. Fiyatları ürkütücü tekne almaktan caydırıcı değil makul ve caziptir. Çünkü tekne sahibini yolunacak bir “kaz” gibi görmeyecek bir kültür seviyesine erişmişlerdir.
Avrupa ve ABD’de durum Norveç kadar olmasa da ufak tefek ayrılıklara rağmen aynı prensip ve anlayış çerçevesindedir. Örneğin Fransa kıyılarında 100 tekneden fazla kapasiteli 261 marinada 145.000,  nehirlerde ki   35 marinada   8.500 olmak üzere toplam 296 marinada 153.500 tekne bağlıdır. 100 tekneden az bağlama yeri olan, bir nevi balıkçı barınakları dahil Fransız marinalarının  toplam kapasitesi 162.000 dir.
Boyları  6 metreden küçük ve evlerin bahçelerinde garajlarda, treyler üzerinde tutulan tekne sayısı ise 100.000 civarıdır.
Kıyılardaki 261 marinanın 43 tanesi (%16) özel şirketler tarafından geri kalan 218 tanesi (yüzde 84)  kulüpler,  belediyeler, ticaret odaları, kooperatifler ve  sadece  dördü (% 2) devlet tarafından yönetilmektedir.
Bu sistem güzel ve seviyeli bir rekabet yaratmakta  TEKELLEŞME’ yi önlemekte ve DENİZ / YAT Turizminin bizde olduğu gibi baltalanmasını engellemektedir.
Bize gelince; Denizi  tehlike, denizcileri  ikinci sınıf vatandaş, ticari gemileri kaçakçılık vasıtaları, balıkçıları, yat ve motor sahiplerini maceraperest su sporları dahil denizle alakalı her tür ve çeşit aktiviteyi “LÜKS” gören bir zihniyet maalesef ekseriyeti oluşturuyor.
Buna eksik ve yanlış organizasyonlar, parti veya şahsi menfaatleri ilave edip geçen her gün artan fiyatlar, azalan hizmetler ve tekelleşen marinalar ve marinacılık ilave edince elinde her tür malzemesi olduğu halde helva yapamayan helvacı rolünü oynadığımız  gün ışığı gibi ortaya çıkıyor.

Peki  bu hastalık nasıl tedavi edilir?  Ne yapılabilir?

1.        Deniz sevgi ,saygısını kültürünü, hak ve sorumluluklarını öğreten  deniz kirliliğinin  önlemler almazsak  doğuracağı acı sonuçları gözler önüne seren ve ilk okulda başlayan bir : DENİZ EĞİTİMİNİ mecburi ders yapmak,

2.        Sayıları on binlere yaklaşan tekne sahiplerini  ikinci sınıf vatandaş, yolunacak “kaz” sınıfından  kurtarmak, alınan ağır vergileri, kiraları, onarım bakım, indirme –çıkarma giderlerini ve sigorta primlerini makul medeni bir seviyeye çekmek ve tutmak, her gün biraz daha azalan tekne ve  deniz sevgisini yeniden canlandırmak, Deniz turizmimizi layık olduğu yere getirmek üzere ORGANİZE olmak ve DENİZ TUTKUNLARI veya TEKNE SAHİPLERİ DERNEĞİ  kurmak .

