| |
Zeytin Ağacı
İsveçli araştırmacılara göre dünyanın en yaşlı ağacı,
İsveç'te hala ayakta olan 9 bin 550 yıllık bir köknar ağacı
olduğuna göre, Manisa Celal Bayar Üniversitesinde Halen görev
yapan sn. Prof. Dr. Yasin Altan Zeytin ve
ZeytinyağındaTürkiye'nin yanısıra, dünyada da söz sahibi olan
Manisa-Akhisar bölgesinde 3.000 yaşında zeytin ağacının
yaşamakta olduğunu kendisi bana sözlü olarak bildirmiştir. Bu
bilgilere dayanarak, ayrıca fotoğrafını çektiğim 1500
yaşlarındaki zeytin ağaçlarının ortalama 1000- 3000 yıl
yaşadıkları tespit edilmiştir.
Zeytin ağacı; yetiştirilmesi zahmetli bir ağaç olmasına
rağmen, ana vatanı konusunda çeşitli tartışmalar bulunmakla
birlikte, ana vatanının, Güneydoğu Anadolu bölgesinin güneyleri
olduğu yolunda kuvvetli deliller bulunmaktadır. İlk defa bu
bölgelerde hasadı yapılmaya başlanan zeytin ağacı; kuzeyde,
Anadolu üzerinden Yunanistan, İtalya ve İspanya'ya; güneyde,
Mısır üzerinden Kuzey Afrika'ya yayılmıştır. 16. yüzyılda Kuzey
Amerika ve Latin Amerika ile birlikte Çin'e ve Japonya'ya
ulaşmıştır.
Zeytin ziraatının 6.000 yıldan beri yapıldığı bilinmektedir.
Bununla birlikte yapılan arkeolojik çalışmalarda, Ege
Denizi'ndeki Santorini adasında 39.000 yıllık zeytin ağacı
fosillerine rastlanmıştır. Yine yapılan bir arkeolojik çalışma,
İzmir'in Urla ilçesi yakınlarında bulunan antik Klazomenai
şehrinin, zamanının önemli bir zeytin ve zeytinyağı üretim
merkezi olduğunu göstermiştir.
Dünyada yaklaşık on milyon hektar arazi üzerinde 900
milyondan fazla zeytin ağacı vardır. Bu ağaçların % 98'i Akdeniz
ülkelerinde bulunmaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsü
rakamlarına göre, ülkemizde 100 milyona yakın zeytin ağacı
bulunmaktadır; bunların %90 kadarı meyve verir. Ülkemizde zeytin
üretimi, daha çok Akhisar, Aydın, İzmir, Muğla, Balıkesir,
Bursa, Manisa ve Çanakkale'de yoğunlaşmıştır. Türkiye'de 400 bin
aile, geçimini doğrudan zeytincilikten sağlamaktadır. Zeytin
ağacı sadece meyvesi ile değil; dalı, yaprağı ve kökü ile de
üreticisine katkıda bulunmaktadır. Sürekli yeşil kalan zeytin
yaprakları, budama sonrasında kurutulmakta ve sonra hayvan yemi
olarak kullanılmaktadır. Bu yapraklardan halk tıbbında
kullanılan çeşitli ilâçlar da yapılmaktadır. Budanmış zeytin
dallarından, yumru şeklinde dışa taşan ve budama ile çıkarılan
köklerinden önemli miktarda yakacak elde edilmektedir.
Zeytin Meyvesi
Zeytin meyvesinin ülkemizde, edremit, ayvalık, uslu, gemlik,
sarı ulak, saurani vb. olarak çeşitleri vardır. Zeytin ağacı,
iklim ve kültür özelliklerine dayanarak bir sene çok, bir sene
az ürün verir. Ürünün bol olduğu yıllarda 1,3 milyon tonluk
miktar ile dünya zeytin üretiminin %10'u ülkemizde
gerçekleştirilir. Zeytin meyvesi sofralık ve yağlık olmak üzere
iki şekilde değerlendirilir. Ülkemizde üretilen zeytinin %70'i
yağlık, %30'u sofralık olarak kullanılmaktadır.
