|
Hızla büyüyen organizasyonların yenilikçi, motivasyonu yüksek ve
verimli çalışanlara ihtiyacı vardır. Ancak günümüzde, çoğu
organizasyonda çalışanların morali ve iş tatmini çok düşük düzeyde
kalmakta ve çalışanların çoğu, kendilerinin “tüketildiğini”
düşünmektedirler. Köklü değişimler, çatışmalar, stres, iletişimsizlik
ve düşük motivasyonun doğurduğu sorunlar çalışanların enerjilerini
alıp götürmektedir. İş tatminsizliğinin ve düşük performansın ağır
faturasını ödemek istemeyen liderler, sistemler ve süreçler üzerinde
olduğu kadar çalışanların duyguları üzerinde de odaklanmak
zorundadırlar.
Çalışanlarının duygularını anlamayan ve yönetemeyen liderler,
onların düşüncelerini ve eylemlerini de yönetemeyeceklerdir.
Duyguların yönetiminde başarılı olmak için aşağıdaki ilke ve önerilere
de dikkat etmekte yarar vardır. Bu, bir taraftan, organizasyonda
çalışanların performanslarını artıracak, iş tatminlerini yükseltecek,
diğer taraftan organizasyonun amaçlarının gerçekleşmesini
sağlayacaktır.
1.
Duyguları paylaşacak ve destekleyecek bir organizasyonel yapı kurun ve
uygun süreçleri oluşturun.
İş
ortamında hiyerarşik yapının ve aşırı fonksiyonel bölümlenmenin yol
açtığı kopukluklar ve iletişimsizlik duyguların ifade edilmesini ve
paylaşılmasını engeller. Çalışanlar, departmanlarının kalın duvarları
içinde ya da silolarında duygularıyla başbaşa
bırakılmamalıdırlar. Yapı ve süreçler insanların duygularının olumlu
yanlarını geliştirecek ve kullanacak, olumsuz yanlarını da giderecek
şekilde oluşturulmalıdır.
2.
Olumlu ilişkileri ve bunlardan kaynaklanan duyguları destekleyen bir
kültür oluşturun.
Organizasyon, her türlü araç ve yöntemi kullanarak insanlar arasındaki
olumlu ilişkileri güçlendirecek ortamı yaratmalıdır. Kurumsal kültür;
şarkılar, sloganlar, logolar, renkler ve semboller, törenler,
hikâyeler ve kahramanlar gibi unsurlardan yararlanarak duygusal
paylaşımı desteklemelidir. Liderlerin yenilikçiliği, özgürlüğü,
eğlenceyi ve canlılığı destekleyecek, insanların sabah gelmekten keyif
alacakları bir çalışma ortamı yaratmaları gerekir.
İnsanları
takdir etme yöntemleri yalnızca parasal ödüllerle sınırlı değildir.
Bir el sıkışma, bir sırt sıvazlama ya da bir üst yöneticiden kişisel
bir teşekkür notu da bir çalışanın motivasyonunu uzunca bir süre
yüksek tutmaya yetebilir. Çalışanlarına güvenen ve onlarla gurur duyan
bir organizasyon olun. Bu konudaki kararlılığınızı değişik ortamlarda
değişik şekillerde gösterin. Çalışanlarınızın kendilerini değerli
hissettikleri bir kültür yaratın.
3.
Etkili iletişimi sağlamak için elinizden gelen herşeyi yapın.
Çalışanlar arasında, organizasyonun tüm basamaklarında dürüst, açık
ve etkili iletişim özendirilmelidir. Gerekiyorsa, bu konuda tutum,
bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik eğitimler düzenlenmelidir.
Yöneticiler, iletişimin tüm araçlarını yere, zamana ve duruma göre en
uygun olanlarını öne çıkararak etkili bir biçimde kullanmalıdırlar.
Ancak, iletişimi yalnızca gelişmiş teknolojileri kullanarak yapılan
bir enformasyon aktarımı olarak görmemek gerekir. Etkili iletişimde
önemli olan araçların kullanımı değil, insan duygularının
paylaşımıdır.
Bugün pek çok kişi için iletişim peşpeşe gelen memolar, uzayan
toplantılar ve olumsuz geribildirimlerle dolu bir alışkanlıktan başka
bir anlam ifade etmemektedir. Kararlar alınmadan önce çalışanların
katkısını istemek, kararları benimsemelerini kolaylaştırır. Dedikodu
çarklarının daha hızlı dönmeye başladığını fark eder etmez toplantılar
düzenleyin ve çalışanların sorularını sormalarına, kaygılarını dile
getirmelerine izin verin. Çalışanlar kendilerine gerçeklerin
anlatılmasını isterler. En üstten başlayan dürüstlük ve açıklık,
işyerinde güven ortamı oluşturur.
4.
Çalışanlara, onları zorlayacak büyük bir resim sunun, vizyon verin.