Ülkemizdeki  zorluklara  rağmen büyük bir cesaret ve fedakarlıkla tekne almış, alacak veya almayı ümit eden deniz tutkunlarından oluşacak bu Dernek sorunların bir an evvel çözümlenmesi için  ağırlığını koyarak çalışırsa en kısa zamanda en ideal çözümleri bulur kanaatindeyim.
Deniz turizmimizin canlanması için bu grup muhakkak  ülkemizde tekne üretimini de destekleyecektir. Çünkü marina sayısı ve çeşidi ancak tekne sayısı artması ile mümkündür.
Sahibinin  yatırımını 3-4 yılda çıkarması için  değil, gerekli sayıda duş tuvalet, çamaşır yıkama ve kurutma, yüzme havuzu, çocuk bahçesi, otoparkı ve benzeri her tür konforu ve hizmeti nedeni ile “pahalılaşan” marinalar yanında hizmetlerinin çoğunun kullananlar tarafından el, iş ve güç birliği ile gerçekleştirildiği (İskandinav tipi) marinalar veya barınaklara da ihtiyaç vardır.. Tıpkı 3 hatta 2 yıldızlı fakat  temiz güvenli oteller olduğu gibi yerine ve duruma göre 3 veya  2 hatta tek yıldızlı fakat son derece güvenli, temiz, ucuz ve kaliteli marinalar da deniz turizminin ayrılmaz parçalarıdır .
Böyle marinalarda  palamar hizmetine ihtiyaç yoktur çünkü marina kapasitesinin yarısından fazlasını oluşturan  ve boyları 14 metreye varan tekneler artık tarihe karışmış, son derece demode  tonoz yerine “finger”ler arasına bağlanır. 7 metreden küçük tekneleri sahipleri otomobilleri ile çekerek denize getirir özel hafif meyilli   “suya indirme” iskelelerinden kendileri suya indirir, karaya çeker evinin bahçesine veya garajına götürür.  Marinalar bu hizmet yerinden ekseriyetle  hiç para  almazlar ..  çünkü amaç o tekne sahibini ve ailesini marinaya alıştırmak , büyük tekne aldığında marinaya bağlamasını sağlamak, yat turizmine deniz kültürüne hizmet etmektir.. O aile zaten marinaya geliş ve gidişinde marina içi dükkanlardan  lokantalardan alış veriş yapacak ve marinaya dolaylıda olsa bir gelir bırakacaktır..
Gençlere, çocuklara deniz  ve su sporları sevgisi aşılamak için çocuk kulüpleri kurmak veya varsa yakındaki benzeri kulüplerle işbirliğine girmek, desteklemek, yelken, sörf su kayağı, kürek kursları vermek marina çalışanları ve tekne kaptanları için (özellikle kışın kullanacakları)  wc  ve duşlar, toplantı salonu ve yemekhane yapmak ve yemek yiyebilecekleri yer göstermek marinaların görevleri arasındadır.Bürokrasi böyle hizmetlerin karada yapılmasını engelliyorsa bu ihtiyaçları karşılayabilecek boy ve kapasitede eski bir tekneden hatta çelik veya yüzer beton şamandıradan yararlanmak mümkündür. Tabiatı ile bu tesislerin atıkları marina içine atılmaz , vidanjöre verilir.
Marinaların başarı ile hizmet vermeleri Yönetim, Yat sahibi ve Yat kaptanları arasındaki uyum ,işbirliği sevgi ve saygı ile orantılıdır.Yat kaptanları sadece tekne sahibinin değil  marinanın da elamanı ayrılmaz parçasıdır. Marina güvenliği, huzuru, temizliği hatta güzelliği onlara verilen kıymet karşılıklı sevgi ve saygı nispetinde mükemmelleşir. (3 Y  kuralı .)

Deniz turizmi derken neden ısrarla marinalar üzerinde duruyorum ?
Çünkü  modern bir marina ; Mevcudiyeti ile deniz tutkunlarına, araçlarına güven veren, Hizmetleri ile doğayı, çevreyi, tekneyi ve sahibini koruyan, Ülkeye yeni iş sahaları ve döviz sağlayan, Eğitim, Eğlence, spor ve sosyal aktiviteler merkezi, YAT / DENİZ TURİZMİNİN KALBİ, Sahillerimizin medeniyet simgesi tesislerdir.
Tekne bir kere fakat diğer tüm hizmetler o teknenin ömrü boyunca her gün satın alınır.Yat ve deniz turizminin gelişmesi için çok ve çeşitli marina, bu marinaların yaşayabilmesi içinde  çok sayıda tekne gerekir fakat  marinalar bugünkü fiyat politikaları ile kendi bindikleri dalı kesmekte gelecek nesillerin deniz sevgisini tekne tutkusunu öldürmektedirler.
Günümüz fiyat ve şartlarında insanları tekne almaya ikna etmek hemen hemen imkansız hale gelmiştir.
Bu nedenlerle deniz tutkunlarını  bir çatı altında toplanmaya ve DERNEK kurmaya davet ediyorum. Bu  öneri hakkındaki  düşüncelerinizi  lütfen  bildiriniz ve bize ışık tutunuz. Sizlere şimdiden teşekkür ederiz.

                                                                               Sevgi ve Saygılarımızla,
                                                                                 Capt. Yılmaz Dağcı
                                                                            

                                                                                                                        24.01.2002