|
TRAJİKOMİK BİR DENİZCİ HİKAYESİ
Sevgili denizci dostlarım,
Bu yazımda siz denizci dostlarım tarafından benzeri yaşanmış
veya içinde başından geçmiş benzer Murphy Kanunu anektodlarını
bulabileceği bir denizci hikayesi anlatmak istiyorum. Ancak bu
hikayemiz gerçekten yaşanmış olup, her yaşanmış tatsız denizci
anısında olduğu gibi sonradan belleğimde tatlı bir anı olarak
yer almıştır...
Tarih Temmuz 2000. Ege Yat Rallisi bütün hızıyla devam
ediyor. Doksan adede yakın yerli yabancı yat Kuşadası’ndan Sisam
adası Vathi limanına çok sert bir havada hareket ediyoruz.
Hava 6-7 bofor zaman zaman sağnaklarda 8'e vuruyor.Dalga 2-2.5
metre civarında, sık ve kafadan geliyor. Motorla yol alıyor ve
bayağı hırpalanıyoruz. Yarı yolda Rahmi Koç’un Nazenin IV'ü
yanımızdan geçiyor. Yosi kaptan pek etkilenmemişe benziyor, el
sallıyor. Tabi tekne 38 m olunca 2-2.5 m dalga da vız geliyor.
Bir ara gözüm arkadan gelen Mike’ın 18 metrelik S/Y Freya’sına
takılıyor. 18 metrelik koca Freya müthis baş-kıç yapıyor,
salmasını dahi görüyoruz. Birden bu büyüklükteki bir yat için hiç
tahayyül etmediğim bir şey daha görüp, "demek bu boydaki
teknelerin de bilinmedik sorunları olabiliyormuş" diyorum kendi
kendime. Böyle sert bir havada 10-12 m lik yatlar birinci dalgayı
yarıp ikinci dalgaya binerken, 18 m lik Freya birinciyi
yarıyor, ikinciye biniyor ancak o üçüncü yok mu, işte sorun da
zaten onda çıkıyor. İkinciye binip geçen kafa hoop, üçüncü
dalganın altına dalıyor. Çıkana kadar tekne sanki bir denizaltı. Zor bir seyir yapıyor vesselam.
Zincirliğine su dolan S/Y Cado Kuşadasına geri dönüyor. Yolda
bize anons yapıyor ancak biz duymuyoruz. Sonradan telsiz
antenimizin korozyon yaptığı anlaşılıyor. Ancak çok yakındaki
yayınları alabiliyormuşuz.
Vathi koyuna dönüşte sert rüzgara doğru iskele yapmakta
zorlanıyoruz. Koy "V" şeklinde olup tamamen kuzeybatıya açık ve
müthiş hava yapıyor. Bir Yunan hücumbotu liman dışında
beklememizi anons ediyor. Liman dışında sert rüzgara karşı
motordayız.
25 metrelik S/Y Tartigrat rüzgarda beklemekten motor ısıttığını
anons ederek bağlanmak için öncelik istiyor.
Sonunda alargadaki bir Yunan tırhandilinin kıçına yakın geçen
bir zincir döşeyerek kıçtan kara bağlanıyoruz..
İskelemizde S/Y Berkay, sancakta ES II.
Giyiniyor ve Vathi Belediye Başkanının verdiği hoşgeldiniz
kokteyline gidiyoruz.
Hava biraz daha estikten sonra gece kuvvetini kaybediyor.
Sabah bir araba kiralayıp adayı geziyoruz. Ertesi gün Sakız adası
Chios’a yola çıkacağız. Akşam biraz erken yatalım diyoruz ve
teknelerin önünde öbeklenerek laflıyoruz. Gece saat 11 civarı
hava patlıyor, gurcatalar ötmeye başlıyor ve sağnaklar
bindirdikce bindiriyor. Rüzgar iskeleden ve yandan
geliyor. Tekneler her an tarayabilir. Ve beklenen an geliyor. S/Y
Berkay tarayıp üzerimize biniyor. Bizim Berna 2 kızımız "yıkılmadım ayaktayım" diyerek bu baskıya karşı kahramanca
dayanmaya çalışıyor.. ES II ve sevgili Cengiz teyakküzde. Bir de
biz tararsak tüm sağ cenah iskambil kağıdı gibi iskeleye
yapışabiliriz. İçimden "arslan çapam Bruce bey sen neler gördün
geçirdin bunu da atlatırsın, sık dişini biraz" diyorum. Bir
yandan Bruce beyin bu abartılı yükte hala nasıl tuttuğunu merak
ediyor, diğer yandan da çevreme Bruce tipi çapanın hikmetlerini
anlatıyorum. Genel karar Berkay’ı emniyete almak yönünde. Birol
Bey'e benim denizdeki botu veriyorum. Ancak motor üzerinde
olmadığından bu havada kürekle gitmesi gerek. Birol Bey biraz
ileriye bir çapa daha atıp çekiyor, çekmesi ile çapa eline
geliyor. Zemin cılk çamur.
Ambardaki 60 metrelik uzun ipi çıkarıyorum ve Birol Bey’e bu ipi
alargadaki sağlam tonozda olduğu anlaşılan Yunan teknesine
bağlayarak, Berkay’daki yükü almasını öneriyorum. Birol Bey botu
alıyor ve onca rüzgarda karanlıklar içine 10 kürek çekip bir
giderek gaibe doğru yolculuğuna başlıyor. Saniyede 3-5 kürek,
kürekler kanat çırpan Arı kuşu hızında inip kalkıyor, ancak bot
ve yolcusu bir ileri iki geri gidiyor (Trajedi ve komedi burada
yazımıza başlık oluyor). Sonunda irade ve başarı galip geliyor
ve ip tekneye ve Berkay’ın başına bağlanıyor, geriliyor, denizden
bir metre yükseliyor ve tınlıyor. Berkay nihayet emniyette. Ohh
dünya varmış diyoruz.
