 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
|
 |
e-mail
denizce@denizce.com |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
|
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri
Sık
kullanım |
| |

Gelecekle ilgili tahminler yapılırken, yıllarca insanların
bir gün denizlerin diplerinde yaşayabileceği söylendi. Su
altında kurulacak kentler, insanoğlunun kısıtlı yer sorununu
çözecekti. Olmadı. Okyanusların diplerindeki kentler düşüncesi
yalnızca bilimkurgu romanlarında kaldı. Üretilen projeler
uygulanabilir olmaktan çok uzak ya da çok pahalıydı. Öte yandan
denizlerin yerleşime açılması düşüncesinden vazgeçilmiş değil.
Yeni projeler denizlerin dibini değil de üstünü insanların
yaşamasına açmaya yönelik. Yapay adalar üretme düşüncesi birçok
insanı cezbediyor. Üstelik başarılı projeler yapay adaların
mümkün olabileceğini gösteriyor bize.
Denizin üzerinde yüzen yapay bir ada; denizde dilediği yere
giden ama bir kara parçası kadar sağlam zemin… Bunlar geçmişte
belki yalnızca hayalden ibaretti. Oysa günümüzde gittikçe artan
bir uygulama. Denizin üzerinde yapay adalar oluşturma düşüncesi,
esinini doğadan alıyor. Su üzerinde yüzen yapay adalara doğada
rastlanıyor. Sözgelimi, Bingöl’ün Solhan İlçesine bağlı Aksakal
Gölü Mezrası’nda göl üzerinde yüzen iki ada, Türkiye’deki
bilinen en büyük yüzen adalardan. Bataklıklar ya da göller
üzerinde görülen bu yüzen adalara dünyanın pek çok yerinde
rastlanıyor. Suda yetişen bitkilerin köklerine yapışan toprağın
zamanla çoğalması ve sert bir zemine dönüşmesiyle oluşan bu
adalar aslında denizin ortasında yüzen, hatta kimi zaman
yalnızca yer kazanmak amacıyla yapılmış yapay adalar düşüncesine
esin veriyor.
Yapay adalar günümüzde petrol rafinerileri, petrokimya ve
çelik ürünleri hazırlanmasında, kağıt işlemede, gübre üretiminde
ve daha pek çok endüstriyel alanda kullanılıyor. Bunlar gıda,
hammadde, yakıt depolamaya da uygun. Tüm bunlar yapay adaları
deniz araştırma birimleri, meteoroloji istasyonları kurulması
için uygun hale getiriyor. Nükleer ya da termal enerji
santrallerinin karadan yalıtılması ve ayrı bir bölgede
bulunması, sanayi atıklarının buralarda depolanması gibi
kullanım alanları da yapay adalar için düşünülen işlevlerden
bazıları. Ayrıca deniz kıyısında yer alan kentlerde, üzerlerine
havaalanı inşa etmek üzere yapay adalar üretilmesi mümkün.

Yapay adalar hazırlamak, denizlerin ve okyanusların
kaynaklarını daha etkili kullanmak ve yer kazanmak için oldukça
akıllı bir çözüm. Bu adalar deniz dibi madenciliği için de
elverişli ortam sağlayabilir. Ayrıca, balıkçılık ve denizcilikle
ilgili çok önemli gelişmelere neden olabilir. Sözgelimi yapay
bir ada, balıkçı filoları için uygun ve güvenli bir liman, bir
üs olarak kullanılabilir. Tutulan balıklar buralarda
işlenebilir.
Bu adalar farklı amaçlarla kullanılmak üzere bir süredir
üretiliyor. Japonya, Hong Kong ve Singapur’da bu projeler
başarıya ulaştı. Denizin doldurularak yapay kara parçaları elde
edilmesi aslında yıllardır yapılan bir uygulama.
Sabit adalardan yüzen adalara giden yolda bir kilometre taşı
olarak görebiliriz bunu. 1975 yılında Nagazaki’de yapımına
başlanan 163 hektarlık bir alana kurulan havaalanı ya da
Osaka’daki Kansai havaalanı buna örnek olarak gösterilebilir.
1100 hektar üzerine kurulu Kansai havaalanı başlarda tartışma
yaratsa da, Kobe depreminden neredeyse hasarsız çıkması sonucu
insanların güvenini kazandı. Hava trafiğinin yoğun olmasından
dolayı Japonya’da benzeri havaalanlarının ve yapay adaların
sayısının artması bekleniyor.