Bir zeytin tanesi, 2-12 gram ağırlığında olabilir. Bunun
%13-30'u çekirdek, %66-85'i etli kısım ve %l,5-3,5'i kabuktan
oluşur. Sofralık zeytinin kabuğu ince, çekirdeği daha küçüktür.
Yeşil zeytinin yenebilen 100 gramı, 144 kalori enerji sağlar.
Ayrıca 13,5 gram yağ, 2,8 gram karbonhidrat, 1,5 gram protein,
90 miligram kalsiyum, 2 miligram demir ve 300 ünite A vitamini
ihtiva eder. Siyah zeytinin yenebilen 100 gramı ise, 207 kalori
enerji sağlar. Ayrıca bu tip zeytinde 21 gram yağ, 1,1 gram
karbonhidrat, 1,8 gram protein, 77 miligram kalsiyum, 1,6
miligram demir ve 60 ünite A vitamini depolanmıştır. Her iki
zeytin türünde daha düşük miktarlarda diğer vitaminler ve
mineraller de bulunmaktadır.
Zeytin, önemli bir yağ kaynağı olmakla birlikte A-vitamini,
demir ve kalsiyum muhtevası bakımından da önem taşımaktadır.
Zeytinin besleyici özellikleri bilim çevrelerince çok ayrıntılı
bir şekilde incelenmiştir. Besleyiciliği hususunda herkes bilgi
sahibi olmuştur.

Zeytinin yapısında bulunan ve yakın zamana kadar dikkate
alınmayan bir grup madde üzerinde, son yıllarda önemli
çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu maddeler zeytinin
yapısındaki proteinler içerisinde bulunmaktadır. İtalya'nın
Messina Üniversitesi'nden Bisignano ve arkadaşları, zeytinin
yapısında bulunan ve polifenoller denen bir grup madde
içerisinde bulunan sekoiridoidlerin, mikroorganizmalar üzerine
olan etkilerini incelemişlerdir. Çalışmaları sonucunda bu
maddelerin insanların solunum ve sindirim sisteminde hastalık
yapan bazı mikroorganizmalar üzerinde büyümeyi engelleyici veya
yavaşlatıcı tesiri olduğunu tespit etmişlerdir. Bu gözlemlere
dayanarak, zeytin ve zeytinyağındaki bu hazır antibiyotik
potansiyelden istifade edilerek, bazı maddelerin, yeni
antibiyotiklerin geliştirilmesi açısından önemli bir kaynak
olabileceği ileri sürülmüştür.
Toprak Özelliği
Zeytin, çok seçici olmamakla birlikte kalkerli-kumlu, besin
maddelerince zengin, PH’sı 6-8 seviyesinde olan topraklardan
hoşlanmaktadır. Taban suyu 1m.’den yakın olmamalıdır. Bu
seviyeye yakın topraklarla mutlaka drenaj uygulanmalıdır.
İklimi
Zeytin, 40 ºC ile -7 ºC arasındaki sıcaklıklarla dayanabilse
de iyi bir büyüme ve meyve oluşumu için sıcaklığın 15-25
ºC’lerde olması istenir. Zeytin’in soğuklama ihtiyacı 600 ila
1000 saat arasında değişmektedir. Ayrıca zeytinin iyi bir
gelişme gösterip, normal göz gelişimi için yeterli bir sıcaklık
toplamına ihtiyacı vardır. Zeytinin yıllık yağış isteği 650-800
mm’dir. Yaz aylarından, mevsim yağışlarına kadar yapılan
sulamalar zeytin irileşmesini ve yağ oluşumunun artmasını
sağlamaktadır. Ayrıca bu oluşmalar ertesi yıl meyve verecek
sürgünlerin gelişimini ve meyve gözlerinin oluşumunu
hızlandırmaktadır. Nemli havalarda, ağaç yapraklarından
gerçekleşen terleme azalır. Bu sayede sıcağın, bitkiye etkisi de
azalmış olur. Ancak aşırı nem bazı hastalıklara uygun ortamı
hazırlamaktadır. Çiçek zamanı yüksek nem ise döllenmeyi
kısıtlamaktadır. Mayıs ayı ve haziran başında esen rüzgârlar
döllenmeye yardımcı olurken, kış sonlarında esen rüzgârlar
toprak neminin azalmasına yol açar. Zeytin ağacı ışığı çok
sevdiğinden özellikle geçit bölgelerde güney yönleri tercih
edilmelidir. Sisli dağ etekleri ve vadiler zeytin için uygun
değildir. 800 m’den yüksek yerlerde zeytin yetiştirilmemektedir.
