| |
DİN
TURİZMİNDE KİLİSELER
DENİZ TURİZMİNDE MARİNALAR
Geleneksel turizmdeki başarılarımıza ?!. din ve deniz turizmi
de eklenecekmiş. Ancak din turizminde işe “Efes”, ”Bergama” v.b.
baha biçilmez yerlerden değil de kazılar yapılıp yeni “antik
kentler” “harabeler” bulduktan sonra başlanacakmış ?!..
Katoliklerin merkezi Vatikan Katolik bir ülke olan İtalya’dadır
ve her yıl milyarlarca dolar girdi sağlar.. Ortodoks
kiliselerinin merkezi kabul edilen Patrikhanenin Müslüman bir
ülkede olması durumu Vatikan’dan daha cazip ,daha enteresan
hale getirmektedir ve ülkemize büyük gelir kaynağı olur ama
bunu vurgulamaktan , öne çıkartmaktan kaçınıyoruz? Halbuki
dinimiz diğer bütün dinlere de saygıyı emreder..? O halde neden
meyvelerini belki milyonlarca dolar ve emek sarf ettikten sonra
toplayabileceğimiz projelere yönelmek istiyoruz? Neden her
Rus’un, Yunanlının her Ortodoks’un düğün ,nikah , vaftiz gibi
hem de senenin 12 ayı İstanbul’a gelip milyonlarca dolar
bırakacağı bize maddi ve manevi prestij sağlayacak
kaynaklarla işe başlamıyoruz ?
Deniz turizmine gelince ;
Dünyanın en güzel kıyıları ,en makul iklim şartları ,en bol ve
çeşitli meyveleri , en enteresan tarihi ve kültürel varlıkları,
en temiz suları bizde olmayabilir fakat bunların hepsinin
fazlası ile ve bir arada bulunduğu TEK ülke biziz.Dolayısı ile
Deniz Turizmi için gerekli tüm kaynaklara sahip sayılı
ülkelerden birisiyiz.Buna Avrupa kıtasının bir parçası
olmamızı ve modern marinalarımızı da ilave ediniz ve ortaya
çıkan bu rakipsiz ve muhteşem tabloya rağmen neden 350 milyonluk
AB’nin , 250 milyonluk Rus Devletler birliğinin yüzme, dalma
gibi su sporlarının, yelken, motor yarışlarının, rally, regatta
vb. aktivitelerin yani deniz turizminin merkezi değiliz? Neden
elindeki en mükemmel malzeme ve imkanlara rağmen helva
yapamayan helvacı veya bindiği dalı kesen geri zekalı gibiyiz ?
Bu imkanların kenarından ,kıyısından ve sadece bir kısmına
sahip ülkelerin deniz turizmini nasıl canlandırdıklarını görünce
üzülüyor şaşırıyor fakat yukarıdaki sorularıma cevabı da
burada buluyorum.
Bizler denizi sevmiyor ,anlamıyor ,kıymetini bilmiyoruz ve kedi
yetişemediği ciğere “pis” dermiş kabilinden onu seven, hisseden
anlayanları hor görüyor, alaya alıyoruz.
Norveç’te kötü hava şartları yüzünden denize açılamayan
balıkçılara devlet tazminat öder !.. Çünkü balıkçılığın
ülke ekonomisine ülke toprakları dışından (pozitif ithalat)
katma değer getirdiğini bilir... Zaten çok ağır şartlarda
çalışan bu insanların denize çıkamadıkları zamanda da
giderlerinin devam ettiğini ,faizlerinin işlediğini dolayısı
ile sadece balıkçının değil ülkenin zarara uğradığını kabul
eder ve balıkçıya yardım elini uzatır..
Gemicilere (toprak altında çalışan maden işçileri gibi) ağır ve
zor bir meslekte yıprandıkları için diğer mesleklerde
çalışanlardan tam 7 yıl evvel emeklilik hakkı tanır ...
Norveç’te Kıyak Emekliliğe Milletvekilleri
değil onu gerçekten hak eden maden işçileri ve denizciler layık
görülmüştür.
Armatörlerine dünya denizlerinde eşit şartlarda rekabet
edebilmeleri için inanılmaz vergi indirimleri ,muafiyetleri
getirmiştir..
Deniz sporları, yatçılık, yelkencilik bir LÜKS değil en doğal
bir ihtiyaç kabul edilir.. Bu nedenle de eksi elli dereceyi aşan
soğuklar ,karanlık geceler ve 8 aydan uzun kış mevsimi ile
Dünyanın en ağır iklim şartlarına rağmen ve sadece 4 milyon
nüfusla 750.000 civarı deniz aracı ve 500 yüzme havuzu
mevcuttur..