Yapay adalar genellikle 10-15 metreyi geçmeyen sığ sularda
yapılıyor. Dağlardan taşınan molozlardan tutun da, endüstriyel
atıklara kadar pekçok malzeme bu yapay adaların yapılmasında
denizi doldurmak üzere kullanılabiliyor. Tarım için hazırlanan
adalarda en üste bereketli bir toprak katmanı ekleniyor. Yapay
adaların mühendislerin ilgisini giderek daha fazla çekmesiyle
daha derin sularda da yapay adalar inşa edilmesi planlanıyor.
Planlar arasında K. Terom adlı bir mimarın tasarımı dikkat
çekiyor. Tokyo’nun bir banliyösü olarak düşünülen kentin
Japonya’nın kıyı şeridinden 120 km açıkta olması düşünülüyor.
Her biri 5x5 kilometre ölçüsünde olan 4 tabakadan oluşacak bu
yapay adanın, direkler üzerinde yükselmesi planlanıyor. Bir
milyon kişinin yaşamasına olanak verecek şekilde tasarlanan bu
yapay ada, idari, endüstriyel, ticari bölgeler içerecek ve
çalışanların konutları da burada yer alacak. En üst katında
eğlence ve dinlenme bölgelerinin yer alacağı yapay adada bir
havaalanı ve karayla bağlantıyı sağlayacak hızlı feribot
seferleri yapılması tasarlanıyor. Mimari tasarımlar olarak şu
anda gündemde birçok deniz kenti projesi var. En popüler
olanlarından biri İngiltere’nin doğu kıyısı açıklarında olması
düşünülen “Ocean Venice” (Okyanus Venediği) projesi. 28 km
açıkta yapılması planlanan ada, 10 metre derinlikte
konuşlandırılacak.
Osaka’daki Kansai
havaalanı Japonya’nın yüzen adalar projelerinin en başarılı
olanlarından biri. Havaalanı, Kobe depreminden zarar görmeyerek
güvenilir olduğunu ispatladı.
Yapay ada projelerinde, dip derinliği arttıkça adaların
maliyeti de artıyor. Bu sorunu ortadan kaldırmak için yüzen
adalar fikri büyük rağbet görüyor. Halihazırda yapılmış pek çok
yüzen ada mevcut. Sözgelimi Alaska’nın liman kentlerinden
Valdez’de limanın girişinde yer alan yüzen ada buna en güzel
örneklerden biri. İki bölümden oluşan bu yapay ada, demirlemiş
durumda. Ayrıca karadan uzatılan çelik köprülerle tutulan
adanın, kıyıdan uzaklaşmasına engel olunuyor. Ada, gemilerin yük
indirdikleri ve yeni yüklemeler yaptıkları bir iskele olarak
kullanılıyor.
Yüzen adalar yapılırken kullanılan malzeme ağırlıklı olarak
beton ve çelik. Adaları sabit tutabilmek için başvurulan
yöntemse dev çapa kümeleri kullanmak. Arktik kıyılardaysa bu
adaların buzla sarmalanması söz konusu. Yüzen adalar, yerleşim
yerlerinin uzağında yer alacağından bazı avantajlara sahipler.
Sözgelimi yük gemilerinin, özellikle de petrol tankerlerinin
yüklerini çevreye zarar vermeden boşaltabilmeleri açısından bu
adaların son derece kullanışlı olduğu vurgulanıyor. Her amaca
yönelik olarak farklı tasarlanmış yapay ada modelleri var. Fakat
gemilerin yanaşabileceği tarzda yapay adaların, at nalı
biçiminde yapılması en uygunu. Böylece yapay bir liman
görünümündeki adalar, gemilere yeterli güvenliği de sağlamış
oluyorlar.
