e-mail  
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi  

  Yusuf Köprülü
 

TRAJİKOMİK BİR DENİZCİ HİKAYESİ

Sevgili denizci dostlarım,
Bu yazımda siz denizci dostlarım tarafından benzeri yaşanmış veya içinde başından geçmiş benzer Murphy Kanunu anektodlarını bulabileceği bir denizci hikayesi anlatmak istiyorum. Ancak bu hikayemiz gerçekten yaşanmış olup, her yaşanmış tatsız denizci anısında olduğu gibi sonradan belleğimde tatlı bir anı olarak yer almıştır...

Tarih Temmuz 2000. Ege Yat Rallisi bütün hızıyla devam ediyor. Doksan adede yakın yerli yabancı yat Kuşadası’ndan Sisam adası Vathi limanına çok sert bir havada hareket ediyoruz.

Hava 6-7 bofor zaman zaman sağnaklarda 8'e vuruyor.Dalga 2-2.5 metre civarında, sık ve kafadan geliyor. Motorla yol alıyor ve bayağı hırpalanıyoruz. Yarı yolda Rahmi Koç’un Nazenin IV'ü yanımızdan geçiyor. Yosi kaptan pek etkilenmemişe benziyor, el sallıyor. Tabi tekne 38 m olunca 2-2.5 m dalga da vız geliyor.

Bir ara gözüm arkadan gelen Mike’ın 18 metrelik S/Y Freya’sına takılıyor. 18 metrelik koca Freya müthis baş-kıç yapıyor, salmasını dahi görüyoruz. Birden bu büyüklükteki bir yat için hiç tahayyül etmediğim bir şey daha görüp, "demek bu boydaki teknelerin de bilinmedik sorunları olabiliyormuş" diyorum kendi kendime. Böyle sert bir havada 10-12 m lik yatlar birinci dalgayı yarıp ikinci dalgaya binerken, 18 m lik Freya birinciyi yarıyor, ikinciye biniyor ancak o üçüncü yok mu, işte sorun da zaten onda çıkıyor. İkinciye binip geçen kafa hoop, üçüncü dalganın altına dalıyor. Çıkana kadar tekne sanki bir denizaltı. Zor bir seyir yapıyor vesselam.

Zincirliğine su dolan S/Y Cado Kuşadasına geri dönüyor. Yolda bize anons yapıyor ancak biz duymuyoruz. Sonradan telsiz antenimizin korozyon yaptığı anlaşılıyor. Ancak çok yakındaki yayınları alabiliyormuşuz.

Vathi koyuna dönüşte sert rüzgara doğru iskele yapmakta zorlanıyoruz. Koy "V" şeklinde olup tamamen kuzeybatıya açık ve müthiş hava yapıyor. Bir Yunan hücumbotu liman dışında beklememizi anons ediyor. Liman dışında sert rüzgara karşı motordayız.

25 metrelik S/Y Tartigrat rüzgarda beklemekten motor ısıttığını anons ederek bağlanmak için öncelik istiyor.

Sonunda alargadaki bir Yunan tırhandilinin kıçına yakın geçen bir zincir döşeyerek kıçtan kara bağlanıyoruz..

İskelemizde S/Y Berkay, sancakta ES II.

Giyiniyor ve Vathi Belediye Başkanının verdiği hoşgeldiniz kokteyline gidiyoruz.

Hava biraz daha estikten sonra gece kuvvetini kaybediyor.

Sabah bir araba kiralayıp adayı geziyoruz. Ertesi gün Sakız adası Chios’a yola çıkacağız. Akşam biraz erken yatalım diyoruz ve teknelerin önünde öbeklenerek laflıyoruz. Gece saat 11 civarı hava patlıyor, gurcatalar ötmeye başlıyor ve sağnaklar bindirdikce bindiriyor. Rüzgar iskeleden ve yandan geliyor. Tekneler her an tarayabilir. Ve beklenen an geliyor. S/Y Berkay tarayıp üzerimize biniyor. Bizim Berna 2 kızımız "yıkılmadım ayaktayım" diyerek bu baskıya karşı kahramanca dayanmaya çalışıyor.. ES II ve sevgili Cengiz teyakküzde. Bir de biz tararsak tüm sağ cenah iskambil kağıdı gibi iskeleye yapışabiliriz. İçimden "arslan çapam Bruce bey sen neler gördün geçirdin bunu da atlatırsın, sık dişini biraz" diyorum. Bir yandan Bruce beyin bu abartılı yükte hala nasıl tuttuğunu merak ediyor, diğer yandan da çevreme Bruce tipi çapanın hikmetlerini anlatıyorum. Genel karar Berkay’ı emniyete almak yönünde. Birol Bey'e benim denizdeki botu veriyorum. Ancak motor üzerinde olmadığından bu havada kürekle gitmesi gerek. Birol Bey biraz ileriye bir çapa daha atıp çekiyor, çekmesi ile çapa eline geliyor. Zemin cılk çamur.

Ambardaki 60 metrelik uzun ipi çıkarıyorum ve Birol Bey’e bu ipi alargadaki sağlam tonozda olduğu anlaşılan Yunan teknesine bağlayarak, Berkay’daki yükü almasını öneriyorum. Birol Bey botu alıyor ve onca rüzgarda karanlıklar içine 10 kürek çekip bir giderek gaibe doğru yolculuğuna başlıyor. Saniyede 3-5 kürek, kürekler kanat çırpan Arı kuşu hızında inip kalkıyor, ancak bot ve yolcusu bir ileri iki geri gidiyor (Trajedi ve komedi burada yazımıza başlık oluyor). Sonunda irade ve başarı galip geliyor ve ip tekneye ve Berkay’ın başına bağlanıyor, geriliyor, denizden bir metre yükseliyor ve tınlıyor. Berkay nihayet emniyette. Ohh dünya varmış diyoruz.