Çevre, su sporları, yelkencilik, yani deniz kültürü ilk
okullardan itibaren eğitimin bir parçası olmuştur. Anneler
çocuklarını; dikkat et denize düşersin, boğulur ölürsün
teraneleri ile korkutmazlar. Denizi sevme ve saymasını,
yüzmesini su ile haşır neşir olmalarını bebeklikte öğretmeye
başlarlar.
Marinalar birkaç büyük şirketin, özel teşebbüsün elinde
değildir. Ticaret ve deniz odaları, tekne sahiplerinin kurduğu
kooperatifler, vakıflar ve denizcilik ve çevre ile ilgili
dernekler tarafından yönetilir.. Belediyeler Çevre ve İç işleri
Bakanlıkları tarafından denetlenir.. Fiyatları ürkütücü tekne
almaktan caydırıcı değil makul ve caziptir. Çünkü tekne sahibini
yolunacak bir “kaz” gibi görmeyecek bir kültür seviyesine
erişmişlerdir.
Avrupa ve ABD’de durum Norveç kadar olmasa da ufak tefek
ayrılıklara rağmen aynı prensip ve anlayış çerçevesindedir.
Örneğin Fransa kıyılarında 100 tekneden fazla kapasiteli 261
marinada 145.000, nehirlerde ki 35 marinada 8.500 olmak
üzere toplam 296 marinada 153.500 tekne bağlıdır. 100 tekneden
az bağlama yeri olan, bir nevi balıkçı barınakları dahil Fransız
marinalarının toplam kapasitesi 162.000 dir.
Boyları 6 metreden küçük ve evlerin bahçelerinde garajlarda,
treyler üzerinde tutulan tekne sayısı ise 100.000 civarıdır.
Kıyılardaki 261 marinanın 43 tanesi (%16) özel şirketler
tarafından geri kalan 218 tanesi (yüzde 84) kulüpler,
belediyeler, ticaret odaları, kooperatifler ve sadece dördü (%
2) devlet tarafından yönetilmektedir.
Bu sistem güzel ve seviyeli bir rekabet yaratmakta TEKELLEŞME’
yi önlemekte ve DENİZ / YAT Turizminin bizde olduğu gibi
baltalanmasını engellemektedir.
Bize gelince; Denizi tehlike, denizcileri ikinci sınıf
vatandaş, ticari gemileri kaçakçılık vasıtaları, balıkçıları,
yat ve motor sahiplerini maceraperest su sporları dahil denizle
alakalı her tür ve çeşit aktiviteyi “LÜKS” gören bir zihniyet
maalesef ekseriyeti oluşturuyor.
Buna eksik ve yanlış organizasyonlar, parti veya şahsi
menfaatleri ilave edip geçen her gün artan fiyatlar, azalan
hizmetler ve tekelleşen marinalar ve marinacılık ilave edince
elinde her tür malzemesi olduğu halde helva yapamayan helvacı
rolünü oynadığımız gün ışığı gibi ortaya çıkıyor.
Peki bu hastalık nasıl tedavi edilir? Ne
yapılabilir?
1.
Deniz sevgi ,saygısını kültürünü, hak ve sorumluluklarını
öğreten deniz kirliliğinin önlemler almazsak doğuracağı acı
sonuçları gözler önüne seren ve ilk okulda başlayan bir : DENİZ
EĞİTİMİNİ mecburi ders yapmak,
2.
Sayıları on binlere yaklaşan tekne sahiplerini ikinci
sınıf vatandaş, yolunacak “kaz” sınıfından kurtarmak, alınan
ağır vergileri, kiraları, onarım bakım, indirme –çıkarma
giderlerini ve sigorta primlerini makul medeni bir seviyeye
çekmek ve tutmak, her gün biraz daha azalan tekne ve deniz
sevgisini yeniden canlandırmak, Deniz turizmimizi layık olduğu
yere getirmek üzere ORGANİZE olmak ve DENİZ TUTKUNLARI veya
TEKNE SAHİPLERİ DERNEĞİ kurmak .
Ülkemizdeki
zorluklara rağmen büyük bir cesaret ve fedakarlıkla tekne
almış, alacak veya almayı ümit eden deniz tutkunlarından
oluşacak bu Dernek sorunların bir an evvel çözümlenmesi için
ağırlığını koyarak çalışırsa en kısa zamanda en ideal çözümleri
bulur kanaatindeyim.
Deniz turizmimizin canlanması için bu grup muhakkak ülkemizde
tekne üretimini de destekleyecektir. Çünkü marina sayısı ve
çeşidi ancak tekne sayısı artması ile mümkündür.
