e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Yoksulluk ve Etik

 Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün    

 

 

Birbirine zıt iki kavramdan bahsetmek istiyorum. Yoksulluk ve etik… Yokluk ile varlık gibi sanki… Kendisini postmodern diye nitelendiren toplumların bu açmaz içinde sıkışıp kaldıkları bilinen bir gerçek. Yoksulluk açlığı beraberinde getirirken çaresizliği de yukarı seviyelere doğru yükseltiyor.

Ekonomistlerin zorluk çektiği başlıca konu etiğin varlığı olarak kabul görüyor. Serbest piyasa bir tür iştahlı ve obur canlı gibi ortamı kasıp kavururken etik elinden geldiğince toplumları istikrar içinde tutmaya çabalıyor. Elbette ki etiğin bu anlamdaki başarısı gayret gerektirmektedir. Globalleşme mantığını çoktan kabul etmiş bir dünya düzeninde ekonomik bilimler serbest piyasa ve rekabetçi yaklaşımlar mantığını kayıtsız ve sorgusuz kabul ederken aslında etik bilimini dışlamış olduğunun farkına varamadı. Artık sadece enflasyon oranına bakılarak ülkelerin kalkınma-büyüme ve gelir bölüşümü kriterlerine göre hareket ediliyor. Etiğin ana merkezini oluşturan insan faktörü ekonomik kavramların içinde kendisine en ufak bir yer bile bulmakta zorluk çekiyor. Makro-ekonomik kaygılar çoktan unutulup gitti. Ulus-devlet tavrı globalleşmesi istenen dünyada aldırış bile edilmeyen bir anlayış tarzı haline geldi. Etiğin tam bu noktada bir sorusu vardır: Nereye bu gidiş? Cevap ise bellidir: Gidiş tek merkezli bir ekonomik öğretiye doğrudur.

Matematik ve istatistik bilimlerinden mümkün olduğundan fazla yararlanmaya çalışan ekonomistler sonunda amaçlarına ulaşmış gibiler. Sosyal yaşamın içinden soyutlanmış bir etik, insani tavır ve düşüncelerde tek düzeleşme, gizli işsizlik, fakirleşme ve yoksulluk, giderek artan yolsuzluk… Etiğin bulunmadığı hemen hemen hiçbir yaşamsal alan yok iken ekonomistlerin gözünde etik sadece çevre ve doğa bilincini aşılayan, koruyan bir bilim gibi değerlendiriliyor. Bu hayal edebileceğinizden de büyük bir yanlıştır. Globalleşmiş sermayenin sözcülüğü ise IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası tarafından üstlenilmiş bile. Ancak ne yazık ki söylemlerde etik bir öğeye rastlamak mümkün değil. Belirttiğimiz bu kurumların danışmanları ya da bizzat proje oluşumunda görev alan iktisadi bilimler akademisyeni, siyasetçi ve bürokratlarının etik dışı durumlara karşı niçin ses çıkarmadıkları zihinlerde oluşan bir başka soru işareti değil midir? Şimdi bu olumsuz durumdan olumsuz dersler çıkarmamak gerekiyor tabii ki. Çünkü etiğin var olması biraz da ülkelerin kendi ellerinde. Bunu sağlamak için didinenler temiz, maddi açıdan yeterli ve kaygısız bir yaşam sunacaklar bireylerine. Peki, ya diğerleri?

İktisadi bilimler her şeyden önce bir bilim olduklarının bilinciyle olmazsa olmazlardan etiği kendi bünyelerinde barındırmak, ilkelerini belirlemek zorundadır. Çalışma alanı ne olursa olsun bir bilimin etiğin ilke ve kavramlarını dışlaması beklenemez. Yoksa burada iktisadi bilimlerin vermek istediği mesaj bilim olunca etik kalınmaz şeklinde midir? Yanlış! Hem çok yanlış! Dünyanın ekonomik dengelerinin ilkesiz ve kavramsız bir mantık ile yerinden oynatılmasının ağır etik sonuçları niçin görülmemektedir? Ekonomistler iktisadi bilimlerin temel kavramlarının 18. yüzyılda yaşamış İskoçyalı bir ahlâk filozofu olan Adam Smith tarafından ortaya konduğunu ne çabuk unutmuşlardır? Etik ve ahlâk bütün bilimlerin doğasında zaten vardır. 

Tam yeri gelmişken Türkiye’nin 1923-1938 dönemindeki iktisadi anlayışlarının dünyayı o sırada da kasıp kavuran ekonomik buhrana rağmen nasıl örnek olmaya başladığının altını çizmek gerekiyor. Yarım kalmış ve devam edilmemiş bu projenin sonuçlarının görülmeden rafa kaldırılması hüzünlü bir durumdur.

Yoksulluğun etik ile olan zıt duruşuna bir son vermek gerekiyor. Paylaşımcı ve refah seviyesine ulaşmış toplumların etik bilimi ile daha da mutlu bir yapıya bürüneceğini söylemek hayal değildir.

Etiğin bütün kavramlarıyla bir değer gibi arzulandığını ve heyecanla beklendiğini ve yükselmeye başladığını görüyoruz. Yeni ve güzel olan etik ile başlayacaktır. Bilgeliğin öğretisi ve etik ile zenginleşmiş yapısı ışıklarını saçmak üzeredir.

 


Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle

Denizce

09.10.2008