Endüstriyel amaçla tasarlanan adalarda, okyanusun üzerinde
kalması gereken bir bakım üssü olması gerekiyor. Bu bölüm
çelikten ya da çelik ve beton kullanılarak yapılıyor. Şehir
olarak da adlandırılan bu bölgede, adanın elektriğini sağlayan
güç birimleri, bakım onarım birimleri, dükkanlar, depolar ve
deniz altında yapılacak çalışmayı destekleyecek birimler
bulunuyor. Adada yaşayanların günlük gereksinimlerini
karşılayabileceği yerler, karayla bağlantıyı sağlayacak
araçların bulunduğu bölümler, gemilerin bağlanabileceği
kısımlar, yüzen adalarda bulunan bölümler. Yapay adaların
fırtınaya karşı da dayanıklı olması gerekiyor. Dalgaların yıkıcı
etkisinden korunmak için, pnömatik dalgakıranlar da yüzen
adaların bir diğer parçası. Yapay adaları çevreleyen
dalgakıranlar üzerinde delikler olan plastik borulardan
yapılıyor. Küçük dalgalar varken çalıştırılmayan bu
dalgakıranlar, dalgalar tehlikeli olabilecek boyutlara
çıktığında bir kompresörün devreye girmesiyle çalışmaya başlıyor
ve adayı koruyor. Adanın su altında kalan hasat bölümüyse deniz
dibinden petrol, maden çıkarabiliyor. Sualtı madenciliği ya da
balıkçılığı geliştikçe çeşitli denizaltı gemilerinin üretimine
de tanık olabiliriz. Sözgelimi denizaltı balıkçı gemileri ve
denizaltı madenci gemileri, yüzen adaların teknolojisinden
yararlanılarak tasarlanabilir.
Bunlar günümüzde uygulanan ya da uygulanması planlanan
projeler. Bunların çeşitleri artırılabilir. Sözgelimi turistik
amaçla inşa edilecek adalar, deniz yolculuklarını daha konforlu
hale getirebilir. Adanın üzerinde palmiye ağaçlarından yapay
kumsallara dek çeşitli turistik imkanlar olabileceği gibi,
adanın su altında kalan bölümlerinden de, yolculara deniz dibi
güzellikleri izlettirilebilir.
“Freedom City”
(Özgürlük Şehri) bugüne kadar planlanan en görkemli yüzen
adalardan biri olacak. İskenderun tersanelerinde yapılması
planlanan yüzen şehir, bittiğinde 8 milyon metrekare alana sahip
olacak ve onbinlerce kişiye ev sahipliği yapacak.
Yapay yüzen adalar içinde en bilineni başlangıçta “Freedom
Ship” (Özgürlük Gemisi) olarak adlandırılıyordu. Sonradan bu
isim “Freedom City” (Özgürlük Kenti) olarak değiştirildi.
Projesi hazır olan Özgürlük Kenti, insanın karaya bağımlı
olmadığını göstermek amacıyla inşa edilecek ve 2 yıl boyunca
dünyanın çevresini dolaşacak. Bu dev geminin, diğer bir deyişle
yüzer adanın inşası içinse İskenderun Limanı’ndaki tersanelerin
kullanılması düşünülüyor. Özgürlük Kenti için “yüzen bir
metropol olacak” yakıştırmaları boşuna değil. Toplam 8 milyon
metrekarelik bir alanda 65 bin kişinin yaşayabileceği bir ada
olacak Özgürlük Kenti. Projenin gerçekleşmesi halinde her biri
320 bin metrekare kullanım alanına sahip 25 kat inşa edilecek.
Yüzen adada büyük şehirlerde bulunan her türlü hizmet ve olanak
bulunacak. Sözgelimi, 2000 yatak kapasiteli 3 tam teşekküllü
hastane, toplam 21 kilometre uzunluğunda ve her yere ulaşan bir
metro ağı, okullar, 3 bini güvenlikten sorumlu 15 bin personel,
yaşamsal ve ticari alanlar Özgürlük Kenti’nde olması
planlananlar arasında. Özgürlük kentinin bir ulaşım aracı değil,
bir yaşam alanı olduğu özellikle vurgulanıyor. Burada sürekli
yaşayanların yanında yüzen adaya gelecek ziyaretçiler de
düşünülmüş. Kentte, restoranlar, oteller, gece kulüpleri, sinema
ve tiyatro salonları da yer alacak. Yeşil alanlar ve spor
sahaları da unutulmamış. Bunların yanında, adanın çevreye zarar
vermemesi isteniyor. Sözgelimi Özgürlük Kenti’ndeki bütün
tuvalet atıklarının yakılması ve küllerinin ada içindeki yeşil
alanlarda değerlendirilmesi düşünülüyor. Ayrıca kağıt, cam,
plastik gibi atıkların geri dönüşümden geçirilip yeniden
kullanılması da söz konusu.
Yüzen adalarla ilgili projelere bir yenisi de Hollanda’dan
geliyor. Hollanda’nın önümüzdeki 50 yıl içinde 200 bin hektarlık
toprağının denize karışacağı söyleniyor. Bu da Hollanda’da yüzen
evler hatta yüzen kentler kurma çalışmalarına ağırlık
verilmesine neden oluyor. Bir sel felaketi sırasında evlerin su
altında kalmak yerine yüzmesi düşüncesi bile kulağa hoş geliyor.