Çalışanlar şirketin amacının ne olduğunu, oyunun nasıl oynandığını ve
kendilerinin nasıl katkıda bulunacaklarını bilmek isterler. Bu
bilgiler olmadığı zaman çalışanlar yararlı katkılarda bulunmalarını
sağlayacak bir yapısal çerçeveden yoksun kalırlar. Ancak, büyük resmin
ne olduğunu entelektüel düzeyde bilmek yeterli değildir: Çalışanların
zekası büyük resim duygusal düzeyde de anlaşıldığı ve değeri kabul
edildiği zaman sınırlarından kurtulup harekete geçecektir.
Çalışanların ancak o zaman ürünleri, hizmetleri ve süreçleri nasıl
geliştirecekleri üzerinde kafa yormaya başlayacaklarını bilin.
5.
Çalışanlara yaptıkları iş üzerinde söz sahibi olma hakkını tanıyın.
Çalışanlara yaptıkları iş üzerinde kontrol hakkı tanınmaması ve
sonuçların sonradan öğenilmesi, onlar üzerinde bir çaresizlik
duygusuna yol açar; insanlar artık çözüm aramak için hiçbir girişimde
bulunmaz olurlar, çünkü bir çözüm olmadığını “bilirler”. Bu da
yenilik ya da sorunların zekice çözümü açısından verimli bir zemin
olamaz. Kendisini çaresiz hissetmek insanları yalnızca sorunlara çözüm
aramaktan alıkoymakla kalmayıp, onların düşünme yeteneklerini de
etkiler. İnsanlar kendilerini güçsüz ve çaresiz hissettiklerinde,
akıllarını kullanmayı bırakırlar. İşleri üzerinde söz sahibi
olmadıkça ve değerlendirme yapıp sonuca ulaşma yeteneklerini
kullanmalarına izin verilmedikçe, çalışanlar, aşağıya doğru inen bir
sarmal üzerinde giderek daha kötü değerlendirmeler yapar, daha kötü
kararlar verirler; bu da, çaresizlik duygularını artırarak akıllarını
giderek daha az kullanabilmelerine yol açar. Çalışanları değerlendirme
yapmaya, kararlar vermeye, iş yaşamları üzerinde söz sahibi olmaya
özendirin ve böylece onların “düşünce güçlerinin” gelişmesini
sağlayın.
Çalışanlarınızın yaptıkları işe kendilerini katmalarına izin verin.
Bir yönetici olarak misyon bildirinizi yazın, bunu çalışanlarınızla
paylaşın ve onlara kendi misyon bildirilerini yazmalarını söyleyin.
6.
Güven ilişkilerini güçlendiren bir ortam yaratın.
Bilgiler
ve duygular eğer paylaşılırsa hızla değer kazanır ve gelişir. Ancak,
güvenin söz konusu olmadığı, insanların kolayca harcanabilecekleri
düşündükleri organizasyonlarda hiç kimse elindeki pazarlık kozunu
vermek, yani işini korumasına yardım edebilecek özel bilgi ve
becerilerini paylaşmak istemez. Çoğu organizasyonda bilgi güç değil,
güvenlik içinde olmak demektir. Organizasyona güven duymayan ve
kolayca gözden çıkarılabileceğini düşünen bir kişi bilgisini ve
zihinsel gücünü kendisine saklar. Bildiklerini başkası ile paylaşırsa
değerinin azalacağını düşünür. Güvensizliğin egemen olduğu ortamlarda
çok önemli bilgilerin ve zihinsel becerilerin büyük bir kısmı bir
kenarda bekler, ancak ara sıra kullanılmak üzere ortaya çıkarılır.
7.
Yöneticileri çalışanlarına yol gösterip onları eğittikleri için
ödüllendirin.
Başarılı
organizasyonlar, kalıpların dışında düşünebilmek için duygusal
güvenliğin gerekli olduğunu bilirler. Çalışanları kendi başlarına
düşündükleri için cezalandırmak ya da bir sorunun yanıtını almak için
patrona koştuklarından dolayı ödüllendirmek, onların akıllarını
kullanamamalarına neden olur. “Her şeyi bilen” yöneticilerin
yanında “Hiçbir şey bilmeyen” çalışanlar bulunur. Yöneticiler,
her şeyin yanıtını bilemeyeceklerini rahatça kabullendikleri ve
çalışanlarına kendi çözümlerini üretmeleri için yol gösterebildikleri
zaman çalışanların kendilerine güveni ve verdikleri değer artar.
8.
Başarıyı yakalamayı, paylaşmayı ve kullanmayı bir eğlence haline
getirin, kutlayın ve ödüllendirin.
Başarılı organizasyonlar, düşünce ile duygu arasındaki ilişkiyi
anlamışlardır. Bilgi ve duygu paylaşımının keyfini çalışanlarına
yaşatır ve bunu kutlarlar.