Zeytinyağı
Zeytinden elde edilen en önemli ürün olan zeytinyağı, dünyada
yılda 1,6-2,6 milyon ton civarında üretilmekte ve bunun %75-80
kadarı üretici ülkeler tarafından tüketilmektedir. Geriye kalan
%20-25'lik kısım ise, milletlerarası pazarlara sunulmaktadır.
Ülkemizdeki zeytinyağı üretimi ise, yıllara göre 40 bin ile 200
bin ton arasında değişmektedir.
Zeytinyağı, zeytinin ezilip sıkılması ve karasu denen
kısmının ayrıştırılması ile elde edilir. Zeytinyağı elde
edilmesi tamamen fizikî usullerle olup, kimyevî metotlar
içermemektedir. Başlıca üç çeşit zeytinyağı bulunmaktadır.
Natürel zeytinyağı, çiğ olarak tüketilebilen en kaliteli
zeytinyağıdır. Daha çok salata ve soslarda kullanılır. Rafine
zeytinyağı; fizikî usullerle rafine edilerek, lezzeti artırılan
ve asit oranı düşürülen yağ çeşididir. Rafine zeytinyağı daha
çok, pişirilen yemeklerde kullanılır. Ayrıca Rusya ve Amerika
gibi zeytinyağı tadına alışık olmayan ülkelerde
kullanılmaktadır. Rafine yağa %10-20 oranında natürel yağ
eklenmesi ile elde edilen Riviera tipi zeytinyağı ise; daha çok,
kızartmalarda ve pişirilen yemeklerde kullanılmaktadır.
Zeytinyağının %99,8'i trigliserid denen yağlardan
oluşmaktadır. Bunların %14'ü doymuş yağ asitlerinden, %72'si
tekli doymamış yağ asitlerinden, %12'si çoklu doymamış yağ
asitlerinden oluşmaktadır. Bir kilogram zeytinyağında ayrıca 300
miligram fenoller ve 150 miligram tokoferoller bulunur. Diğer
yemeklik yağlarla karşılaştırıldığında zeytinyağında, tekli
doymamış yağ asitlerinden oleik asidin çok yüksek nispetlerde
bulunduğu görülmüştür.
Zeytinyağının yüksek miktarlarda tüketildiği Akdeniz
ülkelerinde, kalp-damar hastalıkları ve kanser vakalarının daha
düşük oranlarda olması dikkat çekicidir. Kalp ve damar
hastalıklarının oluşumunda kolesterolün rolü iyi bilinmektedir.
Kolesterol, kanda LDL ve HDL denen iki grup lipoprotein
tarafından taşınmaktadır. HDL ile taşınan kolesterol karaciğerde
daha çok yıkıma uğrayarak kalp ve damar hastalığı gelişme
riskini azaltmaktadır. LDL ile taşınan kolesterol ise, kalp ve
damar hastalıklarının bir numaralı sebebidir. Bu yüzden
insanlarda LDL'nin düşük, HDL'nin yüksek olması, kalp ve damar
hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterecektir. Zeytinyağına
dayalı beslenmede LDL'nin düşük olması ve HDL seviyelerinin
yüksek kalması, kalp ve damar hastalıklarının gelişme riskini
azaltan en önemli sebeptir.