Delft Teknik Üniversitesi Yapı Teknolojileri Bölümü’nden
endüstriyel tasarımcı ve mühendis Ties Rijken, “Altında kalmak
istemiyorsan, üzerinde yaşa!” sloganıyla tanımlıyor ilginç
projesini. “Küresel Isınma’dan dolayı dünyanın iklim
alışkanlıkları bozuldu. Felaketler yaşanıyor, seller oluyor,
deniz seviyesi yükseliyor” diyerek insanlığı tehdit eden
tehlikelere dikkat çeken Rijken, “O halde neden suyun altında
kalmayan, onunla birlikte yükselen evler ve hatta şehirler
yapmıyoruz?” sorusunu soruyor.

Rijken’in projesi birbiri üzerinde yükselen beton diskler,
köpük, kauçuk ve bir tür yanmaz plastik olan polistrolden oluşan
ve su üzerinde yüzebilen temeller üzerinde yükselen yerleşim
alanlarından oluşuyor. Bunlar, lego gibi birbirine geçmeli
üniteler içeriyor ve römorklarla istenilen noktaya
çekilebiliyor. “Teorik olarak, yüzen yerleşim yerleri için boyut
sınırlaması yok. Hatta ne kadar büyük olursa, o kadar az
sarsıntı olur. İçinden yollar geçen, bahçelerinde tarım
yapılabilen şehirler bile kurabiliriz” diyen Rijken, Delft
Üniversitesi ve özel şirketlerin yardımıyla projesinin pilot
uygulamasına Hollanda’nın Lelystad şehrinde başlamış.
Prototiplerde bir sorun yaşamadıklarını söyleyen Rijken, “şu an,
zamana ve kaynağa ihtiyacımız var” diyor. “Toprak azalıyor. Ülke
küçük ve tarım da ülkenin önemli gelirlerinden biri. O halde
neden denize açılmayalım, diye düşündük.”
Rijken’in projesinin bir diğer ayağı ise, ABC Ark Builders
isimli firma. Hollanda merkezli şirket, su üstü mekanlarının
seri üretimi için gereken altyapıyı kurmuş durumda. Yatırımcı
belediyelerin çıkması ve hukuki prosedürün tamamlanmasının
ardından, istenilen noktaya evleri taşıyıp, yüzen şehirlerin
temellerini atacak. “Sadece ev yapmak zorunda değiliz. Katlı
otoparktan hastaneye kadar aklınıza ne gelirse yapılabilir” diye
ekliyor Rijken.
Yüzen adaların batmaması için, temellerinde özellikle köpük
ve kauçuğa yer veriliyor. Zira şimdilik yüzen adaların,
derinliği 2 ila 3 metre arasında değişen Hollanda kanallarında
kullanılmaları bekleniyor. Bununla birlikte “Taşıma kapasitesini
artırmak için temeldeki köpük miktarını artırabiliriz. Engel
yok. İstersek okyanuslar ortasında koca şehirler bile
kurabiliriz” diyen Rijken, “montajı kolay, taşınması kolay, uzun
ömürlü ve ucuz” olarak tanımladığı sistemin, gemi ya da
karayoluyla istenilen noktaya taşınabileceğini hatırlatıyor ve
projesinin asıl hedefini ise şöyle tanımlıyor: “Düşünün sık sık
haberlerde seller altında kalan yerleşim yerlerini izliyoruz,
milyarlarca dolarlık zarar oluyor. En basitinden Katrina
Kasırgası sonrası ortaya çıkan manzaraları hatırlayın. Bunlar
tarihe karışabilir. Zira sistem, su seviyesiyle birlikte
yükselecek ya da inecek.” Bu yolla aynı zamanda depremlerden de
en az zararla çıkacak evler yapılması planlanıyor.
Yüzen adalar, artık hayal olmaktan çıkmış durumda. Böylece
denizlerden daha verimli yararlanmak mümkün olacak. Bu, artan
dünya nüfusunun neden olacağı sorunlarla başa çıkabilmek için
bir çözüm yolu olabilir.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Nisan-2006
Gökhan Tok'a
teşekkürlerimizle
Denizce

Foto Kaynak:
www.oceanarks.org
www.intrasystems.gr
www.nathanstravels.co.uk
http://whatisee.org |
|
|
|
 |
 |
 |
 |