Kendi bölgemizi emniyete aldık ya başkaları ne alemde onları
merak ediyoruz ve bir müddettir sağımızdan gelen seslere doğru
seyirtiyoruz. Oda ne, o taraftaki durum tam bir felaket. 15 m ve
üzeri üç tekne birbirine girmiş. Zincir tazelemeye çıkan İsrail
teknesi diğer teknelere takmış, yan basıyor. Zincirler pervaneler
birbirine girmiş, çapalar oynamış. Ortalık projektör ışıkları ve
bağırış çağırış dolu. Bu kargaşada Yılmaz Dağcı’nın bulunduğu
Setur teknesi de pervane koparmış.
Bir an sağdaki karanlık tekne sırasından bir Benetteau 44’ün can
havli ile fırladığını ve demir tazelemek istediğini
görüyoruz. Ancak çıkış o çıkış. Başında 5 KW’ lık bir bowthruster
olduğu halde tekne bir türlü kafasını tutup eski yerine
giremiyor. Sonradan öğrendiğimize göre aynı tekne sabaha kadar
liman içinde dolaşıp durmuş. Hatta gece karanlıkta iplere takmış
ve sahibi o zifiri karanlıkda wetsuit giyerek pis liman sularına
dalmak zorunda kalmış. Bu da denizciliğin gerçekten özveri
isteyen, insanı canından bezdiren anları. Sevilmese çekilecek
nesne değil.
Gece saat 03 civarı hava düşüyor, ortalık sessizleşiyor ve
yatıyoruz. Ancak aklım fikrim Berkay ile Yunan teknesi arasına
gerili ve denizden bir metre yüksekteki halatta. Karanlıkta biri
takılırsa diye huzursuz oluyor ve o sıkıntı ile uyuyup
uyumadığımı bile anlayamadan Sakız’a hareket için korkunç yorgun
bir vaziyette yattığım gibi kalkıyorum.
Tekneler tek tek çapalarını çekerek ayrılmaya başlıyor, ancak
çoğunluk Yunan balıkçılarından kalan tonoz ipleri ve çapaları
ile boğusuyor. Anlaşıldığı kadarı ile balıkçılara "ralli
tekneleri geliyor çekilin" demişler, balıkçılar gitmiş ancak
tonoz ipleri ve bütün döküntüler yerli yerinde kalmış. Dolayısı
ile denizin dibi aşırı derecede pis.
İskele birkaç ilerimizden M/Y Azize çıkıyor ve daha 10 m bile
gitmeden her iki uskuruna da dolanan halatlarla hareketsiz
kalıyor. Soldan bindiren rüzgarla üzerimize geliyor ve o an
beklenmedik bir şey oluyor. Azize akşam çekilen Berkay-alarga
tekne arasındaki meşhur ipimize yaslıyor ve duruyor. "Allaha
şükürler olsun bak ip bir işe daha yaradı" diyoruz. Azize’den
Salih bey ve oğlu elde bıçak bir dalıp bir çıkıyorlar. Bizler
3-5 tekne çıkış yapamadan sonucu bekliyoruz. Önümüz kapalı. Ancak
yarım saat sonra bile sonuç yok. Salih bey'ler de bitap
düşüyorlar. Eşim Ayten kıyıdaki İşçi kılıklı motorcu oldukları
anlaşılan birilerine dalgıç gerektiğini kitaptan çalışmakta
olduğu yunancası ile anlatmaya çalışıyor ve bunda da muvaffak
oluyor. Çünkü adamlar İngilizce söylenenlerden hiç bir şey
anlamıyorlar. Sonunda dalgıç geliyor ve Azize serbest. Bu defa
üzerinden yük kalkan alargadaki Yunan teknesi dönüyor ve bizim
çapa ve zincirimizin tam üstüne geliyor. Çekilmesi lazım. Hanım
yine devrede. 15 dakika sonra tekneyi çekiyorlar. Herhalde
hanımın duymasını istemememden olacak ki içimden bir "bravo be
hanım" çekiyorum, ve beklemelerin ve olumsuzlukların verdiği
ivme ile ırgata saldırıyorum. Çapa bayağı zor geliyor ve bizim
Bruce Bey’in akşamki kudretinin sebebi-hikmeti sudan çıkıyor. 10'luk bir zincir ve ucunda en aşağı 10 Kg'lık bir balıkcı
çapası. Hemen bosayı vurup kurtuluyorum. Bütün acelem gece iki
saat bile uyumadığım için bir an önce Chios’a varıp uyumak.
Çapa neta, Berna 2 nihayet harekete hazır.
Yanımdan sevgili dostum Dr.Tahsin Akgün teknesi Nedime ile
geçiyor.
- "Günaydın Yusuf, üff ! dün gece bir uyumuşuz arkadaş. Taş
gibiyiz. Sizden nehaber"? diyor.
- Hanımın kıpkırmızı olduğunu söylediği gözlerimi açmaya
çalışarak "Aynen Tahsinciğim" diye bağırıyor ve gaz koluna
yükleniyorum.
Yusuf Köprülü
Berna 2

08.08.2002
|