Sahibinin yatırımını 3-4 yılda çıkarması için değil, gerekli
sayıda duş tuvalet, çamaşır yıkama ve kurutma, yüzme havuzu,
çocuk bahçesi, otoparkı ve benzeri her tür konforu ve hizmeti
nedeni ile “pahalılaşan” marinalar yanında hizmetlerinin çoğunun
kullananlar tarafından el, iş ve güç birliği ile
gerçekleştirildiği (İskandinav tipi) marinalar veya barınaklara
da ihtiyaç vardır.. Tıpkı 3 hatta 2 yıldızlı fakat temiz
güvenli oteller olduğu gibi yerine ve duruma göre 3 veya 2
hatta tek yıldızlı fakat son derece güvenli, temiz, ucuz ve
kaliteli marinalar da deniz turizminin ayrılmaz parçalarıdır .
Böyle marinalarda palamar hizmetine ihtiyaç yoktur çünkü marina
kapasitesinin yarısından fazlasını oluşturan ve boyları 14
metreye varan tekneler artık tarihe karışmış, son derece demode
tonoz yerine “finger”ler arasına bağlanır. 7 metreden küçük
tekneleri sahipleri otomobilleri ile çekerek denize getirir özel
hafif meyilli “suya indirme” iskelelerinden kendileri suya
indirir, karaya çeker evinin bahçesine veya garajına götürür.
Marinalar bu hizmet yerinden ekseriyetle hiç para almazlar ..
çünkü amaç o tekne sahibini ve ailesini marinaya alıştırmak ,
büyük tekne aldığında marinaya bağlamasını sağlamak, yat
turizmine deniz kültürüne hizmet etmektir.. O aile zaten
marinaya geliş ve gidişinde marina içi dükkanlardan
lokantalardan alış veriş yapacak ve marinaya dolaylıda olsa bir
gelir bırakacaktır..
Gençlere, çocuklara deniz ve su sporları sevgisi aşılamak için
çocuk kulüpleri kurmak veya varsa yakındaki benzeri kulüplerle
işbirliğine girmek, desteklemek, yelken, sörf su kayağı, kürek
kursları vermek marina çalışanları ve tekne kaptanları için
(özellikle kışın kullanacakları) wc ve duşlar, toplantı salonu
ve yemekhane yapmak ve yemek yiyebilecekleri yer göstermek
marinaların görevleri arasındadır.Bürokrasi böyle hizmetlerin
karada yapılmasını engelliyorsa bu ihtiyaçları karşılayabilecek
boy ve kapasitede eski bir tekneden hatta çelik veya yüzer beton
şamandıradan yararlanmak mümkündür. Tabiatı ile bu tesislerin
atıkları marina içine atılmaz , vidanjöre verilir.
Marinaların başarı ile hizmet vermeleri Yönetim,
Yat sahibi ve Yat kaptanları
arasındaki uyum ,işbirliği sevgi ve saygı ile orantılıdır.Yat
kaptanları sadece tekne sahibinin değil marinanın da elamanı
ayrılmaz parçasıdır. Marina güvenliği, huzuru, temizliği hatta
güzelliği onlara verilen kıymet karşılıklı sevgi ve saygı
nispetinde mükemmelleşir. (3 Y kuralı .)
Deniz turizmi
derken neden ısrarla marinalar üzerinde duruyorum ?
Çünkü modern bir marina ; Mevcudiyeti ile deniz
tutkunlarına, araçlarına güven veren, Hizmetleri ile doğayı,
çevreyi, tekneyi ve sahibini koruyan, Ülkeye yeni iş sahaları ve
döviz sağlayan, Eğitim, Eğlence, spor ve sosyal aktiviteler
merkezi, YAT / DENİZ TURİZMİNİN KALBİ, Sahillerimizin medeniyet
simgesi tesislerdir.
Tekne bir kere fakat diğer tüm hizmetler o teknenin ömrü boyunca
her gün satın alınır.Yat ve deniz turizminin gelişmesi için çok
ve çeşitli marina, bu marinaların yaşayabilmesi içinde çok
sayıda tekne gerekir fakat marinalar bugünkü fiyat politikaları
ile kendi bindikleri dalı kesmekte gelecek nesillerin deniz
sevgisini tekne tutkusunu öldürmektedirler.
Günümüz fiyat ve şartlarında insanları tekne almaya ikna etmek
hemen hemen imkansız hale gelmiştir.
Bu nedenlerle deniz tutkunlarını bir çatı altında toplanmaya ve
DERNEK kurmaya davet ediyorum. Bu öneri hakkındaki
düşüncelerinizi lütfen bildiriniz ve bize ışık tutunuz.
Sizlere şimdiden teşekkür ederiz.
Sevgi ve Saygılarımızla,
Capt. Yılmaz Dağcı

24.01.2002
|
|