Başarılı organizasyonlar,
diğer
bazı organizasyonların olumlu duygular yaratan bir kültürü nasıl
oluşturduklarına ve bunun karşılığında çalışanlarını nasıl
ödüllendirildiklerine ilişkin örnekleri izlerler. Ayrıca, çalışanların
olumlu ilişkiler geliştirerek iş arkadaşlarının sahip oldukları
bilgileri daha iyi iş çıkarmak ya da işlerini kolaylaştırmak için
birlikte nasıl kullandıklarına ilişkin örnekleri de çalışanlarına
aktarırlar. “Ödüllendirilen davranış tekrarlanır”
ifadesi burada da geçerlidir. Güvenin egemen olduğu, bilginin
paylaşıldığı bir kültür yaratmak için, ortak duyguların paylaşıldığı
etkinlikler düzenleyin, eğitimler yapın. Bu eylemleri kutlayın,
ödüllendirin.
İşyerlerinde uygulanan ödüllendirme yöntemlerini motivasyon
üzerindeki etkileri açısından sıraya dizmeleri istendiğinde çalışanlar
genellikle şu üç unsuru en başa koymaktadır: ilginç bir iş,
yaptıkları işin takdir edilmesi ve olayların “içinde” yer alıyor olma
duygusu.
9.
Düşünmeye ve değerlendirmeye zaman ayrılmasını isteyin.
Olumlu
ilişkilere dayalı bir kurumsal kültürün yaratılmasında geçmiş
deneyimler üzerine düşünmek ve bunları değerlendirmek çok önemlidir.
Üzerinde düşünmediğimiz sürece deneyimlerden ders alamaz, yeni
inançlar ve değerler geliştiremeyiz. İnsanların sürekli olarak bir
işten diğerine koşmalarını beklemek ve bu davranışı ödüllendirmek ise,
organizasyonlarda performans ve iş tatmini kısıtlayan bir tutumdur.
Çalışanlardan zaman zaman duygularını, tutumlarını, inanç ve
değerlerini düşünmeye ve değerlendirmeye zaman ayırmalarını isteyin.
10. Olumlu bir
duygusal ortam yaratın.
Başarılı organizasyonlar, duygular ile aklın
birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe olduklarını sezgileriyle bilirler.
Duygular dikkatimizin odaklanmasını sağlar ve düşüncemizi
şekillendirir. Ne düşündüğümüzü ve neleri fark ettiğimizi etkileyerek
dikkatimizin odaklanmasını sağlarlar. Yaptıkları işten heyecan ve
gurur duyan, kendilerine değer verildiğini hisseden çalışanlar,
kuruluşlarını daha iyi hale getirmenin yolları üzerinde düşünür ve bu
konudaki fırsatlara karşı uyanık olurlar. Üstlerinden gelen
geribildirimi, müşterilerin tepkilerini ve pazardaki değişiklikleri
olumlu bir biçimde yorumlar ve olumlu tepkiler verirler. Entelektüel
güçlerinin tamamını kullanırlar. Yaratıcı, esnek ve analitik
düşünürler. Korku duyguları içinde yaşayan, kırgın ve sıkıntı içindeki
çalışanlar ise, entelektüel kapasitelerinin büyük bir bölümünü
kaybederler ve bunun sonucu olarak katı, ilkel, dağınık, basit ve
yüzeysel düşünmeye başlarlar. Bunun nedeni acı verici gerçekten kaçma
isteğidir. Olumsuz duygusal durumlar ile entelektüel işlevler
arasındaki bu ilişkiyi anlamak, insan kaynaklarını en iyi şekilde
değerlendirmek isteyen kuruluşlar açısından çok önemlidir.
Hızla büyüyen organizasyonlar, zihinsel ve duygusal farklılıklardan
yararlanırlar. Çok sayıda ve çeşitlilikte insanın bir ekip
oluşturmasının ne kadar büyük bir potansiyel güç yaratacağını
bilirler. Başarılı liderler, insanlara, oldukları gibi olma fırsatı
tanırlar; zaten kendileri de özgün ve gerçektirler. Kişisel vizyonunu,
duygularını ve düşlerini çalışanlarıyla paylaşan liderler, bunun
karşılığını alırlar. Yüksek performans hedefleri belirleyin,
içinizdeki heyecanı, coşkuyu paylaşın. Her gelişmeyi ve başarıyı
kutlayın! Çalışanlar işlerini sevdikleri ve kendilerine değer
verildiğini hissettikleri zaman, tüm bilgi ve becerilerini işe
vereceklerdir.
Hızla büyüyen organizasyonlarda çalışanların yenilikçi, kararlı ve
yeni talepleri karşılamaya hazır olmaları, bunun için kendilerini
geliştirmeyi istemeleri gerekir. Bu da, ancak çalışanların güven
duyma, değerli olduklarını hissetme ve işlerinin bir anlamı olduğunu
düşünme ihtiyaçlarının karşılanması halinde gerçekleşebilecektir.
Prof.Dr. İsmet S. Barutcugil'e
teşekkürlerimizle
Denizce

Kaynaklar:
Barutcugil, İsmet, Duyguların Yönetimi, Kariyer Yayınları, İstanbul,
2002
Scott, C.D., Jaffe, D.T., Managing Personal Change, Crisp Publ., 1989
Boehm, B., Logan, L., Turbulent Teams: Navigating Through Conflict
During Change,
ASTD, 18 May 1997
(İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ Dergisi, Sayı 14, Ağustos-Eylül 2003'te
yayınlanmıştır.)
|