 |
Türk kültürünün keşfettiği en önemli yiyeceklerden birisidir
yoğurt. Günümüzden yüzyıllarca öncesinde Orta Asya'da göçebe
olarak yaşayan atalarımız, besinlerini barındıkları
ortamlardan topladıkları meyve ve sebzelerle,
evcilleştirdikleri hayvanlardan temin ediyorlardı. |
Evcil hayvanlardan elde edilen başlıca ürünlerin başındaysa
et, süt ve yumurta geliyordu. Yerleşik bir yaşama henüz uyum
sağlamamış olan bu insanlar, doğal kaynakların bol olması
nedeniyle onları üretmek yerine sadece toplamak ile
yetiniyorlardı. Bu nedenle de doğal kaynaklardan en iyi şekilde
yararlanabilmek için kışın ılık yerlere, yazınsa serin yerlere
göç ederek hem yaşamları için uygun sıcaklıklarda bulunuyorlar,
hem de besin bakımından kıtlık çekmiyorlardı. Ancak, o
devirlerde de yaşam çok kolay değildi ve besin bulmak her zaman
mümkün olmayabiliyordu. Bu nedenle de insanlar topladıkları
besinleri bir şekilde muhafaza edebilmeleri için çeşitli saklama
yöntemleri geliştirdiler. Bugün bizlerin en sevdiği
yiyeceklerden olan yoğurt, peynir, sucuk, pastırma, kavurma gibi
yiyecekler de o günlerde ortaya çıktı.
Süt, dünya geneline baktığımızda en önemli besinlerden
birisi. Yerkürenin neresine giderseniz gidin, içmek için süt
bulabilirsiniz. Ancak bu süt, inek veya koyun sütü olmayabilir.
Günümüzde değişik toplumlarda deve, at, lama, manda ve daha bir
çok memeli hayvanın sütü de içilmekte. Bunun sebebiyse,
insanoğlunun besinlerini yaşadığı ortamdan elde etmesinden
kaynaklanıyor. Bizler de bu konuda en şanslı toplumlardan
biriyiz. Çünkü, en kaliteli süt veren hayvanlar olarak kabul
edilen koyun ve inek, ilk kez ülkemizin de içinde bulunduğu Orta
Asya'da evcilleştirildi ve daha sonra bu bölgeden tüm dünyaya
yayıldı. Bu yüzden atalarımızın yoğurdun mucidi oluşu rastlantı
değil.
Henüz yerleşik hayata uyum sağlamamış insanlar, besinlerini
yanlarında taşıyabilmek ve daha uzun süre kullanabilmek için
çeşitli yöntemler geliştirdiler. Sütü yoğurt haline getirerek
daha uzun süre bozulmadan kullanabilmek de bu yöntemlerden
birisi. Peki, bu insanlar sütü nasıl yoğurt haline getirmişler?
Birçoğunuzun bildiği gibi yoğurt, sütün çeşitli mayalar ile
fermente edilerek yarı katı hale getirilmesi ile üretilir. Yine
sütün fermente edilerek tam katı hale çevrilmesi sonucunda da
peynir oluşur.
Yoğurtsuz
Yoğurt Nasıl Yapılır?
Yoğurt genellikle, ısıtılan süte az bir miktar eski yoğurdun
eklenmesi ile yapılır. Ilık olan sütün ortasına daha önceden
ayrılmış bir miktar yoğurt, su ile karıştırılarak inceltilir ve
ateş üzerinde bulunan orta sıcaklıktaki süte yavaş yavaş
eklenir. Bir süre kaynatıldıktan sonra yoğunluk kazanan süt
ateşten indirilerek üzeri örtülür ve soğumaya alınır. Yaklaşık
bir gün sonra bu karışım yoğurt halini alır. Burada en önemli
girdi, sütün yoğurt haline dönüşmesini sağlayan maya. Anlatılan
işlemde, sütün içine katılan eski yoğurt maya görevi yapmakta.
Peki, elimizde hiç yoğurt veya günümüzde kullanılan ticari
yoğurt mayaları yoksa ürettiğimiz sütü nasıl yoğurt haline
getirebiliriz? Bu noktada çevremizde bulunan doğal mayaları
kullanabiliriz. Göçebe olarak yaşamlarını sürdüren atalarımızın
yoğurt yapımında kullandığı doğal mayalar, karınca
yumurtalarıdır. Göçerler bahar aylarında yaylalara çıktıklarında
küçük taşları kaldırarak altında yer alan küçük ve beyaz beyaz
baloncuk şeklindeki taze karınca yumurtalarını toplayarak
ezerler ve ısıttıkları sütün içine koyarlardı. Böylece karınca
yumurtasında bulunan kimyasal maddeler (formik asit ve türevleri
vb.) yardımıyla süt mayalanarak yoğurt haline gelirdi. Bugün
karınca yumurtası bulup yoğurt üretmek, ne ekonomik ne de pratik
bir yol. Ancak, yoğurdun özünde nasıl yapıldığını bilmek ve bu
bilgiyi unutmamak gelecek nesillerin de doğadan nasıl
faydalanabileceğini öğrenmesi açısından çok önemli. Belki siz de
bir bahar ayında kırlara giderek karınca yumurtası toplayıp
yoğurt yapmayı deneyebilirsiniz. Eğer yaptığınız bu doğal ürüne
bir parça da eritilmiş balmumu koyarsanız, bol kaymaklı ve çok
lezzetli bir yoğurt elde etmiş olursunuz.
Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 447 Şubat-2005
Yoğurdu Sevin
 |
Yoğurt bağışıklık
sistemini güçlendirerek birçok hastalığı önleyici etkiye
sahiptir. Yoğurdun ve yoğurt üretiminde kullanılan laktik
asit bakterilerinin kanser, enfeksiyonlar, gastro intestinal
hastalıklar ve astım gibi hastalıkları önleyici etkilerinin
olduğu yapılan araştırmalarda bulunmuştur. |
Tüm bu hastalıkların oluşmasında en önemli nedenin bağışıklık
sistemi
olduğu saptanmıştır.
Yoğurt, bağışıklık
sistemine uyarıcı etkisinden dolayı çeşitli hastalıkların
önlenmesinde önemli bir etkendir. Yoğurdu
sofralarından eksik
etmeyen kişiler ve özellikle yaşlılar gibi bağışıklık sistemi
baskılanmış gruplarda bağışıklık
sistemi
ile ilgili hastalıklara karşı direnç de artmaktadır.
İşte Yoğurt Hakkında Bilmemiz Gerekenler
-
Zararlı bakterilerin üremesini
durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını
sağlar.
-
Sindirim
sisteminin
sağlıklı çalışmasına etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.
-
Şeker hastaları için yararlı bir besindir,
kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve mutlaka
ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
-
Bağırsak düzensizliklerinin
giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin
tedavisine yardımcı olur.
-
Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların
çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.
-
Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine
karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
-
Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına
yardımcı olur, LDL kolesterolü azaltır.
-
Kandaki asit baz dengesini
sağlıklı hale getirir.
-
Süt ve
süt ürünlerini tükettikten
sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi
yaşayan kişilerde laktozun parçalanması nedeniyle gaz
oluşumunu azaltır.
-
Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal
oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı
koruyucudur.
-
Bağırsaklarda B vitaminlerinin bolca üretilmesini
sağlar.
-
Rahatlatıcı etkisi
bulunmaktadır. Bu nedenle iyi ve rahat bir uyku için idealdir.
-
Kalsiyumun daha fazla emilmesini
ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.
-
Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek
yararlı bakterilerin korunması
amacıyla yoğurt yemelidirler.
-
Midesi çok duyarlı olanlar ile oniki parmak bağırsağı
ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli
tüketilmelidir.
-
Yoğurt ayrıca inulin adıyla bilinen, alt sindirim sistemindeki
sağlığı geliştirici bakterilerin üremelerini ve canlı
kalmalarını sağlayan prebiotik bir madde içermektedir. Yoğurt
gibi fermente süt ürünlerinin üretiminde kullanılan geleneksel
laktik asit bakterileri gastrointestinal sistemde canlı
kalamaz.
Kolon Kanseri Riskini Azaltıyor
Probiyotik gıdalar, ‘yeterli
sayıda alındığı zaman bağırsak mikroflorasının
dengesini geliştirerek katkıda bulunan canlı bakteriler içeren
gıdalar’ olarak tanımlanmaktadır. Probiyotiklerin bağışıklık
sistemini
geliştirdiği ve kolon kanseri riskini
de düşürdüğü belirtilmektedir. Geleneksel
olarak probiyotikler yoğurt ve diğer fermente gıdalara
eklenirken, son yıllarda içeceklere ve tablet, kapsül veya
dondurularak kurutulmuş formdaki preparatlara da ilave
edilmiştir.
Sindirim
sisteminde bulunan bu yararlı bakterilerin etkileri, onların
canlı olmasına ve metabolik aktivitelerine bağlıdır.
Probiyotikler yutuldukları zaman mide ve safra asitleri
tarafından elimine olabilirler, ancak bir kısmı
kalın bağırsağa ulaşır ve orada yerleşir. Üremeleri oligasakkarit
olarak bilinen kompleks karbonhidratların varlığına bağlıdır. Belirli oligosakkaritler
prebiyotikler olarak düşünülür. Bunlar
sindirilemeyen
gıdalardır, ancak kolondaki bir veya
sınırlı
sayıdaki bakterinin aktivitesi ve üremesini
destekleyerek yarar sağlar. Probiyotik gıdalardan maksimum yararın
sağlanabilmesi için, prebiyotikler kullanılır. Fermente olabilen
lif türleri, zararlı bakterilerin gelişimini engelleyerek
probiyotik etki gösterir.
Barsak içindeki ortamın ph’sını değiştirerek aside dönüştürür ve
zararlı bakteri enzimlerinin çalışmasını
engeller. Böylece sağlık üzerinde koruyucu etkiye
sahiptir.
Probiotikler ve prebiotikler, tıbbi olarak daha
etkili olmaları için bir arada kullanılmakta ve buna da
sinbiyotikler adı verilmektedir.
