e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 "Yürüyelim Arkadaşlar" [1]

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    


Trafik kazalarında yaklaşık 10,000 kişi ölüyor, onbinlerce insan bir engel bırakacak biçimde yaralanıyor ve toplam 20 Milyar TL’lik ekonomik maliyet ortaya çıkıyor. Ölen ya da yaralanan biz veya bizden birisi olmadıkça umursamadığımız sıradan haberlerden birisi… Diğer yandan, arabamızdaki bir küçük çizik için yumruklaşmaya hazırız. Otomobilimizi haftada bir yıkatmayı aksatmaktansa, bir ay duş almamayı tercih edebiliyoruz. Bu arada trafik kazalarında ölenlerin neredeyse % 40’ı yaya, bisikletli veya motosikletli. Buna yanıtımız basit: “Onlar da orada yürümeseydi, bisiklete binmeselerdi, zaten motosiklet çok tehlikeli…”

Yürümenin ne kadar tehlikeli olduğunu fark edip, çocukların yürümesine gönlü razı olmayanlar, köy okullarını ortadan kaldırıp, çocukları ilçe merkezlerinde ya da büyükçe köylerdeki kocaman okullara minibüslerle taşımayı akıl ettiler. Böylece köy çocukları kaloriferli beton “ucube”lerde (“canım, çocuklar sobalı sınıflarda mı okusun?”) eğitimlerini sürdürme fırsatı yakaladılar. Kent ile eşitlik sağlanmış oldu.

Terkedilmiş, ve çökmeye yüz tutmuş, (bilhassa Ege’de kimisi Rum zamanından kalma) köy “ilk mektep” binalarını gördükçe, öğretmenin köyden çıkmasına yol açan bu değişikliği yadırgarım. “Birinci Cumhuriyet projesi” olarak günümüzün değişim ortamında küçümsenme tehlikesi taşısa da, imamın yanına öğretmeni yerleştirerek uhrevi ile dünyevi arasında bir denge oluşturan köydeki okullaşma sürecinin bir çok insanın hayatındaki etkisi pek de fena olmuş gibi gözükmüyor. Bir zamanlar “her köye bir okul” diye bir kampanya var mıydı, yoksa benim kafamdan uydurduğum bir sahte anı mı bilmiyorum…

Köy okullarından yetişip kentlere göç edenler, devletin karar mekanizmalarında yer aldıklarında geride bıraktıklarının anılarından bile kurtulmayı mı arzu ederler? Köy hayatından bıkkınlığın bir işareti mi sayılmalı? Yoksa, daha basitçe düşünürsek, yürümeye karşı isteksizlikten mi? Okula yürüyerek gitmek, zor mu geliyor? Yazının başındaki trafik istatistiklerine baktığınızda, yürüyenleri ciddi risklerin beklediğini görebilirsiniz. Ama bu herhalde köy içinde ya da mahalle arasında çok daha düşük bir risk taşıyor. Konuyu yakından incelemiş bir arkadaşıma bakarsak, bu iş “servis minibüsçüleri”nin bir organizasyonu. Anadolu’nun dört bir yanında her sabah ve akşam çocukların köyden kasabaya taşınan milyonlarca çocuktan kazanç sağlayanlar var. O sebeple de, artık bir sektör de oluştuğu için bu süreci tersine çevirmek zor. O zaman “Her köye bir okul” isteği “referanduma konsun mu, konsun” diyecek kadar yakın geliyor. Bu işi referandum çözer.

Bu arada, okuluna yürümek isteyen çocuklar için yol açmak isteyenlerden otomobil sahibi olanların yapmaya başlamalarını istediğim bir şey var: gittiğiniz yere otomobille gidip, kapının önünde arabanızdan inip “otopark görevlilerine” araç teslim etme lüksünden vazgeçmeye ne dersiniz? Başka lükslerden vazgeçmenizde de bir sakınca yok, elbette. Her durumda, sizi bir adım bile atmaya üşenir gören çocuklarınızı yürütmeyi başaramayacaksınız.


 

[1] Terkedilmiş köy okulları ve yürümekten kaçınma konusuna bu yazının başlığındaki sloganla ve bir çok başka fikirle dikkatimi çeken Betül Tanbay’a teşekkürler.
 

 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

05.04.2011