Zeytinyağının kanser oluşma riskini azaltması ise, bünyesine
konan fenollerin güçlü antioksidan etkisine bağlanmaktadır. Bu
maddelerin antioksidan tesirleri sebebiyle, DNA hasarına yol
açabilecek olan maddeleri nötralize ettikleri ve DNA üzerindeki
hasarın tamirine yardımcı oldukları düşünülmektedir. Alman
Kanser Araştırma Merkezi'nden Owen ve arkadaşları, zeytinyağı
kullanımının sağlık üzerine etkilerini değerlendirdikleri bir
derleme çalışmasında; bu yağın bünyesinde bulunan fenollerin
antioksidan özellikleri nedeniyle bazı kanserlerin (kalın
bağırsak, meme ve deri) ve koroner kalp hastalıklarının
gelişmesini engellediğini bildirmişlerdir.
İspanya'nın Sevilla Üniversitesi'nden Alarkon de la Lastra ve
arkadaşları, zeytinyağının faydalarını değerlendirdikleri bir
makale yayımlamışlardır. Bu makalede, zeytinyağının; kandaki LDL
kolesterolü azaltırken HDL kolesterolü artırdığı ve kalp
hastalığı riskini azalttığını; özellikle trigliserid
metabolizmasına olan etkileriyle kalın bağırsak ve meme kanseri
riskini azalttığını; inflamatuvar sitokinler üzerindeki
düzenleyici tesiri ile romatoid artrit gibi otoimmün hastalık
oluşumunu azalttığını; safra kesesinin düzenli boşalmasını
sağlaması sebebiyle kesede taş oluşma riskini azalttığını ve
ayrıca mide üzerine olan tesirleri sebebiyle, burada ülser
oluşma riskini azaltırken, mevcut ülserin de iyileşmesini
kolaylaştırdığını bildirmişlerdir.
Japonya'nın Kanazawa Üniversitesi'nden Budiyanto ve
arkadaşları, kanser yapıcı ultraviyole ışınlarına maruz
bırakılan farelerde deriye uygulanan zeytinyağının tesirlerini
incelemişlerdir. Fareleri üç gruba ayırarak, birinci gruba
zeytinyağı sürülmezken, ikinci gruba ışınlama öncesi, üçüncü
gruba ışınlama sonrası zeytinyağı sürmüşlerdir. Kanser yapıcı
ışınlara maruz bırakıldıktan sonra, zeytinyağı sürülen grupta,
çok daha düşük oranlarda kanser geliştiğini gözlemişlerdir.
Kalbimize, damarlarımıza ve kansere çare, bir ağacın
meyvesinde depolanmış. Zeytinyağının henüz keşfedilmemiş başka
özelliklerinin de olduğuna inanılmaktadır. Bu özellikler ortaya
çıktıkça, tüketimi daha da artacak, bunun yanı sıra yeni ilâç ve
tedavi metotlarının geliştirilmesi için yol gösterici olacaktır.
Ayrıca ilâç ve kozmetik sanayiinde katkı maddesi olarak yaygın
bir şekilde kullanılmaktadır. Zaten halk arasında da yıllardan
beri birçok saç ve deri hastalığında zeytinyağı
kullanılmaktadır.
Bu kadar çok faydası olan ve ülkemizde bol miktarda üretilen
zeytinyağı, insanlarımız tarafından ne yazık ki yeterince
tüketilmemektedir. Kişi başına yıllık zeytinyağı tüketimi;
Yunanistan'da 21, İtalya'da 12, İspanya ve Tunus'ta 10,
Suriye'de 6 ve Portekiz'de 5 kilogram iken, ülkemizde sadece 1
kilogram seviyesindedir. Dileğimiz daha modern tekniklerle
yapılacak zeytincilik ile ülkemizde zeytin ve zeytinyağı
üretiminin artırılması tüm dünyada yaşayanlara katkı
sağlayacaktır.
Fotoğraf: İrfan Yurtbahar
İleten : Osman Ülker
Şadi Gücüm'e
teşekkürlerimizle
Denizce

06.01.2010
|
|