Yoğurdun içerdiği probiotik ve prebiotik
maddelerin kabızlık, ishal,
kalp hastalıkları, şeker, kemik erimesi, oburluk ve kalın bağırsak
kanseri gibi çeşitli rahatsızlıklara iyi geldiği, bağışıklık
sistemini
güçlendirdiği özellikle immunoglobulin A’dan zengin olduğu, B
grubu vitaminler ve folik asit sentezinde yer aldığı, laktozun
sindirimini kolaylaştırdığı ve ishali
önleyici etkisinin bulunduğu bilinmektedir.
Deyim yerindeyse, yoğurt 7’den 70’e herkese lazım. Hatta en çok
7’sindekine ve 70’indekine lazım. Bu yüzden çocuk yaşlı herkesin
günlük beslenmelerinde muhakkak yoğurda yer vermesi
gerekmektedir.
Taylan Kümeli
Nokta Dergisi-27 Eylül/3 Ekim 2004
Cenk Durmuşkahya ve
Taylan Kümeli'ye teşekkürlerimizle
Denizce

Sayın Dergi Sorumlusu,
Sayın Meslektaşım,
Ben, Ankara Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Kadir Halkman.
Aşağıdaki yazı, TÜBİTAK Bilim
ve Teknik Dergisi yanında konu ile doğrudan ya da dolaylı
olarak ilgili olan kişi ve kurumlara da bcc (gkk) olarak
gönderilmektedir.
Bu yazı, eleştiri değil,
tümüyle katkı olarak yazılmıştır ve bu şekilde
değerlendirilmesi özellikle rica edilmektedir.
Bilim ve Teknik; Ocak 2006;
sayı 458, sayfa 34'deki "ilk yoğurt nasıl mayalandı"
başlıklı makale bilimden ağır bir şekilde uzaktır ve halk
sağlığı açısından son derece tehlikeli bilgileri
içermektedir. Sütün içine "karınca yuvası çıkışındaki
toprağın eklenip", bunun "doğal maya adı ile yoğurt
yapımında" kullanılmasının, "Eğer bir gün evinizde yoğurt
yapmak için maya bulamazsanız, dışarı çıkıp karıncanın
oluşturduğu toprak tepecikten biraz almanız yeterli" gibi
bir ifadenin TÜBİTAK dergisinde yer almaması gerekirdi.
Sütün içine sığır ya da insan
dışkısı, incir sütü veya biraz çimen katılırsa da yoğurt
benzeri bir pıhtı elde edilir. Dışkının içinde patojen
bakteriler olabilir. Karınca yuvası ağzındaki toprakta bu
gibi patojenlerin olmadığına hiç kimse güvence veremez.
Ayrıca doğal maya olarak tanımlama da, doğal ürünler
gündemde olduğu için son derecede yanlıştır. Karınca
yuvasının ağzındaki toprakta bulunan ve sütü pıhtılaştıran
her materyal doğal maya olarak tanımlanamaz. Yoğurt gibi
görülen her pıhtının yoğurt olarak tanımlanması mümkün
değildir, hatta böylesine bir tanımlama büyük bir hata
olarak da değerlendirilebilir. Doğada bulunan çeşitli
proteolitik enzimler ve bakteriler sütü pıhtılaştırır.
Yoğurt, bu pıhtılardan sadece birisidir. Her pıhtıyı yoğurt
olarak tanımlamak halk sağlığı açısından son derece
tehlikelidir. TÜBİTAK kaynaklı olduğu için birileri bu
şekilde yoğurt yapmaya kalksa neler olabilir? Zaten, daha
önce bir lise öğretmeninin, öğrencilerine çeşitli otları
kaynamış süte katarak yoğurt (!) yaptırdığına ve tat
panelleri uyguladığına da şahit olmuştum.
Kendinizi "bu öğrenci
kongresidir, öğretim üyelerinin denetiminden geçmiş ve adı
geçen bildiri kongrede sunulmuştur" şeklinde
savunabilirsiniz. Ama bu çok yanlış olur ve yetersiz kalır.
TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisinde yayınlanacak makaleler
için çok daha duyarlık gösterilmesi gerekir.
Daha da vahim olarak bu haber
çeşitli web sitelerinde kaynak gösterilerek yayınlanıyor.
Örnek:
http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,147383
Bu gibi yanlış
bilgilendirmelerin kolaylıkla düzeltilemeyeceği de açıkça
bilinmektedir.
Konu üzerinde dünya
literatürüne geçmiş çeşitli efsaneler de vardır. En yaygın
efsane ise incir yaprağından süzülen yağmur suyunun bakire
kız tarafından süte ilavesi ile yoğurt yapmaktır.
Efsane ile bilimi ayırmak
zorundayız. Efsanelerdeki gerçeklik ise ayrıca
soruşturulabilir. İncir yaprağındaki enzimler sütü
pıhtılaştırır ama bu, yoğurt değildir.
Sevgiyle,
Prof.
Dr. Kadir Halkman
Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi
Gıda Mühendisliği Bölümü
|