Kendi bölgemizi emniyete aldık ya başkaları ne alemde onları merak ediyoruz ve bir müddettir sağımızdan gelen seslere doğru seyirtiyoruz. Oda ne, o taraftaki durum tam bir felaket. 15 m ve üzeri üç tekne birbirine girmiş. Zincir tazelemeye çıkan İsrail teknesi diğer teknelere takmış, yan basıyor. Zincirler pervaneler birbirine girmiş, çapalar oynamış. Ortalık projektör ışıkları ve bağırış çağırış dolu. Bu kargaşada Yılmaz Dağcı’nın bulunduğu Setur teknesi de pervane koparmış.

Bir an sağdaki karanlık tekne sırasından bir Benetteau 44’ün can havli ile fırladığını ve demir tazelemek istediğini görüyoruz. Ancak çıkış o çıkış. Başında 5 KW’ lık bir bowthruster olduğu halde tekne bir türlü kafasını tutup eski yerine giremiyor. Sonradan öğrendiğimize göre aynı tekne sabaha kadar liman içinde dolaşıp durmuş. Hatta gece karanlıkta iplere takmış ve sahibi o zifiri karanlıkda wetsuit giyerek pis liman sularına dalmak zorunda kalmış. Bu da denizciliğin gerçekten özveri isteyen, insanı canından bezdiren anları. Sevilmese çekilecek nesne değil.

Gece saat 03 civarı hava düşüyor, ortalık sessizleşiyor ve yatıyoruz. Ancak aklım fikrim Berkay ile Yunan teknesi arasına gerili ve denizden bir metre yüksekteki halatta. Karanlıkta biri takılırsa diye huzursuz oluyor ve o sıkıntı ile uyuyup uyumadığımı bile anlayamadan Sakız’a hareket için korkunç yorgun bir vaziyette yattığım gibi kalkıyorum.

Tekneler tek tek çapalarını çekerek ayrılmaya başlıyor, ancak çoğunluk Yunan balıkçılarından kalan tonoz ipleri ve çapaları ile boğusuyor. Anlaşıldığı kadarı ile balıkçılara "ralli tekneleri geliyor çekilin" demişler, balıkçılar gitmiş ancak tonoz ipleri ve bütün döküntüler yerli yerinde kalmış. Dolayısı ile denizin dibi aşırı derecede pis.

İskele birkaç ilerimizden M/Y Azize çıkıyor ve daha 10 m bile gitmeden her iki uskuruna da dolanan halatlarla hareketsiz kalıyor. Soldan bindiren rüzgarla üzerimize geliyor ve o an beklenmedik bir şey oluyor. Azize akşam çekilen Berkay-alarga tekne arasındaki meşhur ipimize yaslıyor ve duruyor. "Allaha şükürler olsun bak ip bir işe daha yaradı" diyoruz. Azize’den Salih bey ve oğlu elde bıçak bir dalıp bir çıkıyorlar. Bizler 3-5 tekne çıkış yapamadan sonucu bekliyoruz. Önümüz kapalı. Ancak yarım saat sonra bile sonuç yok. Salih bey'ler de bitap düşüyorlar. Eşim Ayten kıyıdaki İşçi kılıklı motorcu oldukları anlaşılan birilerine dalgıç gerektiğini kitaptan çalışmakta olduğu yunancası ile anlatmaya çalışıyor ve bunda da muvaffak oluyor. Çünkü adamlar İngilizce söylenenlerden hiç bir şey anlamıyorlar. Sonunda dalgıç geliyor ve Azize serbest. Bu defa üzerinden yük kalkan alargadaki Yunan teknesi dönüyor ve bizim çapa ve zincirimizin tam üstüne geliyor. Çekilmesi lazım. Hanım yine devrede. 15 dakika sonra tekneyi çekiyorlar. Herhalde hanımın duymasını istemememden olacak ki içimden bir "bravo be hanım" çekiyorum, ve beklemelerin ve olumsuzlukların verdiği ivme ile ırgata saldırıyorum. Çapa bayağı zor geliyor ve bizim Bruce Bey’in akşamki kudretinin sebebi-hikmeti sudan çıkıyor. 10'luk bir zincir ve ucunda en aşağı 10 Kg'lık bir balıkcı çapası. Hemen bosayı vurup kurtuluyorum. Bütün acelem gece iki saat bile uyumadığım için bir an önce Chios’a varıp uyumak.

Çapa neta, Berna 2 nihayet harekete hazır.

Yanımdan sevgili dostum Dr.Tahsin Akgün teknesi Nedime ile geçiyor.

- "Günaydın Yusuf, üff ! dün gece bir uyumuşuz arkadaş. Taş gibiyiz. Sizden nehaber"? diyor.

- Hanımın kıpkırmızı olduğunu söylediği gözlerimi açmaya çalışarak "Aynen Tahsinciğim" diye bağırıyor ve gaz koluna yükleniyorum.

 

                                                                    Yusuf Köprülü
                                                                        Berna 2

                                                                            
                                                                                                                        08.08.2002